Ben kendimi anlattığımda, bana ait özellikleri karşımdakini beni tanıyana kadar tüm netliğiyle açıyorum; o da kendini. Hızlı ve net bir başlangıç değil mi? Sonrası size kalmış; işe de dönüşür, ortaklığa da ya da teşekkürler deyip başka biriyle tanışma isteğine de.

En son kafaya taktığım konulardan biri de “kendini anlatmak” konusu. Önce kendini iyi anlamak ve tanımak var elbette, sonra anlatmak. İster sosyal hayatta, ister sokakta veya konferansta ya da iş görüşmesinde kendimizi anlatırken CV’lerimizi, başarılarımızı baştan aşağı sıralıyoruz. Çoğu zaman beni ben yapan şeyler her zaman CV’de yazanlar olmayabilir. Onlar zaten orada yazılı ve isteyen bakabilir. Ya da CV’de yazanlar beni ayrıştırmaz; okullar, not ortalamaları, tecrübeler, başarılar tüm CV’lerde farklı fontlarda zaten yazılı. Özellikle yüz yüze tanışma fırsatı yakaladığımızda başka bir hikâyemiz olursa akılda daha çok kalıyoruz.

11 Şubat’ta Mutfak Sanatları Akademisi’nin ev sahipliğinde yeni bir formatla yola çıktık. Dedik ki her sene listeler yapıp hayata geçirmediğimiz planlara dur diyoruz; bu sefer plan yapmıyoruz, harekete geçiyoruz. Üstelik tek başımıza değil; bizim kafada insanlarla bir araya gelip tanışıp bu işi yapan insanları dinleyip soru sorup “hadi bakalım” diyoruz. Amaç belli: başlamaya korktuğumuz şeyleri denemek ve kafamızda dönen işleri bir daha sıralamak ve  başlama vuruşunu yapmak için.

İşte bu ilk buluşmada biraz kendimizden bahsettikten sonra 100’den fazla  katılımcıya bu soruyu sorduk; kelimelerin gücünü kullan ve bir kâğıda seni bize anlatacak kelime ve sözcükleri alt alta sırala. Biz de bu arada kendimizi anlatan sıfat, kelime ve hareketleri yazdığımız sayfayı ekrana yansıttık. Sonra da herkesin birbirine bu sıfatlarla dolu kâğıtları paylaşmasını ve diğerlerinin kâğıtlarındaki kelimelerden merak ettiklerini, ilginç gelenleri birbirine anlatmasını istedik.
Bugüne kadar ilk tanışmalarda “hangi okul, hangi meslek, hangi şirket” diye sorarken; artık ilk defa tanıştığımız bir kişinin belki değerlerini, belki en sevdiği festivalleri ya da şehri, bazen bir kitabı, bazen bir eylemi duyarak onu aklımıza yerleştirdik.
İşte bu tanışmalar bana daha etiketsiz ve akılda kalıcı geliyor. Çünkü ben kendimi anlattığımda, bana ait özellikleri karşımdakini beni tanıyana kadar tüm netliğiyle açıyorum; o da kendini. Hızlı ve net bir başlangıç değil mi? Sonrası size kalmış; işe de dönüşür, ortaklığa da ya da teşekkürler deyip başka biriyle tanışma isteğine de. En azından ben başkalarının aklında ya da başkaları da benim aklımda öyle kalıyor.

Hangi cesaret beni daha çok etkiliyor?

Hangi üniversiteyi ya da bölümü bitirmişi hatırlamak yerine Anadolu’nun bir köyünden kalkıp büyük bir şehre gitme cesareti ya da çok zorlu bir bölümü okurken tiyatroda oyunculuk yapması, girişimler kurup batırması ve bunu anlatma cesareti beni daha çok etkiliyor. Zaten bir yerlerden bilmem kaç puanla mezun olmuştur ya da olmamıştır. İşe alım görüşmesi değil ki bu. İşte kendimizi anlatmak konusunu iyi becermek için de kendimizi daha iyi tanımak gerekiyor.
Kendimizi tanımak mı? Kulağa ne kadar saçma geliyor, değil mi? Ama iyi düşünmeden ve kırılma noktalarımızı kâğıda dökmeden ve hangi anların, olayların bizde yarattığı büyük değişimi düşünmeden listeyi oluşturmak kolay olmuyor. Doğduğumuz andan bugüne gelene kadar yüzlerce büyük olay yaşıyoruz. Bazen günde 1–2 adet bizi heyecanlandıran ve değiştiren hareketler bile oluyor. Ama benim dediğim daha büyük değişim yaratan; bir kitap, bir yolculuk, bir tanışma, bir hareket, bir kitap, bir aşk, bir hayvan, bir cümle, bir yürüyüş, bir okul, bir öğretmen, bir kutlama, bir ölüm, hatta bir deneyim…Aklınıza ne gelirse. Bunlar çok sık olmuyor hayatımızda; en azından benim gözlemim bu yönde.
Ben saydığımda 5, hadi çok sıkarsam 10 kırılma noktası sayarım. Belki de bu kırılma anlarımı yazarken ve kendimi iyi tanırken işime en çok yarayan şey, yapmayı en çok sevdiğim ve beni anlattığını düşündüğüm kelime ve eylemleri, bazen de isimleri liste haline getirerek başlamam oldu. İşte bu 20–30 maddelik liste düşünmemi, cesaretlenmemi ve harekete geçmemi sağladı. Nasıl mı?
İş hayatında sıkıştıkça ve roller büyüdükçe listede olan ve çok severek yaptığım şeylerin sayısı azaldı. Bu da hayattan daha az zevk almama ve çevreme ve kendime iyi gelmemeye başlamam demekti. Her yıl film festivalinde daha az sayıda filme gitmem, tatilde dinlenirken çağrılıp saçma iş gezilerine katılmam, yemek yapmak için vakit bulamamak, arkadaşlarıma ve aileme yeterince zaman ayıramamak gibi. İşte son kırılma noktamda da aşağıdaki listeye ayıracağım zamanları kendim seçmek ve yönetmek istedim.
Kapalıçarşı
Sivil topluma destek (KODA)
Rusya expat’lığım
Film festivali
Basketbol
Enerji alışverişi
Linkedin
Genwise’ı büyütmek
Rahat batmak ve batırmak
‘Önce insan’ kafasını yaymak
Beyoğlu
Efes Pilsen
Girişmek ve girişimci dostu olmak
Gençlerle düşünmek, üretmek
Hızlı düşünmek ve harekete geçmek
Bozcaada
Caz festivali
Yemek pişirmek
Dostlarla sofralar kurmak
Krilya Rock Festivali
Değişmek
Antakya’m
Merak etmek, sormak
Harekete geçen ve geçiren olmak
Geri vermek (etki ve fayda odaklı)
Doğa yürüyüşleri
Paylaşmak
Mentorluk yapmak ve almak
Hiç durmadan alt alta sıraladım, 28’de durmuşum.
Atladıklarım mutlaka vardır ama bunları daha çok yapmak isteği beni hep enerjik yapıyor ve harekete geçiriyor. Harekete geçmek için “bekleme” yapmayalım.
“Önümüzü açın, bi geçelim”.