Bu sezonun sürpriz dizilerinden 'Kızılcık Şerbeti'nin yeni bölümünü tüm Türkiye ancak mahkeme kararıyla izleyebildi. Hedef gösterilen ve RTÜK'ün ceza kestiği diziyle ilgili kalem oynatan erkekler meseleyi mahalleler üzerinden okuyor, kadınlar ise otoriteye karşı dayanışma üzerinden...

“Ben değiştim anne. Artık insanları yargılamamayı öğrendim” diyor genç kadın. Annesi de “Dinimiz de bunu emreder” diyerek genç kadının değişimini onaylıyor. Bir önceki sahnede başka bir anne-kız vardı. Onlar da yalan söylemenin zararları ve ilkeli olmanın erdemleri üzerine konuşuyorlar. Annenin, kızına küçükken verdiği hayat dersi etkili olmuş meğerse. Kadın bunu anlatıyor, annesi de iyi bir şey yapmanın haklı gururunu yaşıyor. Bir diziden arka arkaya gelen iki sahne… Hiçbir anormal bir durum yok. Ama dün akşam amiyane tabirle söylersek tüm Türkiye bu sahnelerin yer aldığı diziyi izledi.

Evlilikle gelen temas

Tahmin edileceği üzere Show TV’de gösterilen ‘Kızılcık Şerbeti’nden bahsediyoruz. Bu yılın ekran sürprizlerinden biriydi dizi. Çocukları evlenince birbirleriyle temas zorunda kalan seküler ve muhafazakar iki ailenin hikayesini anlatıyor, Prof. Şerif Mardin’in söylemiyle “iki mahalleli Türkiye’nin” fotoğrafını çekiyordu.

Ekranın bir köşesinde yaşanmış bir hikayeden esinlendiği yazan dizi son dönemde Türkiye’nin gündeminde. Oyuncu performanslarıyla ya da yönetmen başarısından dolayı bir gündem işgal etmiyor. Ailelerin temsiliyeti, toplumda karşılık bulan hikayesi ve dizideki kadın karakterlerin hal ve tavırları nedeniyle.

Rahatsız edince ceza geldi

Nedense bu ilgi ya da ailelerin temsiliyeti belki de kutuplaştırılmış bir toplumda mahallelerin birbirlerine olan önyargısı ya da bu ailelerdeki kadınların dünyasındaki değişim, bir şeyler rahatsız edici bulundu. RTÜK zorla evlendirilen bir kadın karakterin pencereden atılma sahnesini kadına şiddet olarak yorumladı ve bastı cezayı: Beş hafta yayın durdurula, kanala da 1.5 milyon TL ceza kesile! Show TV mahkeme yoluyla bu cezaya itiraz etti. Mahkeme RTÜK’ün verdiği karar için yürütmeyi durdurma verdiği gibi dün ‘Kızılcık Şerbeti’ yayınlandı. Türkiye’de diziyi izledi.

Çatışmayı körüklüyormuş!

‘Kızılcık Şerbeti’ daha çok konuşulacak! Çünkü dizi aylar öncesinden hedefe konmuştu zaten. Güya ‘Bir Başkadır’ dizisinden sonra yapımcılar ‘muhafazakar-seküler çatışması’ hikayelerini keşfetmiş ve bu hikayeleri anlatan diziler çekilmeye başlanmıştı. Bu diziler mahalleler arası yüzleşmeye katkı mı sağlıyor, yoksa daha fazla kutuplaşmaya mı hizmet ediyor belli değilmiş. Lakin “ayrımcılık dilini körükleyen ve seküler dindar çatışmasını şu an en bariz şekilde gösteren yapım ‘Kızılcık Şerbeti’ymiş.  Yeni Şafak’ta aylar önce çıkan bir haberden tespitler bunlar, ki haberin dili son derece ayrımcı. Sonra Yeni Şafak’tan Yusuf Kaplan’ın diziyi yerden yere vurduğu ‘Diziler, toplumu “kurşuna diziyor”!’ başlıklı yazısı yayımlandı. Kaplan “RTÜK, gerekeni yapmalı! Uyumamalı! Yeter artık!” diyerek bitirdi yazısını. Milat’tan Serdar Arseven’e göre “Seçime çok yaklaştığımız” şu süreçte, son derece “ilginç” diziler dikkat çekiyor.” Dikkat çeken dizilerden biri ‘Ömer’ diğer ise ‘Kızılcık Şerbeti’. Arseven dizileri eleştirip o da Kaplan gibi RTÜK’ü göreve çağırıyor.

Hep erkekler konuşuyor

Bu çağrılar RTÜK üzerinden ne kadar etkili oldu bilinmiyor ama RTÜK cezayı basıyor ‘Kızılcık Şerbeti”ne. Bu ceza sonrasında ‘Kızılcık Şerbeti’nden haberi olmayan biri kaldıysa o da ilgileniyor diziyle. Siyasetçiler giriyor topa. Altan Tan’dan Gürsel Tekin’e uzanıyor iş. İlginçtir hep erkekler tartışıyor diziyi. Onlar da mahalleler üzerinden diziyi okuyorlar.

Mahalleden ziyade otoriteye karşı çıkma var

Cumhuriyet’ten Zehra İpşiroğlu yazısında “Kadına karşı şiddete karşı çıkan Kızılcık Şerbeti dizisi şiddete özendiriyor gerekçesiyle ceza aldı. Aziz Nesinlik diye tanımlayabileceğimiz bu tür absürt durumlarla sık sık karşılaşmakla birlikte bu cezaya şaşmamak yine de mümkün değil. Bu dizide iki kültür arasındaki çatışmalar muhafazakâr ve seküler iki aile çerçevesinde gösterilirken bireyin haklarını hiçe sayan baskıcı ve otoriter bir anlayışa karşı çıkılıyor” diyerek erkeklerin göremediği bir noktayı işaret ediyor. İki ‘mahallenin annelerinin yaklaşımına dikkat çekiyor: “Muhafazakâr ailenin kızının başka birini sevdiği halde istemediği biriyle zorla evlendirilmesi, kızın evlilik gecesi evlendirildiği kişi tarafından şiddet görmesi, sonunda da camdan aşağıya itilmesi (cezaya da bu sahne neden oluyor), modern ailedeki annenin kızının sevdiğiyle evlenmesini engellemeye çalışması, dahası onu kürtaja zorlaması şiddete karşı bir duruşun tipik örnekleri. Dizide iki insanın değil de ailelerin evlendirilmesinin ne büyük krizlere yol açabileceği gösterilirken insan haklarını hiçe sayan bir anlayış eleştiriliyor.”

Kadın dayanışması mı rahatsız etti?

İpşiroğlu’na göre “dizinin en başarılı yanı şiddete yol açan baskıcı ve otoriter zihniyeti yapıcı bir biçimde eleştirmesi. Çünkü her iki kesimde de değişimin pekâlâ mümkün olabileceğini göstermek istiyor. Bu da farklı dünya görüşündeki kadınların baskıcı dayatmalara karşı dayanışması sayesinde oluyor.” Ve soruyor yazar: “Bu dizinin kadın haklarını savunma açısından özellikle çok değerli ve başarılı olduğunu düşünüyorum. Acaba yasaklanmasının nedeni de tam tamına bu olabilir mi?”

 

RTÜK’ün ‘göz yaşartan’ kadına şiddet duyarlılığı