İran’dan korkunç öyküler: Gözümün önünde öldürdüler

İranlı gençler, geçtiğimiz günlerde güvenlik güçlerinin protestolara sert müdahalesi sırasında arkadaşlarının ve diğer insanların nasıl öldüğünü BBC'ye anlattı. Bir görgü tanığı, "Çatışmaların yaşandığı mahallelerde barut ve mermi kokusu her yeri sarmıştı" diyor.

Dünya 29 Ocak 2026

“Arkadaşlarımın hepsi benim gibi. Hepimizin protestolarda öldürülen bir tanıdığı var.”

29 yaşındaki Tahranlı Perisa için, İran’da bu ayın başlarında güvenlik güçlerinin baskısı, daha önce tanık olduklarına hiç benzemiyordu.

Perisa, “Daha önceki en yaygın protestolarda, tanıdığım tek bir kişinin bile öldürüldüğünü görmedim” diyor.

Kötüleşen ekonomik koşullar nedeniyle 28 Aralık’ta başkent Tahran’da başlayan protestolar, İran İslam Cumhuriyeti’nin tarihindeki en ölümcül hükümet karşıtı ayaklanmalardan birine dönüştü.

Perisa protestolarda tanıdığı en az 13 kişinin öldürüldüğünü söylüyor.

Bir insan hakları örgütünün teyit edilen ölü sayısının 6 bini geçtiğini bildirmesinin ardından, internetin neredeyse tamamen kesilmesine rağmen son günlerde BBC ile tamas kurabilen birkaç genç İranlı, kişisel kayıplarını anlattı.

Parisa, tanıdığı 26 yaşındaki bir kadının, 8 Ocak Perşembe ve 9 Ocak Cuma günleri ülke genelinde protestoların artması ve yetkililerin protestoları bastırmak için ölümcül güç kullanması sonucu “sokakta kurşun yağmuruna tutularak” öldürüldüğünü söyledi.

Kendisinin de perşembe günü Tahran’ın kuzeyinde düzenlenen protestolara katıldığını ve bunların barışçıl olduğunu ısrarla vurguladı:

“Kimse şiddete başvurmadı ve kimse güvenlik güçleriyle çatışmadı. Ancak cuma gecesi yine de kalabalığa ateş açtılar. Çatışmaların yaşandığı mahallelerde barut ve mermi kokusu her yeri sarmıştı.”

Bir başka Tahranlı 24 yaşındaki Mehdi’nin protestoların ve şiddetin boyutuna ilişkin anlattıkları da benzer:

“Daha önce hiç protestolara bu kadar kalabalık bir katılım görmemiştim. Yine daha önce hiç, güvenlik güçlerinin bu kadar çok cinayet işlediğine ve şiddet uyguladığına tanık olmamıştım.

“Perşembe günü [8 Ocak] işlenen cinayetlere ve Cuma günü daha fazla cinayet tehdidine rağmen, insanlar sokağa çıktı çünkü birçoğu artık dayanamıyordu ve kaybedecek hiçbir şeyleri kalmamıştı.”

Mehdi, çok sayıda protestocunun güvenlik güçlerince öldürülmesine yakından tanık olduğunu anlattı:

“Gözlerimin önünde genç bir adamın iki gerçek mermiyle öldürüldüğünü gördüm. Motosikletliler genç bir adamı av tüfeğiyle yüzünden vurdular. Adam yere düştü ve bir daha ayağa kalkamadı.”

ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), İran’da ayaklanmaların başlamasından bu yana en az 6 bin 159 kişinin öldürüldüğünü doğruladığını, bunların arasında 5 bin 804 protestocu, 92 çocuk ve hükümetle bağlantılı 214 kişinin bulunduğunu açıkladı.

Ayrıca bildirilen 17 bin ölüm vakası da soruşturuluyor.

Norveç merkezli İran İnsan Hakları (IHR) adlı bir başka grup ise nihai ölü sayısının 25 bini aşabileceği uyarısı yaptı.

İranlı yetkililer geçen hafta 3 bin 100’den fazla kişinin öldüğünü ancak bunların çoğunun “isyancılar” tarafından saldırıya uğrayan güvenlik personeli veya siviller olduğunu savunmuştu.

BBC de dahil olmak üzere çoğu uluslararası haber kuruluşunun İran içinden yayın yapması yasak.

Ancak güvenlik güçlerinin kalabalığa gerçek mermiyle ateş ettiğini gösteren videolar BBC tarafından teyit edildi.

Yine başkent Tahran’dan 27 yaşındaki Sahar, öldürülen yedi kişiyi tanıdığını söylüyor.

Sahar, güvenlik güçlerinin 8 Ocak’taki olaylara sert tepki vermesinin ardından gerginliğin nasıl hızla arttığını anlatıyor.

O akşamki protesto sırasında, göz yaşartıcı gaz atılmasının ardından Sahar ve arkadaşları yakındaki bir eve sığınmış:

“Arkadaşım neler olup bittiğini görmek için pencereden başını uzattı ve onu boynundan vurdular.”

Sahar’ın aktardığına göre, bir başka arkadaşı da yaralandı ve gözaltına alınma korkusuyla hastaneye gitmekten kaçındığı için daha sonra kan kaybından öldü.

Sahar, üçüncü bir arkadaşının da Devrim Muhafızları tarafından gözaltında tutulurken öldüğünü söylüyor:

“Ailesine Devrim Muhafızları istihbarat ofisine gelmelerini söylediler. Birkaç gün sonra arayıp, ‘Gelin ve cesedi alın’ dediler.”

Sahar, 9 Ocak’ta üniformalı güvenlik görevlileri tarafından açıkça ve “acımasızca” gerçek mermilerle ateş açıldığına tanık olduğunu sölyüyor, “İnsanlara lazer tutuyorlardı ve halk da saklanmamız için otopark kapılarını açıyordu” diyor.

İletişim kesintisi travmayı daha da ağırlaştırdı.

Sahar, “Şu anda hiç haber yok” diyor ve ekliyor:

“İnternet veya telefon hatları olmadığı için kimin başına ne geldiğini bilmiyorduk. Biraz haber alabilmek için bile zar zor telefon görüşmesi yapabiliyorduk.”

27 yaşındaki Parham da, Tahran’da güvenlik güçlerinin özellikle protestocuların yüzlerini ve gözlerini hedef aldığını anlatıyor.

Arkadaşlarından 23 yaşındaki Sina, 9 Ocak’ta alnından ve gözünden vurulmuş.

Parham, “Onu hastaneye götürdük ancak doktor bize sadece reçete verebildi ve mümkün olan en kısa sürede ayrılmamızı söyledi” diyor.

Göz hastanesine sürekli olarak yaralı protestocuların getirildiğini de anlatıyor Parham. “Her 10 dakikada bir, vurulmuş başka birini getiriyorlarmış gibiydi.”

Parham’ın aktardığına göre, hastanenin kafeteryasında çalışan bir kişi “tek bir vardiyada gözlerinden yaralanmış 70 kişinin hastaneye geldiğini gördüğünü” söyledi.

Gözünün arkasında ve alnında hala yara izleri olan Sina, ilk hastanede kimlik numaralarını vermek zorunda kalacakları için tutuklanmaktan korktuklarını ve bu yüzden özel bir göz hastanesine gittiklerini belirtti.

Sina, göz hastanesinde diğerlerine kıyasla “şanslı” olduğunu çünkü gördüğü diğer kişilerin “yüzlerinin her yerinde ve her iki gözlerinde” yara izleri olduğunu söyledi.

BBC, Sina’nın adına düzenlenmiş ve “gözünün arkasında 5 mm’lik metalik bir yabancı cisim” bulunduğunu belirten bir tıbbi belge gördü.

BBC ayrıca, tabancadan açılan ateşle yaralanan diğer bazı protestocuların tıbbi kayıtlarını da alıp, doğruluğunu teyit etti.

Protestocular ve eylemciler ayrıca yetkililerin öldürülenlerin cesetlerini ailelerine teslim etmeyi reddettiği vakalar da olduğunu söylüyor.

Mehdi, arkadaşının kuzeninin öldürüldüğünü ve yetkililerin aileye cenazeyi almak için yüklü bir miktar para ödemelerini ya da kayıtlara güvenlik güçleri mensubu olarak geçmesine razı olmalarını istediğini belirtti.

“Dediler ki, ‘Ya cesedi aileye teslim etmemiz için 1 milyar toman (7 bin dolardan fazla) ödeyin, ya da onun Besic üyesi olduğunu ve kamu güvenliği için şehit düştüğünü söyleyin.'”

İsfahanlı 38 yaşındaki Navid de akrabaları öldürülen iki yakın arkadaşının da benzer bir seçimle karşı karşıya kaldığını anlattı:

“Arkadaşlarımın bana söylediklerine göre ‘Ya birkaç bin dolar ödeyeceksiniz ya da size Besic kartı çıkaralım ki güvenlik güçlerinin ölüleri arasında sayılsınlar’ diyorlar.”

İnsan hakları kuruluşları, bu uygulamayla hem protestocuların ailelerinin cezalandırılmasının hem de gerçek ölüm sayısının gizlenmesinin amaçladığını söylüyor.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.