
Kürt sorununda yeni eşik: Kendi göbeğini kesmek
Bu köşede pazartesi günü yayınlanan yazının başlığı şöyleydi: ‘Görürsünüz, PKK ve DEM Parti dün Suriye’de ne olduğunu da anlamazdan gelmeye çalışacak.’
Neden böyle demiştim?
Bir gün önce Suriye sahasında önemli bir şey yaşanmış, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet Şara neredeyse tek taraflı olarak, yani oturup ülkedeki Kürtleri temsil etme iddiasındaki SDG isimli örgütle müzakere bile yapmadan 14 maddelik bir barış planı duyurmuş, tek başına buna imza atmış, SDG lideri Mazlum Abdi’yi de Şam’a çağırıp aynı belgenin altına imza atmaya davet etmişti.
Bu özgüven nereden geliyordu? Şara bir yıldır yapmadığını pazar günü ansızın yapma cesaretini nereden alıyordu?
Bu cesaretin bir kaynağı Türkiye. Ama tek başına Türkiye yeterli değil. Şara pazar günkü cesaretini Amerika’dan aldı esas olarak.

Daha bir hafta önce Suriye’de harita böyleydi…
Uzunca bir zamandan beri Suriye bağlamında güçler dengesinin değiştiğini anlatmaya çalışıyorum burada dilim döndüğünce.
Mesele sadece Kürtler değil. Örneğin İsrail’in pozisyonu da değişti. Düne kadar bütün bölgede ‘oyun kurucu’ olarak davranan ve sahiden Ortadoğu’da çok köklü bazı dengeleri değiştiren, en önemlisi İran’ı pasifize etmeyi başaran İsrail bugün Amerikan Başkanı Trump ve etrafının bölge için kurdukları yeni oyunda epey bir pasif pozisyonda, kendisine politika dikte edilen ülke durumunda.

Sonra böyle oldu…
Amerika nasıl bir Ortadoğu istediği ve ‘İsrail için en iyinin ne olduğu’ konusunda kendince bir karar verdi ve bu kararını da en çok Ankara’daki Büyükelçi Tom Barrack aracılığıyla ucundan bucağından kamuoyuna duyuruyor.
Çok kabaca özetlemeye çalışayım: ABD, İsrail’in bütün Arap komşularının onunla dost olmasını sağlamaya çalışıyor. Bu ‘dostluk denizi’ oluşunca da İsrail’in bölgede savaşlara sebep olan bir devlet olmaktan çıkmasını, böylece Ortadoğu’ya huzur gelmesini sağlamak istiyor.

Bu sabah itibarıyla buna dönüştü…
İran pasifize oldu. Lübnan’da Hizbullah, Gazze ve Batı Şeria’da Filistin yönetimi ve ne olacağı belirsiz Suriye var ABD’ye göre İsrail’in kendine saldırganlık bahanesi olarak bulabileceği. Bu yazı bağlamında konumuz Suriye.
ABD açıkça İsrail’e ‘Suriye ile anlaş, orada sana dost bir yönetim var’ diyor ve Suriye’deki o ‘dost’ yönetimi artık Türkiye’den bile daha çok destekliyor, Ahmet Şara’nın başarılı olması, ülkede birlik ve bütünlüğü sağlaması için uğraşıyor. Bu uğraşısında ABD’nin güvendiği iki ülke var: Türkiye ve Suudi Arabistan. Suriye’yi destekleme görevi bu iki ülkede.
İsrail yola gelir veya gelmez, Suriye ile barışır veya barışmaz, bugünkü yazı açısından bunlar önemli değil. Önemli olan ABD’nin Suriye’nin geleceğine ve bu gelecekte de Ahmet Şara’ya yatırım yapıyor olması.
Buna dair işaretler açıktan yapılan konuşmalar aylardır ortada. Ama PKK bütün bunları görmezden geldi, gerçeği görüp buna göre siyaset geliştirmek yerine döndü kendi hayallerinde yaşamayı tercih etti.
Suriye Kürtleri ve ‘Rojava Devrimi’ açısından son derece kritik bir koca yılı boşa harcadı; Ahmet Şara’ya bulduğu her fırsatta ‘Colani’ diye hitab etti, HTŞ dedi… Bir kere olsun ‘Suriye devrimi’ne el uzatmadı, ‘Birlikte ne yapabiliriz’ demedi, yalandan bile olsa ‘Esad’ın gitmesinde ortak rolümüz var’ diye olan bitene ortak olmak istemedi, Esad’ın gitmesine sevindiği bile şüpheliydi.
Şimdi boşa geçirdiği bu bir yılın çok ağır moral yenilgisini yaşıyor PKK.
Pazartesi günü ‘Görürsünüz, PKK ve DEM Parti dün Suriye’de ne olduğunu da anlamazdan gelmeye çalışacak’ demiştim, fazla beklemek gerekmedi. Daha o yazının çıktığı gün Mazlum Abdi Şam’da 5 saat Ahmet Şara ile görüştü ve önüne konan anlaşmayı imzalamayı reddetti.
Üstüne 24 saatlik bir çatışma dönemi yaşandı. PKK açısından geriye kalan üç önemli merkez var: 1. Kobani, 2. Haseke ve 3. Kamışlı.
Salı günü hem Kobani’de hem Haseke’de şiddetli çatışmalar oldu. PKK, Kobani kırsalında çok sayıda köyü kaybetti, çatışmalar kasaba merkezine kadar geldi dayandı. Haseke’de de durum aynı. Suriye ordusu Haseke’nin kapısında duruyor.
Şimdi onlara 4 günlük süre verildi. PKK bu dört günde kendilerine söylenen anlaşmayı ya imzalayacak ya da bir ölüm kalım savaşına girecek.
Umarım savaşı tercih etmez; çünkü kendilerini destekleyecek kimse kalmadı.
Bir yıldır akla bilen gelmeyen gerçekçi tutumu şimdi 4 günde alabilecekler mi? Kestirmek zor. Hele karşınızda PKK gibi 50 yıllık olmasına rağmen sık sık ergen gibi hareket eden, açıkçası siyaset yapmayı bilmeyen bir örgüt olunca insan bir türlü emin olamıyor aklı selimin hakim geleceğine.
Ancak PKK’nın bu dört günün sonundaki tercihi ne olursa olsun, hem Türkiye için hem de Suriye için Kürt sorununun yeni bir eşiğe geçtiğini, Kürtler için bundan sonra bir mücadele verilecekse o mücadelenin artık silahlı olamayacağını görmek gerek.
Açıkça söylemek gerek: Bunu herkesten önce gören insan da Abdullah Öcalan’dan başkası değil.
Öcalan’dan bir barış meleği çıkartmak gibi bir niyetim yok ama Kürt sorununun geleceğinin silahlı değil siyasi mücadelede olduğunu söyleyen o oldu.
Kürtler eğer aklı selimle davranıp o yol tercih edecekse Suriye’de Türkiye’de olduklarından daha ileri bir noktadan başlayacaklar siyasi mücadelelerine. Ahmet Şara’nın geçen hafta ilan ettiği medeni haklara Türkiye’deki Kürtler sahip değiller örneğin.
Ama buna karşılık Türkiye’deki Kürtlerin bir demokrasi tecrübesi var, Türkiye’nin bir demokrasi tecrübesi var. O yüzden Türkiye’de siyasi mücadele daha kolay köklenecektir, çünkü zaten DEM Parti bu mücadeleyi yürütüyor epeydir.
Suriye’de ise ne ülke genelinde bir demokrasi tecrübesi var ne de oradaki Kürtlerin siyasi temsilcisi olduğu iddiasındaki partiler (başlıcası PYD) demokrasinin ne olduğu hakkında bir fikre sahip. O yüzden tepeden verilen haklardan sonra siyaseten ne istediklerini kendileri seçecek, sadece kendileri için değil Suriye’de silahlı değil siyasi mücadele zemini olabilsin diye de kavga verecekler.
Herkesin kendi göbeğini kendisinin keseceği yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Türkiye’de de, Suriye’de de…

