Modern filozof Alain de Botton zamanında “Neden Yanlış Kişiyle Evleneceksiniz!” başlıklı bir yazı yazmış, dünya çapında fenomen olmuştu. Gelin ben siz ve anlatayım neden insan illa ki yanlış kişiyle evlenir...
New York Times’da modern filozof Alain de Botton zamanında dünya gündeminde viral olan bir yazı yazdı: “Why You Will Marry The Wrong Person” – “Neden Yanlış Kişiyle Evleneceksiniz!”
Bu yazıyı şimdi okuduğumda bile haklı olduğu bir yer var. Yanlış kişiyle evlenmek başımıza gelmesinden en çok korktuğumuz şeylerden biri. Olmaması için büyük çaba harcarız. Ve yine de olur: Yanlış kişiyle evleniriz.
Botton’ın bu eski yazısına göre bunun bir nedeni bizi gerçekten tanımayanlara normal görünmemiz. Aslında belki öfke kontrolü sorunumuz olabilir, veya seksten sonra yakınlık konusunda zorlanıyoruzdur. Sonuçta kimse kusursuz değil.
Sorun şu ki, evlilik öncesinde bu karmaşıklıklarımızı nadiren karşı tarafa açarız. Hatta ilişkilerimiz kusurlarımızı açığa çıkaracak gibi olduğunda, suçu karşı tarafa atar ve ilişkiyi bitiririz. Partnerlerimizi evlilik öncesi gerçekten tanır mıyız? Hiç sanmam.
Elbette onları anlamaya çalışırız. Ailelerini ziyaret ederiz. Fotoğraflarına bakarız. Üniversite arkadaşlarıyla tanışırız. Bunların hepsi “ödevimizi yaptığımız” hissini verir. Oysa yapmamışızdır.
Botton’a göre evlilik, henüz kendilerinin kim olduğunu ya da karşısındakinin kim olabileceğini bilmeyen iki insanın, neye bağlandıklarını anlamadan, araştırmaktan özellikle kaçındıkları bir geleceğe dair aldıkları cömert, umutlu ve son derece iyi niyetli bir kumardır.
Duygu evliliğinde önemli olan, iki insanın içgüdüsel bir çekimle birbirine yönelmesi ve bunun doğru olduğuna yürekten inanması. Hatta evlilik ne kadar mantıksız görünüyorsa ve aileler şiddetle karşı çıkıyorsa o kadar acele edilir.
Ama biz evlilikte mutluluğu aradığımızı sansak da iş bu kadar basit değil. Aslında aradığımız şey tanıdıklık. Botton’a göre yetişkin olduğumuzda evlilik için “fazla doğru” olan adayları reddederiz, çünkü çok dengeli, olgun, anlayışlı ve güvenilir olanlar bize yabancı gelir.
Çocuklukta yaşadığımız travmalar bize sevilmenin, mutlu hissetmekle eşdeğer olmadığını öğretmiştir. Yalnızlık da bizi yanıltır. Bekâr kalmanın katlanılmaz göründüğü bir ruh hâlindeyken kimse iyi bir eş seçimi yapamaz. Bizi yalnızlık kaderinden kurtaran kişiyi sevmekten çok, artık yalnız olmamayı severiz. Bir de güzel bir hissi kalıcı kılmak için evleniriz. Evlenme teklifini ilk düşündüğümüzde hissettiğimiz mutluluğu şişeye koyacağını sanırız. Bu hisleri kalıcı kılmak için evleniriz ama bu duygularla evlilik kurumu arasında sağlam bir bağ olmadığını göremeyiz.
İyi haber şu: Yanlış kişiyle evlendiğimizi fark etmemiz bir felaket değil. Tüm ihtiyaçlarımızı karşılayacak, tüm arzularımızı doyuracak kusursuz bir insanın var olduğu fikri baştan mantıklı değil ki. Bunun yerine kabul edelim: Her insan bizi hayal kırıklığına uğratacak, sinirlendirecek, kızdıracak ve çileden çıkaracak. Biz de aynı şeyleri onlara yapacağız. İçimizdeki boşluk ve eksiklik duygusu asla tamamen sona ermeyecek.
Botton’da bu “kötümser” felsefenin evlilikte pek çok huzursuzluğa çözüm sunacağı fikrinde. Tuhaf gelebilir ama kötümserlik, romantik kültürün evlilikten beklediği aşırı hayallerin baskısını hafifletebilir.
Bize en uygun kişi, her zevkimizi paylaşan kişi değildir, farklara tahammül edebilen kişidir.
Botton’un bu düşünceleri iyi güzel de 50’yi geçmiş erkeklerin aşk doktorları olarak “kadınları çözdüm” iddialarına ne demeli. İlişkiler çok da çözülebilen şeyler değil ama Türkiye’de de aşk doktorlarımızın sürekli bu konuda ahkam kesmesi bana komik geliyor. Mehmet Coşkundeniz (59), Mehmet Yılmaz (69) ve Ertuğrul Özkök (78) ilk aklıma gelenler. Hatta Özkök Kırk 7 adında çok tartışılan kitabında 40’lı yaş kadınlarını “baş döndürücü, bilinçli ve davetkâr” olarak tasvir etmiş ; 21. yüzyılın büyük keşfinin “40 yaş kadını” olduğunu söylemişti.
Neden acaba 50 sonrası erkekler kadın arzusu ve seçimleri hakkında bu kadar söz sahibi?
Aşk doktorlarına bir haberim var, kadınlar söz konusu olduğunda bir denklemden bahsetmek kolay değildir; kadınların seçimleri hormonlar, sinir sistemi, bağlanma güvenliği ve yaşamsal deneyimlerle şekillenen dinamik bir süreçtir. Kadınlar en fazla sürprizli bir deney setidir. Yanlış kişiyle evlenmek kaçınılmaz olabilir; ama yanlış teorilere inanmak tamamen tercihtir.