Arkadaşımın 18 yaşındaki oğlu Sizden teknoloji, yapay zeka, birçok konuda daha hızlı gidiyoruz ama insan ilişkileri ve yönetimi olarak senden dinlediklerimi kimseden duyamam. Her konuşmamızdan sonra kendimi bir kitap bitirmiş gibi hissediyorum' dedi.

Gençler  bizden daha iyiler, daha çok araştırıyor ve her türlü bilgi ve kaynağına çok daha hızlı ulaşabiliyorlar. Bizim 40 yılda öğrendiğimiz bilgiyi  3-5 yılda (üniversiteye gitmeden ve çok daha kısa zamanda) öğrenme şansları var. Hatta bizim daha bilmediğimiz birçok konuda o kadar ilerideler ki.

Dünyada olan biteni neredeyse naklen yayından ve çok yakından takip edebildikleri için iyi örnek ve uygulamaları çok hızlı işlerine ve hayatlarına katabiliyorlar.

Dünyanın her yerinde iyi ve kötü tüm uygulamaları gördükleri için değişim onlar için bizimki kadar zor değil. Onlar için değişmemek daha zor. Asıl problem değişime karşı duran insan ve farklı kuşaklarla birlikte çalışma ve üretmek zorunda olmak. Bu çok da yeni bir şey değil, gençlerin enerjisi ve yeni işler deneme iştahı her dönemde problem olmuştur.

Bizler de iş hayatında çok alanda yenilik ve değişiklik yapmak için uğraştık, bazılarında başardık bazılarında istediğimizi alamadık. Burada en önemli konu mücadeleye devam etmek, dayanıklı olmak. Vazgeçmemek ve tekrar tekrar denemek. Vazgeçmezsen şimdi ya da sonra istediğin veya hedeflediğin oluyor. Cesaretini kaybetmeden ve  umutsuzluğa kapılmadan üstüne üstüne gitmek önemli.

İlk girdiğim yıllarda bilinçsizce her işe saldırırdım. En çok da her seferinde farklı işler yapmaktan keyif alırdım. İşin küçüğüne büyüğüne bakmadan daha önce denemediğim ve yapmadığım işlere gönüllü olurdum. Bu aslında merakın yarattığı heyecandı. Aynı işi yapıp sürekli o işi yaparak hayatımı geçirmek yerine her birini deneyerek neden zevk aldığımı bulmanın peşindeydim.

Her yeni işi bana vermeye başladılar

İşte farklı alan ve işlerden aldığım bilgi ve deneyimler genç yaşta beni daha korkusuz ve atılgan yaptı. Departmanın en genci ben olmama rağmen her yeni işi bana vermeye başladılar. Kimsenin bilmediği işleri, projeleri, ürünleri 20-30 yıllık müdür ve direktörlerden önce ben çalışmaya başladım.

Herkes benim ne işle uğraştığımı anlamak için sorular sorardı. İşte aldığım tüm terfileri de değişik işler yaparken aldım. Kimse bundan sonra şu işe adaysın ya da bundan sonra kariyerinde iki yol var falan demedi. İş geliştirme için çok heyecanlı bir proje yaparken müdürümden aldığım bir telefonla İstanbul satışa atandığımı öğrendim. Hatta o telefonu da bir seyahatte bende telefon olmadığı için bir başka müdürün telefonundan aldım.
İstanbul satışta iki yıl çalıştıktan, pazarı müşteriyi iyice görüp anladıktan sonra da işin tüketici tarafına daha çok odaklandım ve merakıma merak katan konulardan oluşan pazarlamaya atandın dediler. Konular değişiyor, görevler değişiyor, ben yine aynı işi iki en fazla üç kere yapınca başka ne iş var diye soruyordum.

Bir keresinde pazarlamada çalışırken insan kaynaklarının çok yavaş ve çok geçmişte kalan uygulamalarını değiştirmek için genel müdüre gidip insan kaynaklarını yönetmeye aday olduğumu söyledim. O da acele etmememi ve insan kaynakları işinin sandığımdan daha zor olduğunu söyledi. Daha zor olduğunu ve çok çalışmam gerektiğinin çok farkındaydım, aday olduğum ve değiştirmek istediğim şey yine köklü ve cesur değişimi başlatmaktı.

Pazarlama yaparken yine bir Almanya seyahatinde “Yeni satın alınan markaya satış müdürü oldun” dediler. İşin tanımı bile yok. Hem işi tanımlayıp hem de hayata geçiriyoruz.

Bu iş bittikten sonra pazarlamada yepyeni bir iş verdiler. Tam keyfini sürecekken de “Sırada Rusya var” dediler.

İyi işler yaptıkça ve güzel sonuçlar aldıkça özgüveniniz artıyor. Karşınızda genel müdür varmış, direktör varmış çok da önemli olmuyor. Marka müdürüyüm ve yıllık marka planlarını her sene olduğu gibi genel müdüre sunuyoruz.

Genel müdür toplantıya kritik etmesi için yanında bolca satış direktörü de getirmiş. Sırayla sunuyoruz, üstünde aylardır düşünüp çalıştığımız her yeni iş ve değişiklik ağır şekilde kritik ediliyor.

Elbette farklı bakış açılarını ve yorumları almak işi daha iyiye götürmek için çok doğru, ama başta bir ‘elinize sağlık’ denmeden bu olmamış başka fikirlerle gelin diyen satış direktörüne tüm cesaretim ve özgüvenimle “Biz size sunmak ve onay almak için toplanmadık, görüşünüzü söyleyin ama müdahale etmeyin” diye cevap verince genel müdür toplantıyı orada bitirip sonrasında beni odasında beklediğini söylemişti.

Odada da söylemim ve tarzımda bir değişiklik olmadı ama temiz bir fırça yemiş olabilirim. Ama bunlar da benim heyecanımı hiç azaltmadı.

Otuz sene aynı işi yaptıktan sonra ayrılabilirsiniz

Bu olaylar beni yıldırmadı, burada ya da başka kurumda veya ülkede ya da kendi işinizde kendinize alan yaratmak zorundasınız. Yoksa hiç değişmeyen işlerin amiri olup otuz sene aynı işi yaptıktan sonra ayrılabilirsiniz.

Her yaptığım yeni işte değişiyorum, yeni konular, yeni insanlar yeni bir bakış açısı katıyor. Hayatımda görmediğim bilmediğim şeyler görüyorum. Biri yapacak, neden önce ben yapmayayım, diye düşünüyorum.

Yeni ve farklı işler yaptıkça bu sefer senin değişmen yetmiyor, başkalarını da değiştirmeye çalışıyorsun. Hatta birlikte çalıştığın insanları, hatta koca organizasyonu bazen de toplumu. Yapabildiklerin ve etki gücün büyüdükçe daha fazla insana dokunmak ve değişmelerine ve öğrenmelerine yol açma derdine düşüyorsun.

Sen değişirsen herkes değişir, herkes değişirse dünya değişir diye sürekli kafanda dolaşıyor.

Değişme cesaretini gösterdikçe değişime karşı duranları da oyuna katmak için çaba sarf ediyorsun. Peşine daha çok insan takılıyor, yaptıkların konuşuluyor. İnsanlar ne yapacağını merak ediyor, onları da cesur olma ve deneme konusunda harekete geçirebiliyorsun.

Gençler bizden daha akıllı, kendileri değişirken bizi de çaktırmadan değişime zorluyorlar. En başarılı ve ayakta kalan yöneticiler gençlerle aynı dili konuşmak için kendini zorlayan ve başaran, onların taleplerini duyan ve yerine getiren yöneticiler olacak.

Yurtdışında yaşayan lise sıra arkadaşımın 18 yaşındaki genç oğluyla buluştuk. Mesaj atıp buluşalım mı, dedi. Her ziyaretimizde mutlaka bir fırsat yaratıp iki saatlik birbirimizi son durumlarımızdan bilgilendirme seansı yapıyoruz. Abi- kardeş, mentor- mentee veya baba- oğul, arkadaş gibi, ne derseniz deyin.

Benim için en değerlisi görüşme isteğinin ondan gelmesi, bazı konularda fikir sorması ve benimle ilgili yorumları varsa bana anlatması.

Bu sefer ondan duyduğum en kritik şey ‘Evet biz sizden teknoloji, yapay zeka ve birçok konuda daha hızlı gidiyoruz ama insan ilişkileri ve insan ve iş yönetimi olarak senden dinlediklerimi kimseden duyamam. Evde ya da arkadaşlarım, öğretmenlerim arasında bu deneyime sahip olan kimse yok. Evet belki kitaplardan okuyabilirim ama hangi kitabın doğru ya da yanlış yol göstereceğini kestiremem. Ama sana ve söylediklerine güveniyorum. Her konuşmamızdan sonra kendimi bir kitap bitirmiş gibi hissediyorum’ oldu.

İşte bu cümle hayatımda aldığım en güzel iltifattı.

Müdür olamam diye çocuğunun doğumuna gitmeyen insanlar gördük