13-01-2026
İsmet Berkan

Yeniden yazayım: Uyuşturucu soruşturmasını neden siyasi algıladık?

Yeniden yazayım: Uyuşturucu soruşturmasını neden siyasi algıladık?

İstanbul’da devam eden uyuşturucu ve fuhuşa teşvik soruşturmasında dün üç kullanıcı daha tutuklandı ve cezaevine gönderildi.

Bu soruşturma adı üzerine bir adli suç soruşturması, öyle siyasete değen bir tarafı yok.

Ama dün burada yazdım, yapılan bir kamuoyu araştırmasına katılan deneklerin yarıya yakını soruşturmanın şu veya bu kadar “siyasi” olduğunu düşünüyor.

Bu bir sosyolojik gerçeklik. Bu gerçeklik hakkında düşünmemiz gerektiği çok açık.

Düşünürken de iki soruya cevap bulmak gerekiyor: 1. Neden gayri siyasi suç soruşturmaları bile siyasi algılanıyor? 2. Bu algıdan nasıl kurtulabiliriz?

Dün kısmen ilk soruya cevap vermeye yeltenmiştim ama sözüm bitmedi, laf çok uzayacaktı, kendi cevaplarımın ağırlıklı bölümünü bugüne bıraktım.

Benim böyle yaptığımdan doğal olarak haberi olmayan bir okuyucum, “Bal gibi siyasidir” diye bir mektup yolladı bana, ona göre bu soruşturmayla yapılan operasyonların ve kamuoyuna yansıyan haberlerin bir hayat tarzını baskı altına almaya yönelik alt metni vardı.

Benim yakın çevremdeki hemen hemen herkesin bu soruşturmayla ilgili söylediği de bu. Ortada abartılacak bir büyük suç olmadığı halde bu konunun iktidara yakın medya tarafından gereğinden fazla köpürtülmesi ve savcılığın da normalde tutuklaması bile olmayan uyuşturucu kullanma suçlarında her testi pozitif çıkanı tutuklanmak üzere mahkemeye sevk etmesi “yukarıdan” yönetilen bir kampanya yapıldığı izlenimi veriyordu.

“Yukarıdan” denince de siyaset kastediliyor elbette. Benim yakım çevremde kimse savcıların bağımsız hareket edip kendiliklerinden bu soruşturmayı bu seviyeye getirdiğine inanmıyor. Herkes, “Bir talimat vardır” diyor.

Var mıdır yok mudur, bunu bilmiyorum açıkçası ama öyle bir hale geldik ki, “Yok canım ne ilgisi var, neden talimat olsun” diyemiyorum.

“Operasyon siyasidir” diyenlerin kurduğu bir numaralı varsayım bu. Yani savcılığın “yukarıdan talimat veya onay”la soruşturmayı sürdürdüğü.

Bu varsayımı gerçek kabul ettiklerinde de doğal olarak, “Bu işin arkasında bir siyasi hesap var” çıkarımına varıyorlar.

Bu varsayım ve çıkarım haftalardır ortada ve öyle alçak sesle falan değil yüksek sesle de konuşuluyor ama “yukarısı” ne bizzat ne de sözcüleri aracılığıyla bir açıklama yapmış değil.

Yapmaması bir yere kadar normal. Memlekette aynı anda onbinlerce suç soruşturması yapılıyor savcılıklarda. İstanbul’daki de işte onlardan biri.

Ama ilginçtir: Ankara’daki pavyonlarda küçük yaşta çocuklar dahil genç kadınların pazarlanmasıyla ilgili soruşturma için böyle bir “siyasidir” algısı yokken İstanbul’daki uyuşturucu soruşturması için bu algı var.

Algının olası sebeplerinden biri, savcılığın gücünü zorlaması. Dediğim gibi uyuşturucu kullanmak suç olmakla birlikte hafif bir suç. Ama savcılık mesela HaberTürk ana haber sunucusu ve genel yayın yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’u tutuklamak için bu suça “Örgüt” ve “Fuhuşa teşvik”i de ekledi.

HaberTürk sunucularından tutuklu Eda Rumeysa Cebeci için burada tekrar edemeyeceğim vahimlikte suçlamalar içeren bir gizli tanık ifadesi var ama bu ifadeleri doğrulayan en ufak bir bilgi sızmış değil. Savcılık Cebeci’yi itirafçı yapmak istiyor, o da zaten bir kez “etkin pişmanlık” ifadesi verdi ama o ifadede gizli tanığın anlattığı fuhuş suçlamalarıyla ilgili tek kelime yok.

Mehmet Akif Ersoy da benzer şekilde “etkin pişmanlık” ifadesi verdi ama onun ifadesine yansıyan yegane pişmanlık kendi uyuşturucu kullanımına ilişkindi. Ersoy ifadesinde Veyis Ateş’in adını verdi, o da tutuklandı. Eda Rumeysa Cebeci’nin telefonundan ise Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran’ın adı çıktı. Dört yıl önce sevgili olmuşlar, sonra da arkadaş kalmışlardı. Saran az kalsın tutuklanacaktı, hala da kendisi açısından tehlike geçmiş sayılmaz.

Ersoy ve Cebeci hala cezaevinde. Savcılar onların pişmanlık ifadelerini yeterince beğenmedi çünkü.

Bunlar tekil örnekler, soruşturmaya konu diğer isimlerin ifadelerinden ötürü tutuklanan başkaları da oldu. Savcılık, soruşturmasına mümkün olduğunca daha çok insanı katmak için elinden geleni yapıyor. Bu soruşturmayı yayma, genişletme iştahı ve eldeki gücü sonuna kadar kullanıp herkesi tutuklatma isteği dikkat çekiyor.

Siyasi algıya bir üçüncü olası sebep, bu soruşturmanın başlangıçta Türkiye’nin İslamcı elitlerinde yarattığı tartışmadan sonra yön değiştirip seküler kesimlere yönelmesi.

Mehmet Akif Ersoy da, Eda Rumeysa Cebeci de İslamcı çevrelerden gelen isimler. Onlara soruşturmanın ilk evresinde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığında çalışan bazı isimler de eklendi.

Bu da İslamcı çevrelerde bir yozlaşma tartışmasına neden oldu. Bana göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın “dindarların iyi insanlar olduğu yargısını toplumda güçlendirmeye, yeniden yerleştirmeye çağırması” tam da bu yozlaşma tartışmasıyla, yani İstanbul’daki soruşturmayla bağlantılıydı.

Savcılık, Bilal Erdoğan’ın bu çağrıyı yapmasından çok önce soruşturmasının yönünü İstanbul’un gece hayatının sembol mekanlarına çevirmişti bile. Bir gecede 34 ayrı lokanta, bar ve gece kulübüne baskın yapıldı, hepi topu 7 gram kokain bulundu ama gürültüsü büyük oldu. Ardından Bebek Otele ikinci baskın, bu arada otelin işletmecisini tutuklayıp onu medyada şeytanlaştırma kampanyasıyla devam edince, mesele birden bire bir hayat tarzını yargılamaya dönüştü.

Konu, “İslamcı gençler arasında yozlaşma var”dan birden bire “Toplumun seküler kesimleri baştan sona yoz” algısını yaratmaya evrildi. Bir çeşit intikam gibi görülmeye başlandı.

Adli soruşturma aynı soruşturma ama algısı bu kadar hızlı değişince bizim gibi buluttan nem kapan toplum soruşturmayı siyasi görmeye başladı.

İran: Molla rejimi dikiş tutar mı?

İran: Molla rejimi dikiş tutar mı?

İranlılar bundan üç yıl önce, 2022’de de ayaktaydılar. O zaman İran’ın ahlak polisi Mahsa Amini adlı genç kadını başı kapalı değil diye işkenceyle öldürmüştü. Tepki bunaydı. Rejim sallandı. Aylarca süren gösterilerde çok sayıda İranlı öldürüldü, çok sayıda İranlı da rejim tarafından idam edildi.

Bugün İran yeniden ayakta. Bu kez gerekçe hayat pahalılıydı ama kısa zamanda rejim karşıtı gösterilere dönüştü, katılım giderek arttı. Rejim cuma günü büyük bir katliam yaparak cevap verdi. Halen tutuklu durumda binlerce kişi var, yakında onları idam etmeye de başlarlar.

Bilmiyorum, belki İran’ın molla rejimi bu kez de ayakta kalmayı başarır, tamamen yıkılmaz ama bana soracak olursanız bu rejim artık dikiş tutmaz.

Yönetim daha doğrusu Velayeti Fakih rejimi halk nezdindeki meşruiyetini kaybettiğinde, ki çok zaman önce kaybetmiş gibi duruyor, öyle reformla falan kendini kurtaramaz. Ayetullah Ali Hamaney’den sonra gelecek mollaların gündelik siyasetten uzak durmayı, Velayeti Fakih kurumunun sistem içindeki ağırlığını sadece son derece kritik konularla sınırlamayı, Devrim Muhafızları ordusunu normal orduya devretmeyi düşündüğünü vs. çeşitli reformları anlatan çok sayıda analiz ve haber var ama korkarım İran zaten gerçekleşme ihtimali düşük olan bu reformlarla rejimini sürdürme sınırını aştı.

Eğer molla rejimi bu badireyi de atlatırsa çok daha sert, çok daha güvenlikçi, çok daha baskıcı bir İran rejimi gelecek.

Ama ne gelirse gelsin, artık o rejim güçle ve zorla ayakta duran bir rejim olacak ve rejimin sonu da aynen Esad ailesinin sonu gibi olacak.

Fark, onların kaçacak bir yeri olmayacak.