Wagner’in ileVerdi ile aynı dönemde opera bestelemelerine rağmen birbirleriyle hiç sohbet etmediler. 

Bunda Wagner’in hemen herkesi küçümseyen karakteri önemli etkendi tabii, ama ayrıca unutulmamalıdır ki Alman opera ekolü İtalyan opera ekolü ile tam anlamıyla zıttı. 

Fransızlar opera anlayışında İtalya’ya yakındılar. Ayrıca Fransızlar operada görsel efektlere çok önem veriyordu. 

Alman ekolü ve İtalya opera konusunda neredeyse birbirlerine düşman gibiydiler. İtalya’da opera bir halk eğlencesi olarak kabul edilirdi. Besteciler de halkın beğenisine göre, gündelik olaylardan, neşeli temposu olan eğlendirici operalar bestelemeyi tercih ederlerdi. İtalyan operalarında “bel canto” yani güzel şarkıların şarkıcılar tarafından fazla zorlanmadan söylenildiği bir üslup hâkimdi.

Alman ekolünde ise haddinden fazla bir ciddiyet vardı. Felsefenin ülkesi Almanlara göre klasik müzik de opera da insanlığın büyük sorunlarına bir cevap getirmek için sahnelenmekteydi. Bu nedenle Alman operasına “opera serie” (ciddi opera) İtalyan operasına ise “opera buffa” (komik opera) genel tanımı yapılırdı. 

***

Wagner, Alman dünyasında kendinden önce gelen büyük isimlerden  bile (örneğin Bach, Beethoven) daha ciddiydi. 

Onun dünyanın nasıl olması konusunda kesin fikirleri vardı ve var olana ise eleştirileri boldu. Bu yüzden en büyük eseri olarak gördüğü Der Ring des Nibelungen’ın sadece bizzat inşa ettirdiği Bayreuth sahnesinde çok sıkı kontrolü altında sahnelenmesine izin veriyordu.

Wagner bu işin peşindeyken Verdi ise tam bir İtalyan gibi yaşıyordu. Hayatı seven, iyi âşık olan ve yaptırdığı kır evine çekilip hayatın keyfini çıkarmayı isteyen doğal bir Akdenizli gibi düşünüyordu. Bu halinin tersine, iş opera bestelemeye gelince onun da ciddi olduğunu da unutmayın. 

Wagner ondan habersizmiş gibi davranıyordu ama Aida, Rigoletto, La Traviata gibi büyük eserlerini besteledikten sonra birdenbire kafasını dinlemek için kırsaldaki evine çekilmiş olan Verdi’yi sadece bu eserleri nedeniyle bile duymamış olması da imkânsız.

***

Aslında ikisinin anlaşmazlığının temelinde, ayrıca dönemin uluslararası siyaseti de belirleyiciydi.

İtalya o günlerde ulusal bütünlüğünü henüz sağlayamamıştı ve Avusturya’nın kontrolündeydi. İtalya içinde güçlü bir bağımsızlık ve kuzey ile güneyin birleşmesi hareketi vardı. Verdi, operalarından sonra çok sevilen bir ulusal kahraman da olmuştu. Bağımsızlığı simgeleyen “Viva Vittorio, Emanuele Re d’Italia” sloganı -ki bunun kısaltılmışı “Verdi” oluyordu- bağımsızlık isteyen İtalya’nın her köşesinde “Yaşasın Verdi” sloganlarının yazılmasına yol açmıştı. Verdi adının bu şekilde kullanılması da güçlü bir Alman milliyetçisi olan Wagner’in pek hoşuna gitmemiş olmalı. 

***

Wagner’den çok daha rahat bir insan olan Verdi, 1883’te Wagner’in ölüm haberi kendisine geldiğinde, “Üzücü, üzücü, üzücü. Wagner ölmüş, bunu duyunca çok yıkıldım, büyük bir kişiliği kaybettik,” diye yazmıştır. 

Verdi daha önce ölseydi acaba Wagner onun hakkında bir şey der miydi? 

Taşra evine çekildiğinde yaşı hayli ilerlemiş olan Verdi, evindeyken çok büyük bir librettist (operanın sözlerini yazan kişi) olan Arrigo Boito ile tanıştı. Boito, daha önce Macbeth operasıyla Shakespeare eserlerine konsantre olmuş Verdi’ye yeni bir opera için büyük İngiliz yazarına dönmesi konusunda sürekli baskı yapıyordu. Boito, Othello’dan esinlenerek yazmış olduğu librettoyu Verdi’ye verince, büyük besteci sanki birden gençleşmiş gibi canlandı ve bir yaratıcılık patlaması süreci daha yaşadı. Othello’yu besteledikten daha sonra bir de Falstaff operası ortaya çıktı.