Geçen akşam, köklü bir geleneğin çağdaş bir sorumlulukla buluştuğu bir törene tanıklık ettim. Galatasaray camiasının değer temelli duruşunu temsil eden Galatasaray Ödülü bu yıl, yapay zekâ ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanında küresel ölçekte çalışan bir isme, Gülser Corat’a verildi.
Galatasaray Ödülü yalnızca bir yılın değil, bir geleneğin taşıyıcısı. Farklı disiplinlerde toplumsal katkı ve entelektüel etki yaratan isimlere verilen bu onurlandırma; yıllar içinde ekonomi, bilim, sanat, hukuk ve medya dünyasından önemli figürleri ağırladı. Ekonomi alanında çalışmalarıyla küresel ölçekte referans kabul edilen Daron Acemoğlu, astrofizik alanındaki çalışmalarıyla bilime yön veren Feryal Özel, sahne sanatlarında iz bırakan Ferhan Şensoy ve gazetecilik alanında kamusal hafızaya katkı sunan Ali Sirmen gibi isimler geçmiş yıllarda bu ödülün sahipleri arasında yer aldı. Bu tablo, ödülün popüler başarıdan çok kalıcı etkiyi ve toplumsal değeri merkeze aldığını gösteriyor.
Ama gecenin asıl çarpıcı kısmı, Gülser Corat’ın yaklaşık bir saat süren konuşmasının içinden çıkan bir gerçeklikti. Ve bu gerçeklik, aslında içinde yaşadığımız dijital dünyanın görünmeyen mimarisine dair sert bir yüzleşmeydi. Dijital dünyanın sandığımız kadar nötr olmadığı gerçeğini verilerle önümüze koydu Corat.
UNESCO’dan yapay zekâya uzanan bir mücadele
Corat Türkiye’de hak ettiği kadar tanınmasa da uluslararası çevrelerde saygın bir üne sahip. 2004–2020 yılları arasında UNESCO’da Cinsiyet Eşitliği Direktörü olarak görev yaptı ve bu süreçte cinsiyet eşitliğini kurumun iki küresel önceliğinden biri haline getiren isimlerden biri oldu. Kız çocuklarının STEM alanlarına katılımı, dijital becerilerdeki cinsiyet uçurumu ve yapay zekâdaki önyargılar üzerine yürüttüğü çalışmalar, bu başlıkları uluslararası politika gündemine taşıdı.
Bugün ise kurucusu olduğu No Bias AI platformuyla yapay zekâ sistemlerindeki önyargıları araştırıyor, belgeliyor ve teknoloji dünyasına ayna tutuyor. Yani meseleye sadece akademik değil, küresel politika ve teknoloji üretim merkezlerinin içinden bakıyor. Dada da önemlisi Corat araştırma yapıp, bunu konferanslarda anlatmayı sürdürdükçe teknoloji şirketleri kayıtsız kalama lüksüne sahip olmadıklarını görüyor ve sistemlerinde iyileşme yapmak zorunda kalıyor.
2025 yılının ekim ayında Gülser Corat, Özyeğin Üniversitesi Seçkin Liderler Programı kapsamında İstanbul’a gelmişti. Üniversite’nin Yapay Zeka Platformu’nun lansmanı kapsamında kendisyle bir araya gelme fırsatım olmuştu. Gülser Corat Özyeğin Üniversitesi’nde bu kapsamda yer almaya devam ediyor. Yıl boyunca ÖzÜ kampüsünde yürütülen seminerler, paneller, çalıştaylar ve mentörlük oturumlarıyla öğrencilerle, akademisyenlerle ve üniversite paydaşlarıyla bir arada oluyor.
Veri tarafsız değil!
Ödül konuşmasında Corat’ın altını çizdiği nokta netti:
Bugün internette dolaşan bilginin, dijital içeriğin ve dolayısıyla yapay zekâ sistemlerinin beslendiği veri havuzunun büyük kısmı, genç, beyaz, İngilizce konuşan erkekler tarafından üretiliyor.
Bir başka deyişle:
Algoritmalar nötr değil.
Veri tarafsız değil.
Dijital dünya sandığımız kadar “evrensel” değil.
Corat’ın verdiği oran ürkütücüydü: İnternetteki içerik üretiminin çoğunluğu erkekler tarafından yapılıyor. Yani yapay zekâ sistemleri, dünyayı anlamayı, dili öğrenmeyi, karar üretmeyi; ağırlıklı olarak erkek bakış açısıyla yazılmış bir veri evreninden öğreniyor. Üstelik internetin yüzde 50’si İngilizce olduğu için, verilerin yüzde 50’si İngilizce konuşan ülkelerdeki beyaz erkeklerden geliyor. Veriler hep ve sadece bir tarafı kayırıyor. Algoritmaları 18-25 yaşındaki genç Amerikalı erkekler yazıyor ve onların da yüzde 90’ı beyaz.
Bu sadece bir temsil meselesi değil.
Bu, geleceğin nasıl kodlandığı meselesi.
Corat’ın en kritik vurgularından biri de teknoloji şirketlerinin sıkça kullandığı bir cümleydi:
“Şirketimizde çalışanların %20’si kadın.”
Kulağa ilerleme gibi geliyor. Ama değil.
Çünkü o %20’nin içinde insan kaynakları, iletişim, hukuk, idari işler gibi tüm birimler var. Yani şirketin varlığını sürdüren yapılar.
Oysa asıl soru şu:
Algoritmayı kim yazıyor?
Yapay zekâyı kim eğitiyor?
Karar sistemlerini kim tasarlıyor?
Corat, ‘Bu alanlarda kadın oranı çok daha düşük. Yani teknolojiyi üreten, geleceği kodlayan çekirdek kadrolarda cinsiyet dengesi yok’ diyor.
Sonuç?
Yapay zekâ sistemleri; işe alımda, kredi değerlendirmelerinde, sağlık teknolojilerinde, güvenlik yazılımlarında, hatta içerik önerilerinde bile var olan önyargıları yeniden üretebiliyor. Çünkü beslendiği veri ve onu kuran zihinler homojen.
Corat’ın mücadelesi tam da burada başlıyor.
Kadınların teknoloji sektöründe bulunmasını değil, teknolojiyi üreten merkezde yer almasını savunuyor.
Bu mesele sadece kadınların meselesi değil
Konuşmasının en güçlü taraflarından biri de buydu. Corat meseleyi “kadınların teknolojiye katılımı” gibi dar bir çerçevede anlatmıyor.
Bu bir demokrasi meselesi diyor.
Bu bir adalet meselesi.
Bu, geleceğin nasıl şekilleneceği meselesi.
Eğer yapay zekâ sistemleri; dünyayı, dili, toplumu tek bir sosyolojik grubun perspektifinden öğrenirse, o zaman geleceğin dijital altyapısı da o bakış açısına göre şekillenir.
Yani sorun sadece kadınların temsili değil; farklı kültürlerin, farklı coğrafyaların, farklı sosyoekonomik kesimlerin, farklı yaşam deneyimlerinin temsili.
Neden önemli? Çünkü yapay zekâ artık “teknoloji” değil, altyapı
Corat’ın çizdiği tabloyu dinlerken şunu düşündüm:
Yapay zekâ artık bir sektör değil. Elektrik gibi, su gibi bir altyapı.
Ve o altyapıyı kim kurarsa, dünyanın işleyişini de o belirliyor.
İşe alım sistemlerinden eğitim platformlarına, sağlık teşhislerinden güvenlik uygulamalarına kadar pek çok alanda karar destek sistemleri devrede. Eğer bu sistemler tek bir grubun verisi ve zihniyetiyle şekillenirse, eşitsizlikler dijitalleşerek kalıcı hale gelebilir.
Asıl soru şu: Geleceği kim yazıyor?
Gülser Corat’ın konuşması, bir ödül konuşmasından çok bir uyarıydı.
Ekranlarımızda gördüğümüz dünya ile gerçekte kodlanan dünya aynı değil.
“Dijital” olan, “tarafsız” değil.
“Veri” olan, “objektif” değil.
Ve belki de en kritik cümle şuydu:
Eğer kadınlar ve farklı toplumsal gruplar teknolojinin üretim merkezinde yer almazsa, geleceğin dijital sistemi geçmişin eşitsizliklerini taşıyacak.
Yani mesele sadece bugünün değil.
Mesele, yarının adaleti.
