03-02-2026
İsmet Berkan

Gunboat Diplomacy V 2.0 bir sonuç daha alırsa…

Gunboat Diplomacy V 2.0 bir sonuç daha alırsa…

Ak Parti’de Genel Başkan Yardımcısı olarak doğrudan siyasete atılan akademi kökenli bir isim olan Hasan Basri Yalçın’la Başkan Trump’ın ilk dönemi sırasında her hafta TRT’de yayınlanan bir TV tartışma programı yapıyordum.

Bir sefer Trump’ın ticaret politikaları hakkında tartışırken neredeyse aynı anda ikimizin de aklına Trump’ın küresel düzene yapmak istediklerinin iktisat tarihinde “Merkantilizm çağı” olarak adlandırılan döneme benzediğini söylemek geldi.

Merkantilizm çağının baskın özelliği dönemin büyük küresel güçlerinin silah zoruyla ülkeleri ticarete, kendilerinden mal almaya veya satmaya zorlamasıdır. O dönemin sonlarında bu yönteme bir de isim verilmişti: Gunboat Diplomacy.

Türkçede Gambot Diplomasisi olarak geçen kavram büyük gücün donanmasını gönderip küçük gücün limanlarını ablukaya almasını, yani bir anlamda kafasına silah dayamasını ve bu yolla istediğini yaptırmasını anlatır.

Elbette dünya 19. yüzyıla geri dönecek değil. Bugün ülkeler arası ticareti engelleyen hiçbir şey yok, zamanında Adam Smith’in hayalini kurduğu serbest ticarete çok ama çok yakın durumda dünyamız. Gümrük vergileri var belki ama bunların etkileri sınırlı oldu (Amerikan dış ticaret açığı yeniden artmaya başladı, yani bu ülke fiyatı ne olursa olsun ithal ediyor zaten).

Dolayısıyla Başkan Trump’ın istese dahi birebir Merkantilizm dönemine geri dönebileceği kuşkulu. Kaldı ki bunu istemesine de gerek yok. O sadece ABD’nin etkisinin artmasını istiyor. Daha çok da siyasi ve ekonomik etkisinin.

Bugün Gunboat Diplomacy V 2.0 dönemindeyiz belki de.

Trump’ın donanması gitti Venezuela’yı denizden kuşattı. Birkaç aylık kuşatmanın sonunda da istediğini aldı. Başkan Maduro’yu yatak odasında yakaladı. Onun ardından ülkede rejim değiştirmekle falan uğraşmadı, zaten gelenler ABD ile iyi geçinmek zorunda kaldı. Bugün ABD’nin artık Venezuela’da bir büyükelçisi var, bu ülke dün yıllar sonra ilk kez ABD’ye petrol ürünü sattı.

Trump, Venezuela’da elde ettiği ve kendisine son derece ucuza mal olan bu başarıyı şimdi iki yerde daha tekrar etmek istiyor. Bunlardan biri Küba, diğeri İran.

Trump’ın bu arada bir de mesajı var: Ülkenizi işgal edip rejim değiştirmekle, muhalefeti desteklemekle falan ilgili değilim, karşımda illa bir demokrasi olması gerekmiyor, benim suyuma gittiği ve bana düşmanlık gütmediği sürece herkesle çalışmaya hazırım.

Küba şimdi abluka altında. Petrol alamıyor. Amerika sabırla bekliyor. Küba’nın teslim bayrağını açması yakın olabilir. Bu fakir ülkenin dayanacak çok kaynağı yok çünkü.

Ama dediğim gibi Küba açısından ABD’ye teslim olmanın bu adada rejim değişikliğini komünizmin sona ermesini de beraberinde getirmesi gerekmiyor. Trump pragmatik. Sonuca bakıyor.

Zor olan hedef İran. Nitekim bu yüzden gerçekten büyük bir deniz gücünü İran körfezine yığdı Trump ve tehdit ederek bekliyor. Başlangıçta burnundan kıl aldırmayan İran rejimi Venezuela’da ne olduğunu ve ABD’nin sonra nasıl davrandığını dikkatle takip etti.

Rejim sadece ABD politikalarını değiştirerek, sadece ABD’nin istediklerini yaparak ömrünü uzatabileceğini, hatta hayatta kalabileceğini gördü. 

Tabii bilmiyoruz İran dönüp ABD’nin bütün taleplerini yerine getirir, bütün kendi emperyal ve ideolojik niyetlerinden ayrılır mı ama, “İran kesin hayır der” diyemiyoruz hiçbirimiz.

İran’da İslam Cumhuriyeti devam edebilir ve İran yavaş yavaş ambargolardan çıkmış, normal bir ülkeye dönüşebilir.

Gunboat Diplomacy V 2.0 burada da sonuç alabilir.

Eğer başarılı olursa bence bir sonraki hedef Kuzey Kore olacak. Trump dönüp bu ülkeyi nükleer silahlarından arındırmak için donanmasını oraya yollayacak.

Nükleer silahları ve bu silahları dünyanın dört bir yanındaki hedeflere gönderme kapasitesi, yani kıtalararası balistik füzeleri olan Kuzey Kore’yi teslim almanın yolu bu silahlarını imha etmekle tehdit etmek ve o silahların daha fırlatılır fırlatılmaz vurulacağı bir savunma sistemini devreye almak.

Gunboat diplomacy V 2.0’ı izlemeye devam etmek gerek.

500 milyon dolarlık mafya

500 milyon dolarlık mafya

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dünkü açıklaması beni çok şaşırttı açıkçası.

Yasadışı bahiste çok para döndüğünü biliyordum ama bu paranın bir kişinin elinde toplanan 500 milyon dolar seviyesine kadar ulaştığını söyleseniz size inanmazdım.

Şeref Yazıcı isimli, halen Dubai’de yaşadığı tahmin edilen kişinin mal varlıklarını dondurdu dün savcılık.

Şeref Yazıcı’nın artık Türkiye’de faaliyet gösteren kripto şirketi Darkex’te 500 milyon dolar değerinde kripto varlığı olduğu ve savcılığın bu varlığı da dondurup Türkiye’ye iadesini istediği söylendi.

YeniŞafak gazetesine soracak olursanız Şeref Yazıcı Darkex’in de sahibi. Bunu doğrulamaya imkan yok ama Darkex yönetiminde Yazıcı’nın adına rastlanmıyor.

Fakat ilginç bir şey, faaliyetlerine Arnavutluk ve Gürcistan’da başlayan ama artık Dubai’ye taşınmakta olan Darkex’in bütün yönetimi Türkiye kökenli isimlerden oluşuyor.

Daha ilginci, aynı isimler Darkex ile aynı alanda iş yapan, hatta Darkex’i kurduğu söylenen bir başka şirket olan United Chain Tech’in de yöneticileri.

İlginç biçimde yasadışı bahisle elektronik ödeme sistemleri sağlayan şirketler ve kripto alım-satım platformları neredeyse her soruşturmada yan yana geliyor.

Bu arada ilginç bir not: Dün akşam Kocaelispor-Fenerbahçe maçını seyredenlerin dikkatini çekmiştir, Kocaeli’de saha kenarındaki reklam tabelalarında sık sık Darkex’in reklamları görüldü.