Soner Gedik: Kendine özel ütopya isteyenler ütopyayı distopyaya çeviriyor

6 Haziran 2024
Bu haber 1 ay önce yayınlandı

'Kızıl Aura'da iyilerin ve kötülerin ayrılabildiği, kötülerin ortadan kaldırılabildiği bir ütopya kuran Soner Gedik, nefret, isyan, intikam gibi duygularla kendi özel ütopyalarını oluşturmak isteyenlerin ütopyayı distopyaya çevirdiğini söylüyor.

REYHAN İLHAN

Soner Gedik, ‘Kızıl Aura’ adlı kitabında iyilerin ve kötülerin ayrılabildiği, kötülerin tespit edilip ortadan kaldırılabildiği bir ütopya kuruyor. Ama her şey insan marifetiyle yapılınca bu ütopya distopya dönüşüyor. Kitap teknolojinin gelişimini, hayatımızdaki yerini sorgularken pek çok felsefi problemi de ortaya koyuyor. Kitabın en vurucu sorularından biri: “Hem yargıç hem cellat olmak istiyorsun. İyilik mi şimdi bu?”. Gedik’le geleceği, kötülüğü, teknolojiyi konuştuk.

Önce son sorulması gereken soruyla başlayım, teknolojinin ilerlemesi pek çok tartışmayı yanında getiriyor. Siz de kitapta tartışıyorsunuz bunu. Kişisel kanaatinize göre teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor mu zorlaştırıyor mu?
Kişisel görüşüm sanırım toplumun çoğunluğuyla benzer. Kolektif olarak bakıldığında net cevabım kesinlikle kolaylaştırıyor olurdu. Bırakın yarım asrı çeyrek asır bile geriye gittiğimizde ‘Nasıl yani, biz nasıl bir dünyada yaşamışız’ gibi alaycı bir düşünce içine giriyoruz. Diğer yandan zorluklar var mı, evet var ama kanımca bu kişisel bazda değişiklik gösteriyor. En azından henüz toplumsal olarak teknolojik gelişmeyi reddetmiyoruz.

‘Kızıl Aura’yı okurken ütopyadan distopyaya hızlı bir geçiş yaptım ben. Ütopyaların distopyalara dönüşebileceğini mi göstermek istediniz?
Burada vurgulamak istediğim; tüm insanlar hayatlarının önemli bir bölümünde ütopik bir yaşam tarzını düşünmüş, hayal etmiş olduğu. Çoğunluk aklında bu ortamın net tarifini yapmak suretiyle kendisi, ailesi, toplum, doğa gibi daha genel bir ütopya hayali kurarken bazıları anlık da olsa nefret, isyan, intikam gibi duygularla özel ütopyalarını oluşturmuş. Ancak hayallerinden sıyrıldıklarında maalesef gerçek hayatın devam ettiğini görüyorlar ve distopya, tüm hızı ve netliğiyle geri geliyor.

Konuyu dağıtmadan devam edeyim; aslında harika bir hayal anlattığınız. İyilerin kazandığı, kötülerin yok olduğu bir dünya. Kim istemez? Herkese sorsanız bu dileğe katılır ama gösteriyorsunuz ki her şey hayal ettiği gibi olmuyor insanın. Neden sizce?
Kişilerin ve toplumların geçmişten gelen veya halen yaşadıkları zorluklar, adaletsizlikler, kavga, savaş ve şiddet ortamları ne yazık ki bitmiyor. Çünkü bundan beslenenler var ve ne yazık ki daha güçlüler. Daha da önemlisi hayallerin hayata dönüştürülmesi mücadelesi için gereken güç ideolojik olarak motive olunmasına rağmen bireysel olarak yeterli olmuyor. Devreye kolaycılık ve boşvermişlik de girince hayat döngüsü değişim olmadan devam ediyor.

Kitapta bir uygulama sayesinde insanların auraları ölçülebiliyor. Kimler iyi, kimler kötü, kimler arada-derede, kimler kötülerin karşısında. İster miydiniz bilmek etrafınızdaki insanların içinde olanı?
Ben bilmek isterdim, şeffaflığın adaleti ve eşitliği getireceğine inanıyorum. Oluşacak toplumsal baskı yapılan her kötülüğün yaratılan her eşitsizliğin herhalde büyük bir bölümünü engellerdi diye düşünüyorum.

Ama yine kitaba göre bu renkler değişebilir. Nihayetinde teknoloji talimatları yerine getirse de insanın karmaşıklığı ve tutarsızlığı her şeyi değiştirebilir mi?
Renklerin dolayısıyla insanların zaman içinde olumlu veya olumsuz değiştiği bir gerçek. Ancak, hikâyedeki aura tespitinin en zayıf noktası zaten uygulama anındaki kişinin rengini tespit edebilmesi. Zaman içindeki duygusal ve davranışsal değişiklikler belki aurayı pozitif yönde etkileyebilecekken bu o an itibarıyla dikkate alınmıyor. Sonuçta kurbanlar tutarsızlık ve karmaşıklıklarının belki en negatif zamanında teknolojik uygulamanın gazabına uğramış olabiliyorlar.

Kitabın en vurucu sorularından biri: “Hem yargıç hem cellat olmak istiyorsun. İyilik mi şimdi bu?” Hepimiz bunu mu istiyoruz sizce? Sonra diğerlerine kötü deyip kendimizi mi aklamaya çalışıyoruz?
Aura sınıflamasında ‘Kızıl Aura’nın üst katmanında yer alan koyu renk sahipleri tüm insanların ortak kanaati olarak kötü olarak sınıflandırılıyor. Bu, kötülerin yok edilmesi ve ütopya toplumuna ulaşılması harika bir ideal olarak görünüyor. Ancak bu görev kime ait olmalı? Kim bu tespiti yapacak, kim bu kişilere gereken cezayı verecek? Hikâyemizin başlangıcında yargıç olma hakkının olduğuna inanan iki kişi varken ilerleyen dönemde cellat sayısı bir eksiliyor, tıpkı toplum gibi bölünüyorlar.

Pek çok insanın hayali daha güzel bir dünya. Ve dahası insanların iyi mi yoksa kötü mü olduğunu anlayıp ona göre hareket etmek. Sizin bu kitabı yazarken hayaliniz neydi?
Yoğun bir iş hayatından sonra altı yıl gibi uzunca bir süre New York ve Miami’de gerçekten hiç çalışmadan başıboş yaşadım. Hayal etme, gözlemleme, düşünme fırsatım birçok kişiye göre maksimum noktaya çıktı ve ütopya fikri gerçekten çok cazip ve üzerinde düşünülmesi gereken değerli bir fikir olarak ortaya çıktı.

Yine kitaptaki ilginç tartışmalardan biri “Kapitalizmin işleyiş biçiminde, acımasızlığında bir iyilik mi arayacağız?” sorusunun cevabı. Dünyanın bu hâle gelmesindeki en büyük pay kapitalizmin mi? Kapitalizm yıkılırsa kurulacak yeni dünyada aynı tartışmalar yaşanmaz mı?
Kapitalizm en zengin, en varlıklı yüzde 5-10 oranındaki insan toplumunun tüm yaratılan katma değerin yüzde 80’ine sahip olması gerçeği zaten bize eşitsizliği ve yaşanılan dünyadaki acımasız adaletsizliği matematiksel olarak ispat ediyor. Kulağımıza eşit paylaşımın olduğu ütopya evreni doğal olarak çok cazip geliyor. Ancak insanın varlığında gizlenmiş olan kötülük kavramı sadece kapitalizmin yok olması ile ortadan kalkmıyor. Sonuçta ütopya sadece daha kapitalist bir toplumun yok edilmesi ile değil kötü diye tanımladığımız koyu renk auralı insanların da minimum seviyeye inmesi ile mümkün olabilir.

Başladığım gibi bitireyim… Gücü teknolojiye verirsek daha iyi bir dünya olabilir mi? Ne derseniz?
Gücü teknolojiye verdiğimizde daha iyi bir dünya yaratılacağı fikri tıpkı toplumda yaşanılan bölünme gibi hikâyemizin başında iki kişi olan kahramanlarımız bölünüp bir kişiye düşmesi ile paralellik gösteriyor. Doğal olarak sorunuza verilecek cevap kişilere göre değişecektir. Benim kişisel görüşüm ise daha iyi bir dünya yaratmada teknolojinin pozitif katkı sağlayabileceğidir.

Kızıl Aura: Sözde ütopik özde distopik, mükemmel dünya mümkün mü?Kızıl Aura: Sözde ütopik özde distopik, mükemmel dünya mümkün mü?

 

 

Kızıl Aura
Soner Gedik
Doğan Kitap, 2024
roman, 232 sayfa.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.