Elektrik yok, yol yok, cep telefonu çekmiyor. Adaya ulaşmanın tek yolu tekne ama feribot iskelesi de yok. İşte İtalya'daki saklı cennet.
İtalyan adası Palmarola’da da elektrikten cep telefonuna kadar çoğu şey bulunmuyor. Adaya ulaşmak için Tiren Denizi üzerinden Ponza’ya tekneyle geçmek gerekiyor. Roma’nın hareketli hayatından uzaklaşmak isteyenlerin tercihlerinden olan Palmarola, adeta bir izole merkezi konumunda.
Seyahat rotalarının büyük bölümünde yer alan Palmarola’yı aslında pek çok turist de bilmiyor. Romalılar bilse bile gitmeyi tercih etmiyor. Adaya gitmeyi cazip kılan altyapı ya da konfor değil.
Palmarola adası denize dik yükselen volkanik kayalıklardan oluşuyor. Bu kayalıklar deniz mağaraları ve dar koylarla bölünmüş durumda. Tek bir plaj ve iç kesimlere uzanan bir patika ağı var.
Roma’dan adaya ulaşmak içince Anzio limanına trenle gidip oradan Ponza’ya feribotla geçiliyor. Ve daha sonra bir balıkçı ya da özel tekne sahibiyle gidiş-dönüş için anlaşmak gerekli. Kalıcı sakini olmayan Palmarola turizmden çok hava koşullarının, jeoloji ve mevsimlerin şekillendirdiği bir destinasyon.
Adanın içinde O’Francese adında bir restoran var. Ve burada balıklar taze servis ediliyor. Kayalıklar boyunca eski balıkçı mağaralarına oyulmuş, sınırlı sayıda oda var. Burası da otel olarak kullanılıyor. Geceliği 150 euro
Adaya her yıl gelenler arasında yer alan bir çift şunları söylüyor:
“Yapacak çok şey var ve aynı zamanda hiçbir şey yok. Günlerimizi restoranın önünde pembe mercan çakıllarından oluşan plajda şnorkelle yüzerek ve güneşlenerek geçiriyoruz. Geceleri plajda uzanıp yıldızları izliyoruz, el fenerleriyle dolaşıyoruz. Gün doğumunda işletme sahipleri bizi uyandırıyor ve güneşin doğuşunu izlemek için adanın en yüksek noktasına yürüyüşe çıkarıyor. Büyüleyici.”
Tarihi Orta Çağ’dan kalma bir manastırın kalıntılarına ve tarih öncesi bir yerleşimin izlerine kadar tırmanıyor. Patikalar bu küçük adanın iç kesimlerine doğru uzanıyor.
Kendilerini Çakmaktaş ailesi gibi hissettiklerini söyleyen Andreini akşam yemeklerinde ağdan çıkan taze balıkları yediklerini ve ilkel, ıssız ada deneyimi yaşadıklarını ifade ediyor. Adaya gelmek isteyenlere ise yanlarında plaj kıyafetleri ve yürüyüş botları getirmelerini öneriyor.
Tarihçi Silverio Capone ise adanın tarihine ilişkin ilginç bir bilgi verdi. Mağaraya insanlarının silah ve alet yapımında kullanmak için kayalıklardaki siyah damarlar halinde görülen değerli siyah obdisyen taşını aramak için buraya geldiklerini söyledi.
Adayı özel kılan nedeni Capone şöyle anlatıyor:
“Romalılar burayı imparatorluk donanmaları için Tiren Denizi’nde stratejik bir gözetleme noktası olarak kullandı, ancak hiçbir zaman kolonileştirmediler.”
Adanın mülkiyeti ise 18. yüzyıla dayanıyor. O dönemde Ponza’yı kolonileştirmek üzere gönderilen Napolili ailelere Palmarola’yı kendi aralarında paylaşma izni veriliyor. Bugün ada hâlâ Ponza’da yaşayan ailelere ait çok sayıda parselden oluşan özel mülkiyet durumunda.
Bir kayanın tepesinde ise Aziz Silverius’a adanmış küçük bir beyaz şapel var. Altıncı yüzyılda papa olan Saint Silverius, Palmarola’ya sürgün edilmişti, onun burada öldüğüne inanılıyor.
Balıkçılar her haziran ayında San Silverio yortusu için Ponza’dan Palmarola’ya yelken açıyor. Şapele çiçekler taşıyor ve azizin ahşap heykelini teknelerle dolaştırıyor. Katılımcılar, ana sunağın bulunduğu en yüksek nişe ulaşmak için dik kaya basamaklarını sırayla tırmanıyor, dua ediyor ve meditasyon yapıyor.
Capone bunun kutsal bir ritüel olduğunu ve ona her gün dua ettiklerini söyledi.