19-01-2026
İsmet Berkan

Görürsünüz, PKK ve DEM Parti dün Suriye’de ne olduğunu da anlamazdan gelmeye çalışacak

Görürsünüz, PKK ve DEM Parti dün Suriye’de ne olduğunu da anlamazdan gelmeye çalışacak

“Gerçekçi ol, imkansızı iste!”

Bu, 1968 Fransa gençlik olaylarından bir duvar yazısı.

İnsan gençse bu sloganın çekiciliğine kapılabilir. Çünkü ilk bakışta isyanı dile getiren doğru bir söz gibi duruyor.

PKK, Suriye’de 2011’de iç savaş başladığında “imkansızı istedi.”

Keskin bir Makvelizm’le, Esad’la iş birliği yapmak dahil o imkansızı elde etmeyi de başardı. 

Hakkını vermek lazım: Hem Irak sahasında hem de Suriye’de DEAŞ’la savaştı, bu tarihin gördüğü en vahşi örgüte direndi. Ona direnirken Batı dünyasının büyük sempatisini kazandı.

O sempati PKK’ya yarım da olsa bir meşruiyet, Amerikan ordusu ile işbirliği, Batı başkentlerinde tanınma, o güne kadar sahip olmadığı türden silahlara sahip olma imkanını getirdi.

Bunlar PKK açısından düne kadar hayal bile edilemez kazanımlardı. Suriye sahasının üçte birini, Amerika’nın onlar adına Arap aşiretleriyle yaptığı anlaşmalar ve ödediği paralar sayesinde kontrol eder hale geldiler.

Ama sanırım bu durum onların kendi güçlerini yanlış okumaya başlamalarının da başlangıcı oldu.

İlk büyük yanlış, yönettikleri “kanton”larda yarı devlet olmak anlamına gelen referandum yapmaya kalkışmalarıydı. Kısa süre içinde o “kanton”lardan en önemlisini, Afrin’i kaybettiler. Türk ordusu, yanında Suriye Milli Ordusu ile iki üç günde Afrin’e giriverdi.

Suriye’deki en büyük ve etnik olarak da en Kürt şehrini hangi hataları yüzünden nasıl kaybettikleriyle bir an bile yüzleşmediler. Tarih, sadece kendilerinin etrafında ilerliyor sanmaya devam ettiler.

Kobani’den Irak sınırına kadar uzanan, Türkiye sınırı boyunca bir koridor oluşturduklarını düşünüp pervasızca Türkiye’nin sınır kıyısındaki şehirlerine füzeler atmaya, top atışları yapmaya başladılar. “Arkamızda Amerikan desteği var, istediğimizi yaparız” diye düşündüler. Bir kez daha yanıldılar, Türkiye ordusuyla o koridora girdi, ortasından orayı ikiye böldü.

Büyük güçlerin oyunu söz konusu olduğunda kendi güçlerinin bir sınırı olduğunu yine anlamamayı seçtiler, imkansızı istemeye devam ettiler.

Nihayetinde Rusya, Ukrayna savaşı yüzünden Suriye’deki güçlerini çekince, üstüne İsrail Gazze savaşı sırasında Hizbullah’ı ve İran’ı darmadağın edince Esad rejiminin çökeceğini göremediler, oysa Türkiye ve Suriyeli muhalif güçler bunu gördü, HTŞ liderliğinde gidip Şam’a girdiler.

PKK’nın bu yeni duruma tepkisi, Batıyı Şam’a giren güçlerin radikal islamcı olduğuyla korkutmaya çalışmak oldu. Ne umuyorlardı bundan? Batı, Ahmet Şara’yı desteklemeyecek, bütün Suriye’yi “seküler” PKK’ya mı verecekti yani? Hayır, öyle olmadı. Ahmet Şara yönetimi örneğine az rastlanır bir hızla gerek Arap dünyası ve gerekse Batı, hatta ABD nezdinde “meşru” görüldü.

PKK hala imkansızı istemeye devam ediyordu. “Rojava Devrimi”nden söz ediyor, ara dönemde kurduğu özerk yönetimin Suriye Federasyonu içinde bir parça olarak süreceğini, kendi silahlı güçlerini de elinde tutmaya devam edeceğini düşünüyordu. Bütün dünyadan tam tersi yönde gelen sinyalleri ise duymamayı tercih ediyordu.

Geçen yılın 10 Mart’ında onları Şam ile mutabakata zorlayan ABD’yi bile gerçekçi gözle görmediler, o mutabakatı uygulamadılar, ayak sürüdüler, zamana oynadılar. İsrail ile aynı yatağa girmekten bile geri kalmadılar, İsrail’den para alıp Şam’la savaşsın diye Dürzi milisler yetiştirdiler.

Aslında birkaç hafta öncesine kadar hala müzakere şansları vardı. “Halep’i ve Fırat’ın Batısını boşaltın” çağrısını da anlamadılar, direnmeye kalktılar, “Kürt soykırımı yapılıyor” laflarıyla Batıyı yanlarına çekebileceklerini düşündüler.

Bu köşede aylardır kaç yazı yazdım, PKK’nın gerçekçi olmayan tutumunu anlatmaya çalıştım. İşlerin en sonunda yeniden iç savaşı başlatmayı göze alıp almamaya dayanacağını söyledim. PKK iç savaşı yeniden başlatmak istedi, arkasında kimseyi bulamadı. Şam yönetimini “İç savaşı başlatmak”la suçladığında da yalnız kaldığını gördü, kimse Şam’ı suçlamadı, herkes dönüp PKK’yı suçladı.

Şimdi Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmuş durumdalar ve bunun ne kadar farkında oldukları, kendi durumlarını ne kadar gerçekçi bir gözle değerlendirdikleri konusunda benim hala şüphelerim var.

Daha iki gün önce Ahmet Şara’nın Kürtlerin kültürel haklarıyla ilgili kararnamesini yayınladığında buna bile itiraz etti PKK, “Yetmez ama evet” demedi, tam tersine bu kararnameyi yerin dibine soktu.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan kısa süre önce, “Bunlar güçten anlıyor” dediğinde DEM Parti ona çok kızmıştı. Şam yönetimi Fidan gibi düşündü ve PKK’ya 48 saatlik bir güç gösterisi yaptı. PKK bir anda yanında hiç Arap aşireti kalmadığını gördü, koalisyonu çökmüştü, Kürtler yalnız kalmıştı. Sonuç dün Şam’dan duyurulan 14 maddelik anlaşma oldu.

Bu anlaşmayı bugün Mazlum Abdi imzalayacak mı? Umarım imzalar. Ama imzaladıktan sonra da göreceksiniz, PKK zaman kazanmaya çalışmaya, anlaşmayı kısmen ya da tamamen uygulamamak için elinden geleni yapmaya devam edecek. Türkiye’de de DEM Parti onu destekleyecek.

Baktığınızda 18 Ocak anlaşması aslında bundan bir yıl önce zaten söylenmiş olan şeyleri içeriyor. Farkı, bu kez metnin çok daha net biçimde yazılmış olması. Örneğin PKK’nın askeri birlikleri Suriye ordusuna “bireyler” olarak katılabilecek, toplu halde değil. Açıkça yazılı. Öyle “Kürt Tümeni” diye bir şey olmayacak. Oysa birkaç hafta önce Şam “Kürt tümeni”ni kabule meyleder gibiydi.

Irak’tan gelen PKK’lılar Suriye’yi terk edecek. Bundan bir yıl önce de aynı şartı kabul etmişti PKK ama uygulamadı. Bakalım bu sefer uygulayacak mı?

Haseke de Şam’a geçecek ama Haseke Valisi belki de Mazlum Abdi olacak. Şehirdeki “sivil” yapıların tamamı Şam’a devredlecek. Yapacak mı bunu PKK? Yapmamak için elinden geleni ardına koymayacak.

Kobani’den ağır silahlar çıkacak. En kritik konulardan biri bu. Ben de merakla izleyeceğim, bu maddenin gerçekleşip gerçekleşmemesini. PKK bir polis gücü olmayı kabul edecek mi?

Bugüne kadar, en azından son bir yıldır Suriye’deki kendi pozisyonunu gerçekçi bir gözle değerlendirmeyen, gücünün çok ötesine oynayan PKK’nın bir günde ansızın “imkansızı istemek”ten vazgeçeceğini düşünmüyorum.

İki gündür Suriye’den yansıyan görüntüler bu örgütün 10 yıldır yönettiği halkın arasında da hiç popüler olmadığı izlenimi veriyor. PKK, Suriye’de ne yaşandığını anlamazdan gelmeye devam edecek olursa Suriyeli Kürtlerin iradesi özgürleştiğinde geriye PYD’nin bile kalmadığını görebiliriz.

“Türkiye’nin partisi” olacağını söyleyen DEM Parti bunca zamanda Suriyeli Kürtlere “Gerçekçi olmayı” öğütleyebilirdi, hayır bunu yapmadı. Kürtler Suriye’nin “demokratik” bir ülke olmasına yardımcı olabilirdi, hayır olmadılar.

Suriye’de bir demokrasi olup olmaması, insan haklarının ve azınlık haklarının geçerli olup olmaması Batı’nın umurunda olur sanıyorlar, hayır olmaz. Onlar için istikrarlı ve komşularına (İsrail’e) bulaşmayan bir Suriye yeterli.

Şimdi Ahmet Şara’nın eline çok büyük bir güç geçti. Bakalım PKK bu yeni durumu nasıl okuyacak?

Avrupa Amerika’ya ne cevap verecek?

Avrupa Amerika’ya ne cevap verecek?

Amerikan Başkanı Donald Trump, Grönland konusunda kendisine ayak sürüyen 8 Avrupa ülkesine yüzde 10 ek gümrük vergisi koydu. Yakın zamanda bu ülkeler tutumlarını değiştirmezse vergiyi yüzde 25’e çıkaracağını da söyledi.

Peki buna Avrupa ülkeleri ne cevap verecek? Bugün Avrupa Birliği liderleri Brüksel’de toplanacak ve verilecek cevabı konuşacak.

Gelen ilk haberler Avrupa’nın müzakere yolunu seçeceğini, hemen ABD’ye karşı misilleme yapmayacağını söylüyor.

Müzakerelerde nereye varılır bilinmez ama Avrupa eğer isterse Amerika’ya ciddi zarar verebilir; özellikle Amerikan teknoloji şirketlerinin ABD dışındaki ana pazarının Avrupa olduğunu unutmamak gerek.

AB aslında bu misilleme listelerini daha önceden hazırlamış ama sonra ilk dalga ticaret savaşlarında bu silahı çekmesine gerek olmadan ABD ile bir anlaşma yapmış, yüzde 10 vergiye razı olmuştu.

Şimdi vergi istenen ülkeler listesine başlangıçta ABD’nin kayırdığı İngiltere de eklendi ve hep birlikte göreceğiz: Avrupa Grönland’ı ve Danimarka’nın egemenliğini savunmaya ne kadar hevesli?