
Bilal Erdoğan’ın gövde gösterisini ciddiye almak gerek
İstanbul’da 1 Ocak sabahı yüz binlerce insan sabahın 06.30’unda buluştu, önce tarihi yarımadanın dev tarihi camilerinde sabah namazını kıldı, ardından Galata Köprüsü’ne indi ve burada Gazze konulu mitinge katıldı.
Mitingin düzenleyicisi ve baş konuşmacısı Bilal Erdoğan’dı.
Mitinge kaç kişinin katıldığıyla ilgili farklı farklı rakamlar var, 400 bin kişiden başlıyor, 520 bin kişiye kadar uzanıyor bu rakamlar.
Bunlar, bana soracak olursanız ciddiye alınması gereken rakamlar.
***
Türkiye, siyasi mücadeleyle kültür savaşının iç içe girdiği bir ülke.
Bu yeni bir şey de değil; Cumhuriyet’in ilk yıllarından, tek parti döneminden beri (hatta bazılarına göre 2. Meşrutiyetten beri) Türkiye’de siyaset aynı zamanda bir kültür savaşı veya bazı tarihçilerin adlandırmasıyla “ahlaklar savaşı.”
Burada “ahlak” derken kastedilen basit anlamda ahlak değil; topyekûn bir hayat tarzı, dünyaya ve hayata bakış açısı.
Bugünden baktığımızda bir yanda “modern” diyebileceğimiz, daha Batıya açık, Batı kültürüyle arasında daha az sorun gören veya hiç görmeyen bir kültür ile muhafazakar/milliyetçi, Batı kültürüne mesafeli, ondan sadece nefret etmeyen aynı zamanda ondan ürken bir başka kültür arasında amansız bir mücadele var.
Biz siyasette bu mücadeleyi Ak Parti-CHP mücadelesi gibi görüyoruz ama aslında kültür savaşının tarafları bu iki partiyi aşan çok daha geniş kimliklerin parçaları.
Mesele sadece dindar olmak/seküler olmak parantezine kapatılamayacak kadar büyük. Ve her gün bu kültür savaşına yeni yeni unsurlar ekleniyor.
İşte 1 Ocak sabahı o saatte sokağa çıkan yüz binlerce insan da bir siyasi partinin taraftarı olmaktan çok aslında bu kültür savaşının bir tarafı olarak sokaktaydı.
Kültür savaşının diğer tarafı ise onların sokağa çıkmasından birkaç saat önce uykuya dalmıştı, çünkü yeni yılın gelmesini evinde veya sokakta kutlamıştı.
***
Bilal Erdoğan’ın kim olduğunu bu ülkede bilmeyen yok. Kendisi bir siyasi göreve sahip değil ama yine de siyaseten bir şey ifade eden bir isim.
Dünyada da Türkiye’de de Bilal Erdoğan’ın son aylarda sık sık kürsülerde konuşma yapmasını ve daha fazla görünür olmasını insanlar “Tayyip Erdoğan halefini hazırlıyor” diyerek yorumladı.
Ben bu yorumun dar ve sıkıntılı olduğunu düşünüyorum.
Bilal Erdoğan’ın sokakta ve siyaset sahnesinde daha fazla görünür olması, onun Erdoğan sonrasına hazırlanmasından çok daha büyük bir şey olduğunu düşünüyorum.
Zaten “Erdoğan sonrası” diye bir planlamanın olmasını eşyanın tabiatına aykırı buluyorum. Erdoğan’ın bir köşeye çekilmek ve meydanı kendisinden sonra geleceklere bırakmak gibi bir niyeti olduğunu düşünmüyorum.
Bence durum tam tersine. Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisinin bizzat yapamadığı bazı şeyleri oğlu aracılığıyla yapıyor.
***
Şöyle düşünün: 90’lı yıllarda bir takım İslamcı gruplar ve kişiler “Yılbaşını yasaklamak”tan söz ettiğinde alay konusu olmuşlar ve marjinal bulunmuşlardı. Bugün öyle değil. İşte gördük, 1 Ocak sabahı yüz binlerce insan sokağa çıktı İstanbul’da.
Bu kültür savaşına bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderlik etmesine gerek yok. Bilal Erdoğan’ın liderlik etmesini zaten herkes Tayyip Erdoğan olarak anladı. Zaten o sabah, Tayyip Erdoğan da sabah namazını Aya Sofya Camiinde, Bilal Erdoğan’la birlikte kıldı. Sadece mitinge katılmadı.
***
Tayyip Erdoğan’ın herhangi bir kıskançlık veya başka bir duygu olmadan sahnede başrolü rahatça teslim edeceği çok az sayıdaki insanın önde geleni Bilal Erdoğan.
Bana soracak olursanız Erdoğan, oğluyla bir çeşit tandem içinde. Bilal Erdoğan’ı önümüzdeki dönem bir nevi seçim kampanyası gibi sokakta daha fazla görürsek şaşırmamalıyız.
Dikkat edin, CHP her hafta iki tane miting yapıyor. Bu mitingler siyaseti hareketlendiriyor. Bunların Tayyip Erdoğan tarafından cevapsız bırakılması düşünülemez. İşte o cevap Bilal Erdoğan’dan geliyor.
***
Bu yaşadıklarımız sadece seçimin yaklaşmakta olduğuna dair belirtiler değil. Tayyip Erdoğan’ın yeni iletişim stratejisine ilişkin şeyler aynı zamanda.

