Maaş aldığımız işlerde, bize verilen her göreve neredeyse otomatik olarak girişiyoruz. Ama bizi dönüştürecek, geliştirecek, iyi hissettirecek adımlara gelince mesafeli duruyoruz. Ne kendimiz başlamaya hazırız ne de yakınımız bir şeye niyetlendiğinde destek oluyoruz.

“Yine mi harekete geçme meselesi?” diye aklınızdan geçirmiş olabilirsiniz. Evet, yine bu meseleyi konuşacağız. Çünkü bunu gerçekten dert eden bir ekibin parçasıyız ve cevabımız net: devam.

Şu tuhaf çelişkiye bir bakın. Maaş aldığımız işlerde, bize verilen her göreve neredeyse otomatik olarak girişiyoruz. Ama bizi dönüştürecek, geliştirecek, iyi hissettirecek adımlara gelince mesafeli duruyoruz.

Ne kendimiz başlamaya hazırız ne de yakınımız bir şeye niyetlendiğinde destek oluyoruz. “Aman ne gerek var”, “İyi böyle”, “Zaten iş ve hayat yeterince vakit alıyor” deyip kendi hayatımızı kendimiz dolduruyoruz. Kendimiz için bir alan açamamayı neredeyse normal kabul ediyoruz.

Oysa sevmediğimiz işleri tekrar tekrar yaparken, bayılmadığımız insanlarla gün geçirirken; bize gerçekten iyi gelecek meseleleri çözmek için kendimizi nasıl bu kadar kolay durdurabiliyoruz? Asıl soru bu.

Harekete geçmek sandığımız kadar büyük, karmaşık bir şey değil. Düşünmek, karar vermek, kalemi eline almak, birini aramak, bir mesaj atmak, bir görüşme yapmak kadar basit bir eylem. “Mutlaka deneyin, seveceksiniz” demiyorum. Ama şu soruyu sormak önemli:

-Hangi mesele çözülürse kendinizi daha iyi hissedersiniz?

-Hangi alan sizi içine çekiyor?

-Her gördüğünüzde okumaya, dinlemeye devam ettiğiniz konu hangisi?

İşte hareket tam orada başlıyor. Küçük adımlar büyük sonuçlar yaratıyor.  Dünyayı değiştirme iddiasıyla başlamaktan söz etmiyorum.

“Apartmanda bir şey değiştirir miyiz?”, “Mahallede denesek ne olur?”, “Arkadaş grubuma yazsam ilgilenen çıkar mı?” diye başlayan yolculuklar bunlar.

“Galiba oluyor, bir grup kursak mı?”,

“Fiziksel buluşmalar mı yapsak?”,

“Benzer işler yapanlar kimler, bana bir yazsınlar mı?” diye devam ediyor.

Üstelik bu yolculukta yeni insanlar, yeni alanlar, yeni konular sizi besliyor. Bir süre sonra o alanda sözcülük yapmaya başladığınızı fark ediyorsunuz. Başta korkutucu geliyor tabii.

“Uzmanlar var, benim bilgim yetersiz kalır”,

“Yanlış yaparım”,

“Hiç girmesem daha iyi” demek çok kolay.

Girmemek için bin tane daha şahane neden üretebiliriz.

Ama bunları düşünmek yerine daha alçakgönüllü bir dil mümkün:

“Bu konuyu önemsiyorum. Destek olmak isteyenler katkı verirse çok mutlu olurum.”

Biz kendi işlerimizde yazıp çizerken şunu çok net öğrendik: Tek başına zor.

Kol kola gireceğimiz insanlar olmadan bu iş yürümüyor

Tek başına vazgeçmek için çok sebep var.  Hele etrafınız zihinsel yorgunluğu yüksek, size benzeyen insanlarla doluysa, onlarla biraz mesafe koymak bile gerekebiliyor.

Harekete geçmek için en kritik şey yeni bağlar.  Kol kola gireceğimiz insanlar olmadan bu iş yürümüyor.  İlham ve cesaret için bizim kafada insanların olduğu toplulukların içine girmek şart. Ama topluluk dediğimiz şey; bir konserde bir araya gelip buluşup dağılan bir kalabalık değil.

*Topluluk olmak emek ister.

*Cömertlik ister.

*Yardım istemeyi ve yardım vermeyi göze almayı ister.

*Birlikte konuşmayı, birlikte üretmeyi ister.

Ve evet, harekete geçmek için birilerine ihtiyacımız var.

Tek başına ya hiç olmuyor ya da ilk sıkışmada camı kırıp çıkıyoruz. Birinin “Daha başındayız, yaparız” demesi gerekiyor. Bu kural bir.

İkinci kural: Niyet. “Bir bakıp çıkacağım” değil. “Hazırım ve girişiyorum” demek.

Üçüncü kural: Yöntem veya metot.

Ne yapıyoruz, hangi süreci takip ediyoruz, kimlerden öğreniyoruz? Bizim işlerimizde her şey ya yazılı ya da büyüklerden öğrenilmiş. Ama bakıp izleyebileceğimiz, öğrenebileceğimiz yollar da var.

Dördüncü kural: Yapanları dinlemek.

Nasıl yapmış? Nerede takılmış? Takılınca kimden yardım istemiş? Kurallara, yasaklara, “yapma” diyenlere nasıl cevap vermiş? Birini dinlediğimde kendime örnek alabilir miyim? Kırılganlığım dayanıklılığa dönüşür mü?

Bir sürü eğitime, kursa, toplantıya gidip hiçbirinin harekete dönüşmediğini hepimiz biliyoruz.  O yüzden sorumuz şu:

Harekete geçiren bir buluşma mümkün mü?

Canlı, yüz yüze, soru sorabileceğimiz, sonrasında kahve içip telefon numarası alabileceğimiz bir ortam?

Harekete Geçiren Buluşmalar, 11 Şubat’ta Maslak’taki MSA desteğiyle tam da bunun için var.

Şeflerin elinden çıkmış nefis bir menü eşliğinde; rahat bir ortamda, biraz Genwise konuşacağımız, biraz yeni yöntemler keşfedeceğimiz, tanışacağımız, gruplara ayrılacağımız, fikir uçuracağımız, birlikte düşüneceğimiz bir buluşma.

İlham ve cesaret veren bir ismi karşımızda bulacağımız; sorular soracağımız, biraz silkelenip biraz da “Hadi yapalım şu işi” diyeceğimiz bir akşam.

İsterseniz yemeğe gelin, merak etmeyin biz çıkışta size ateşlemiş oluruz.  Deneyimin olmayabilir; ama merakın varsa…

Yeni bir işe dair bir fikrin varsa ya da “Var olan bir fikre eşlikçi olurum” diyorsan…

Birlikte hareket etmek, yeni insanlarla tanışmak, işin ötesinde bağ kurmak, iyi sohbetlerin parçası olmak, güzel yemekler tatmak ve gerçekten iyi hissetmek istiyorsan…

Burası tam da bunun için yaratılmış, alev alev yanan bir alan. Yan tarafta mutfak da var, ateş de.

Üstelik akşam iş çıkışı. Bahanesi yok. Yorgun veya dolu kafa ile de gelin. Canlanma garanti.  İlk buluşma, bakalım neler olacak. Harekete geçmek zor. Ama bir kez geçince durması imkansız.