Bir gün Rodin ile stüdyosunda buluşan dansın devrimci kraliçesi olarak bilinen Isadora Duncan’ın daha sonra anlattıkları Rodin’den etrafına adeta fışkıran şehvet ısısının yoğunluğunu ve kadınlara duygularını anlatmak için anlamlı. 

Isadora Duncan’ın belgelere geçen Rodin hakkındaki düşüncelerini burada oldukça özetleyerek, biraz da sansürleyerek vermek zorundayım. Çünkü Rodin ile stüdyoda yalnız olduğunda kendisinde doğan arzuların peşinden gidip onunla bir cinsellik yaşamadığından oldukça pişman olmuş gözüken Duncan, Rodin’in kendisinde yarattığı duyguları anlatırken oldukça coşkulu tanımlamalar yapıyor.

Duncan kendisiyle sohbet ederken bir yandan da alçı yoğurup ondan bir kadın memesi figürü oluşturan Rodin’in kendi vücuduna yakıcı biçimde baktığını (Heykel ustası ileriki yaşında kadın resimleri çizerken modellerden gözünü hiç ayırmadan çizimlerini yapardı) ve sonra onu heykeli yapılacak bir model gibi düşünerek ellerini, ayaklarını, yüzünü ve vücudunun her yerini ellerken, Isadora kendisinin de yoğrulan bir kil gibi adeta eriyip yeni şekiller aldığını anlatıyor. 

***

Bugün Batı âleminde herhangi bir stüdyoda bir sanatçı kendisine ziyarete gelen bir kadına Rodin’in davrandığı gibi davranmaya kalkışsa, o kadın o anda bundan hoşlansa dahi adamın hakkında açılacak davalarla baş başa kalması ve toplumdan dışlanmak riskiyle yaşayacağı kesin gibi. 

Rodin’in bazen cinsel taciz sınırlarında dolaştığı söylenebilir ama o şehveti ve kadınlara o duygu seliyle yaklaşımı olmasaydı Rodin de Rodin olamazdı herhalde.

Ölümünden sonra eserleri çok tartışıldı ama kadınlarla ilgili davranışları daha çok ilgi gördü. Kendisinden 24 yaş genç olan Camille Claudel’in başına gelenler Rodin hakkında olumsuz yargı oluşturmak için en çok konuşulan konu olmuştur ve hâlâ olmaktadır. 

Kendisi gibi sanatçı olan Camille Claudel’e sanatçı olarak sahip çıktığında ve sonrasında ilişki yaşadığında Rodin, Rose Beuret adlı bir kadınla ilişki içindeydi. Rose hayatı boyunca Rodin’e sahip çıkıp onun hep koruyucusu oldu. Buna rağmen Rodin kadınla ancak 53 yıl sonra, kadının ölümünden sadece birkaç ay önce evlendi. 

Onunla birlikteyken Camille Claudel ile başlayan ilişkisini tüm toplum gibi Rose da biliyordu ama adamı sevdiği için ses çıkarmadı. Claudel de Rodin’in Rose ile ilişkisini biliyordu; o büyük ihtimalle ses çıkarıyordu ama bir sonuç alamadı. 

İnsanlar Rodin’in, Camille Claudel ile ayrılmasından sonra kadının hayatının sonuna kadar tımarhanede olmasından Rodin’in sorumlu olduğunu söylüyorlar. 

Camille Claudel’in biyografisini yazan ve onun hakkında birçok makalesi bulunan Odile Ayral-Clause tam da bu fikirde değil. Ben de ona katılıyorum. Rodin’in davranışlarının Claudel üzerinde yıpratıcı etkisi mutlaka olmuştur ama onun hayatının sonuna kadar tımarhanede kalmasının suçlusu Rodin değil aslında kadının ailesiydi. Ona hiç sahip çıkmadılar, doktorların artık çıkabilir demelerine rağmen onu yine de tımarhanede tuttular. 

Bir yanda Rodin ile tanıştığında 20 yaşında olan ve hayatı boyunca ona hizmetkârlık ve eşlik yapmış olan ve Rodin ile ancak ölümünden birkaç ay önce evlenebilen Rose Beuret varken, öte yanda ise hakkında yapılan filmlerle, yazılan kitaplarla yaşadıklarını herkesin bildiği Camille Claudel varken ben şimdi ortaya çıkıp da “Rodin davranışları örnek alınabilecek bir erkekti,” demeyeceğim tabii ki. Ama sadece şunu söylüyorum: 

Kadınlar ile ilişkilerini bu kadar şehvetli ve bu derece yoğun yaşamasaydı, o müthiş eserlerini katiyen yaratamazdı.

Peki, Rodin’in yarattığı eserleri onun kadınlara karşı davranışlarını affettirmeli mi diyorum?  Hayır onu da demiyorum. Demek istesem bile bunu söyleyecek cesaretim pek yok. Sadece onun kadınlarla ilişkilerinin hiçbir zaman göründüğü kadar tek yönlü yıpratıcı olmadığını ve onunla ilişki kuran her kadının Isadora Duncan’ın hissettiği türde duygularla dolmuş olabileceğini ve eğer ortada bir yıpratılma durumu varsa bunun sadece bu yoğun duyguların sonucu olduğunu gördüm okuduklarımdan. Rose ile 53 yıl sonra evlenmiş olabilir ama 53 yıl boyunca gerektiği zaman Rose’a yardımcı da oldu, Camille Claudel ise Rodin olmasaydı katiyen dünyanın tanıdığı bir sanatçı olamazdı yani onun koruyucusu da Rodin olmuştu.

***

Sonra dikkat ettim Rodin’in özellikle Amerika’da tanınmasına hep kadınlar yardımcı olmuşlar. 

Onun kadınlara yönelik saçtığı yoğun duygular kadınları ona doğru mıknatıs gibi çekiyordu. Tanıştığı her kadın onu çok çekici bulduğunu sonradan ifade etmiştir. 

Anlatmaya çabaladığım her şeyin özeti olarak; Rodin eğer öyle olmasaydı bugün bizler “Öpüşme” ve “Eternal Idol” gibi onun tutkulu aşkın anıtları olarak gördüğümüz heykellerinden mahrum olacaktık.

Öpüşme

***

Rodin hayatında hiç eline matkap ya da çekiç alıp taş ya da mermer yontmadı. O hep yeni formlar düşünüyor ve durmadan araştırıp, tasarlıyordu (örneğin Balzac heykeli için tam 6 yıl boyunca araştırma yapmıştı) sonra da düşündüklerini üç boyutlu kilden, alçıdan elleriyle yaratıyordu. 

Taşı yontmanın, mermeri işlemenin, bronzu dökmenin atölyede çalışanların işi olduğunu düşünüyordu. Atölyesinde bir ara sayıları 10’u bulan usta çalışıyordu.

Anlayacağınız sanatıyla, hayatıyla eşi benzeri olmayan bir ustaydı. Böyleleri dünyaya sık gelmediğinden, hoşlanmadığınız davranışları olsa da, onun gibiler için bazen bir istisnayı akla getirmek o kadar da zor olmasa gerek. 

***

Coşkulu, duygularını hiç saklamadan Rodin gibi yaşayabilen Isadora Duncan fırtınalı hayatında bale sanatına yön verecek işler yapabildi. 

Ondan sonra gelen Martha Graham (1894-1991) Isadora’nın balede başlattığı devrimi alıp taşıdı. Graham modern serbest dansın ayrı bir sanat olarak oluşmasını sağlamış kadındır. 

Bugün New York balesinde hâlâ Isadora Duncan ve Martha Graham’in öğrettikleri tartışılabiliyorsa, bu da göstermelidir ki bu kadınlar sayesinde Batı âleminde yıllardır toplumsal baskı altında tutulan kadın benlikleri özgürlüklerine kavuşma yoluna girmiştir. 

Martha Graham, aynı benlik savaşını edebiyatta da vermiş olan Bronte kız kardeşlerin deneyimlerini “Death and Entrances” (1941) adını verdiği dansta sahneleyerek kadınların benliklerine sahip çıkma mücadelesinin ne kadar bilinçli bir savaşçısı olduğunu da göstermiştir.

1941 doğumlu Twyla Tharp’ı tabii ki unutmuyorum ama dediğim gibi balede teknik konulara girmem mümkün değil, bu yüzden kısa kesmeye çalışıyorum. Bayan Tharp da modern dansa yeni bir felsefe ve dil getirme yolunda New York’ta büyük işler yapmıştır ve etkisi hâlâ sürmektedir.