Gürültü ve patırtının ortasında sükunetle dolaşmayı, sessizlikteki huzuru hepimiz zaman zaman özleriz. O yüzdendir hep sakin bir yerlere gidip bir süre kafa dinleme isteği vardır. Ama bir yandan da hiç tanımadığımız birileriyle kısa sohbetler yapmak, ruhumuza iyi gelir.

O zaman şunları söylemek gerekir… Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında, verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut. Birine teslim ol demiyorum. İçten ol, telaşsız, kısa ve açık seçik konuş.

Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil olduklarında bile dinle onları. Çünkü dünyada herkesin bir öyküsü vardır. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen, boş bırakma, hayatta tek dayanağın odur. 

Seveceğin bir iş seçersen, yaşamında bir an bile çalışmış olmazsın. İşini öyle sev ki, başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken, verdiklerinle de yepyeni hayatları başlatırsın.

Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol sözüne sadık kal. Sevmediğin zamanlar rol yapma. Sever gibi görünme. Çevrene deneyimlerin ışığında önerilerde bulun. Ama hükmetme. 

İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığını yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunluktaki bir kumsaldaki bir kum tanesinden daha çok değildir. 

Aşka burun kıvırma sakın, o çöl ortasında yemyeşil bir bahçedir. 

O bahçeye lâyık bir bahçıvan olmak için, her bitkinin sürekli bir bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.

Kaybetmeyi ahlâksız bir kazanca tercih et. Kaybın acısı bir an, ikincinin azabı bir ömür boyu sürer.

Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda yenilmen bile zafer sayılır. Bu dünyada geride kalanlara bırakabileceğin en büyük miras dürüstlüktür.

Yılların geçmesine öfkelenme, gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.

Yapamayacağın şeylerin, yapabileceklerini engellemesine izin verme. 

Rüzgârın yönünü değiştiremeyeceğine göre, yelkenlerini rüzgâra çevir. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenir. 

Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkânsızdır. 

Onun için, kavgalarını sürdürürken bile kendinle barış içinde ol. Doğduğun anı hatırlamazsın ama bil ki, sen ağlarken herkes sevinç duymuştu doğumuna. 

Öyle bir ömür geçir ki,. Herkes ağlasın öldüğünde, sen giderken mutlulukla gülümse. Sabırlı, şefkatli, bağışlayıcı ol.

Eninde sonunda bütün servetin sensin, görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine karşın dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekânıdır…

İnsan olmak ve kalmak, zor zanaat. Hayatı hem kendisine hem başkalarına zehir edenler, yazdıklarıyla kafanıza virüs sokanlar yok mu? Varlar!

Siz yine de .aşkalarının yanlış fikirlerinin, dünya görüşlerinin çöpü olmayın. Kimsenin yaşam enerjinizi, insan sevginizi, umutlarınızı tüketmesine izin vermeyin.

Herkesin, her türlü değeri yok ettiği, içini boşalttığı bir dünyada, hiç olmazsa kendinizi koruyun.

Şair Yusuf Alper, ‘İnsan bir insandır” adlı şiirinin son beş dizesinde şöyle seslenir. 

“İnsan bir sevdadır / Her sabah külünden yeniden doğar / Elini yüzünü yıkar, öper çocuklarını / Öper kalemini, karısını, güneşi /

İnsan bir insandır – çoğu zaman-.”

Bitki de, taş toprak da, hayvan da, bulut da, denizler de ve onda bir damla olmak da iyi. Güneş olmak, en güzeli.

Ama insan olmak var ya, insan olmak, dünyalara bedel. Hem de çoğu zaman değil, her zaman. 

Bunu daha çabuk kavrayanlar, daha mutlu yaşayacaklar.

İnsan olarak… İnsan kalarak!

Lübnan asıllı ABD’li Şair Halil Cibran (1883-1931) bakın ne diyor:

Yaşam bizi kaldırıp bir yerden bir yere taşırken, yazgı da bir noktadan diğer bir noktaya doğru sürükler. 

Ve bu ikili arasında sıkışıp kalmış olan bizler, bu nedenledir ki, ancak bizlere ürküntü verecek sesleri duymakta ve 

yolumuzda bir engel gibi dikilmekte olanları görmekteyizdir. 

Güzellikleri görmeye hazırım bugün. Engelleri değil.

Gördüm. Şükür…

Günaydın ve iyi geceler…