Müzikten haz alamama durumunu tanımlayan ‘müzikal anhedoni’ beynin müziğe verdiği tepkiyi çözmede bilim insanlarına yol gösteriyor.
Müzikten haz alamama durumunu anlatan ‘müzikal anhedoni’, beynin müziğe nasıl tepki verdiğini anlamada bilim insanlarına yol gösteriyor.
Columbia Üniversitesi öğrencisi Bill Weiss yaklaşık 40 yıl önce İrlandalı flüt virtüözü James Galway’in konserine gitti. Ön sırada oturuyordu. “Suratındaki ter damlalarını görebiliyordum. Adeta müziği hissediyordu” diyor.
Fakat Weiss aynı coşkuyu hissedememişti. Sahnedeki ustalığı farkındaydı, yine de hiçbir şey hissetmiyordu.
Oysa ta 40 bin yıl önce akbaba kemiğinden flüt yapan insanlık, müziğe karşı güçlü duygular besliyordu. Öyle ki 17’nci yüzyılda Fransız besteci Marc-Antoine Charpentier fa minörü ‘karanlık’ diye tanımlıyor, Alman besteci Johann Mattheson da müziğin dinleyenleri ‘ürperttiğini’ yazıyordu. Neredeyse herkes hemfikirdi: Müzik duyguların bir tercümesiydi.
New Yorker’ın haberine göre bütün bunlar Weiss’e anlamsız geliyordu. Çocukken aldığı müzik dersleri bile mekanik gelmişti. Majör akorların mutlu, minörlerin hüzünlü sayıldığını biliyordu, korku filmlerindeki tiz kemanları da farkındaydı. Ama bunlar yalnızca zihinsel çağrışımlardı ve insanların konserlerden nasıl haz aldığını bir türlü anlayamıyordu.
‘Müzikal anhedoni’
Bir ‘sorun’ vardı. Weiss gerçeği ancak ellili yaşlarında öğrendi. 2014’te radyo dinlerken müzikten haz almayan insanlar üstüne bir söyleşiye denk gelmişti. Bu durumun adı ‘müzikal anhedoni’ydi.
Weiss, Northeastern Üniversitesi’nde bilişsel bilimci Psyche Loui’ye ulaşarak kendisini incelemesini istedi.
Müzikal anhedonisi olan kişiler müziği tanıyıp notaları ayırt etmelerine rağmen bir haz alamıyorlar. Başka alanlardan haz alabiliyorlar, fakat müzikten değil: “Bir daha hiç müzik duymasam hiçbir şey kaybetmem” diyor Weiss.
Beyin taramaları, Weiss’in işitsel merkeziyle ödül sistemi arasındaki sinir bağlantılarının zayıf olduğunu gösterdi. Müzikten tüyleri diken diken olan kişilerdeyse işitmeyle dopamin salgılayan ödül sistemi arasındaki bağ epey güçlüydü.
McGill Üniversitesi’nde nörobilimci Robert Zatorre’ye göre müziğin duygusal etkisi bu iki sistemin etkileşiminden doğuyor. 2016’daki bir çalışma, müzikal anhedonisi olanlarda müziğin ödül merkezlerini zayıf uyardığını; kumar gibi başka haz verici etkinliklerinse normal tepki yarattığını gösterdi.
Ayrıca Zatorre, 2018’de, beyindeki ödül sistemini uyararak insanların müzikten aldığı keyfin artırılabildiğini gösterdi. Yani dopamin artırıldığında şarkılar daha etkileyici hale geliyor, baskılandığındaysa haz azalıyor.
Müzik, evrimsel olarak yeme ve üreme gibi temel dürtülerle bağlantılı ödül sistemini kullanıyor.
Müzik neden ödül sistemiyle bu denli ilişkili?
Müzikolog Leonard Meyer 1956’da müziğin bir beklenti yarattığı için insanları etkilediğini savunmuştu.
Dinleyiciler bir melodinin nereye varacağını tahmin ettiği için gerilim giderek artıyor, çözülme anındaysa katarsis (duygusal boşalma) yaşıyor. Yani nörobilimin bugün doğruladığı gibi, zevk, haz beklentisinden doğuyor.
Zatorre bunu ‘beklenti dansı’ diye tanımlıyor. Elektronik müzikte ‘beat drop’ öncesi yükselen gerilim bunun en bariz örneği: beklenti erteleniyor, erteleniyor ve nihayet tatmin ediliyor.
Weiss insanların müzik eşliğinde dans etmesini tuhaf buluyor. Gelgelelim bu, Weiss’in duygusuz olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü şehirde gezinmekten, mimari yapılara bakmaktan ya da lezzetli yemeklerden çok keyif alıyor. Ayrıca resim sanatına öylesine tutkulu ki, bir tabloya saatlerce bakabildiğini söylüyor.
Kimi müzikten haz alamadığı için Weiss’e üzülüyor. Fakat onun keyfi yerinde: ‘‘Müzik olmadan da yaşayabiliyorum. Yaşam ritmimi başka yerlerde buluyorum.’’