Bu soruyu kendim uydurmadım. Urfa dolaylarından Meksika görünümlü mekanlarda geçen bir dizimizde iki eşten yenisinin diğerine ben taze meyveyim dediğini duydum, ondan türettim.
Kumalığa takılmadım da buna mı takıldım şimdi? Bu kumalık konusu, hep vardı da, meyve olayı yeni çıktı desem o da değil.
Şöyle laflar var zaten, biliyorsunuz. Kadın var vişne gibidir, reçel yapılır tabak tabak. Kadın var kabak gibidir, yandın çıkarsa kabak. Kadın var portakal gibidir, dilim dilim tutulur. Kadın var, fıstık gibidir avuç avuç yutulur. Ama ne olursa olsunlar, evlenince tüm erkekler ayvayı yer. Sanırım dizi senaristlerinin de bu laflardan haberleri vardır. En azından meyve benzetmesi, onların entellik düzeyleriyle ilgili olarak, bende öyle bir umut uyandırdı.
Şimdilerde yalı dizileri yerlerini aşiret dizilerine bıraktı malum. Bir de tarihi dizilerimiz var tabii ki. Gençlerimiz tarihimizi kitap veya belgesellerden değil bunlardan öğreniyorlar, aferin. Hem zararlı da değil onlar. Elde kılıç ve atla dolaşacak halleri yok, özenip de. Ama aşiret dizilerine bakıp çok eşli evlilikleri, düşman aileyle olan hesaplaşmaları ve yasak aşkları, akıllı usluyken birden hallenip silah çekmeleri, şiddeti, kötülüğü, çeteleşmeyi, abuk subuk konuşmayı rol model olarak kabul etmeleri, gelişim çağında sorun olabilir.
En azından biraz Hollywood filmleri gibi iyilerin de olduğu, savaştığı, hatta kazandığı karakterler olsa, onları örnek alabilirler. Tabii işin bir de bizim dizilerin gösterildiği ülkelerde yarattığı tuhaflıklar var. Diziye bakıp ülkeyi Meksika gibi sanmaları bir yana da (hatta Meksikalılar bile acaba bizde nerde çekildi bu sorusunu da sorabilirler), kendi ülke erkeklerini bu diziler nedeniyle yumuşak ve ilgisiz bulan Rus kadınları ne yapacak? Oralardaki aile yapıları da bozulmayacak mı? Dert ettiğim şeye bak şimdi. Gündüzleri kadın programlarındaki itirafları, çarpık ilişkileri, anormal olayları duyunca, diziler bunların yanında çerez gibi kalıyor, mirim deseler, verecek cevabımız var mı? Yok!
Aile yapımız deyince de o yapı değişeli çok oldu, o da ayrı. Geniş aileler, ailenin büyükleriyle ve akrabalarla ilişkiler geride kaldı. Her şey, nohut oda bakla sofa evlerde, gün boyu açık kalan TV ekranlarındaki karakterlerle kendini özleştirmeye kaldı. Onların acısı acımız oldu. Rahmetli annem, Brezilya dizisi seyrede seyrede nerdeyse dizideki karakterlerle konuşacak hale gelmişti de bana sen kimsin diye bakardı. O derece yani. Tabii ergenler de telefonda kuruyorlar dünyalarını, ilişkilerini.
Konuşmaları da emojilere sığmış, kelimeler kısalmış ve deforme olmuş durumda. Bu durumda, kadın kadın kadına ben taze mevyeyim sen çürük diyorsa, ham meyveyi kopardılar dalından beni ayırdılar zalim yârimden diyorlarsa hayret edecek bir şey yok kanka. (Bu kelime gençler arasında çok geçerli. O nedenle kullandım.)
Sadece eleştirim şu: Dizilerdeki kadınlar erkeklere karşı gerçek hayatta olmadıkları kadar affediciler. Uçurumdan at beni, aşağı in de tut beni kıvamındalar. Nitekim sağ kalırlarsa da iki bakışa bir de çileğim lafına tav oluyorlar. Ama okumuş meslek sahibi olmuş adamların, mesleğini bırakıp ağalığa dönmesi hiç içime sinmiyor. Kadınlar zaten işsizler. Kumalar, hangimiz iyi yemek yapacak, hangimiz hem de güzel görünecek telaşı içindeler. Bir de deniyor ki efendim, dizilerdeki karakterler derin değilmiş.
Yahu üç-beş haftada reyting yapamadığı için kaldırılan dizide hangi karakter derinleşebilir? Olsun şu eski Brezilya dizileri gibi 300 bölüm filan, bakın ne derin karakterler oluşur. Hatta dizilerde zamanın o kadar ağır geçmesine özenirsiniz bile.
Bu yazıdan da anlaşılacağı üzere, kafalar karışık. Zaten zorlu yaşam koşulları, asgari geçim zorlukları, adaletsiz ücretler ve ekonominin hali ortada yokken, size söyleyeceğim şu. Takmayın dizileri kafaya.
Kuşa bakın kuşa…
Başka bir kuşu kaptırmış götürüyor.
