16-01-2026
İsmet Berkan

“Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde…”

“Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde…”

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün İstanbul’da bir basın toplantısı düzenledi, yerli yabancı çok sayıda gazeteci ve bu arada dış politika yorumcusu toplantıyı izledi.

Bir hayli ayrıntılı ve uzun haberini bugün 10Haber’de okuyabilirsiniz, ben Hakan Fidan’ı yakından izlemeye gayret ettiğim için ilgiyle okudum.

Fidan’ı epey zamandan beri tanıyorum, kendisiyle Milli İstihbarat Teşkilatı müsteşarlığı döneminde defalarca yüz yüze görüşmüşlüğüm de var. Tabii o zamanın bu zamandan bir farkı var: Fidan o zaman perde arkasında bir isimdi, görüşmelerimizin hiçbiri yazılmak üzere mülakat değildi, gazetecilik dilinde “deep background” adı verilen şeydi. Bana bilgi veriyordu ama ben eğer bu bilgileri bir haber veya yazımda kullanacak olursam MİT’e veya Fidan’a atıfta bulunmamalıydım. Tam da bu sebeple çok açık sözlü görüşmelerdi bunlar.

Fidan, yeni yıla girmemiz sebebiyle bir yandan 2025’te Türk dış politikasının nereden nereye geldiğini anlattığı bir yandan da 2026’ya ve elbette güncel duruma ilişkin perspektif çizdiği kapsamlı bir mülakatı birkaç gün önce TRT’ye verdi. İşte bunun bir benzerini de dün kalabalık bir grup gazeteci önünde yeniledi.

Fidan’ın gerek TRT’deki uzun mülakatında gerekse dünkü basın toplantısında neredeyse her yeni konuya girişte “Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde” diye başlaması benim dikkatimi çekti.

Fidan bu kalıbı o kadar çok kullanıyor ki, insan düşünmeden edemiyor: Acaba ondan böyle söylemesi mi isteniyor?

Biz bu kalıba fazlasıyla alışığız. Spor Bakanından Turizm Bakanına, Sanayi Bakanından Aile Bakanına bütün bakanlar cümlelerine aynen böyle başlıyor, sık sık da konuşmalarında bu kalıbı tekrar ediyorlar.

Hakan Fidan eskiden bu kadar çok kullanmaz mıydı acaba bu kalıbı? Herhalde yeterince kullanmıyor olmalıydı ki, daha birkaç hafta önce DEM Partili Cengiz Çandar onu Suriye ve SDG konusundaki sözleri nedeniyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a şikayet etti, bu şikayet sonrasında da “Hakan Fidan’ın bütün sözleri Cumhurbaşkanı’nın bilgisi ve onayıyla söyleniyor” diye açıklama yapıldı Ak Parti’den.

Belki Fidan artık benzer bir tartışmaya neden olmamak için cümlelerine “Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde” diye başlamayı şiar edinmiş durumda.

Dünyada başka örneği olmayan, bu bakımdan tamamen “yerli ve milli” üstelik “özgün” bir başkanlık sistemimiz var. Sistemimizin ayırt edici özelliklerinden biri “yürütme” erkinin tek bir kişiden, Cumhurbaşkanından oluşması, siyasi sorumlunun ve siyaseten hesap verme makamının Cumhurbaşkanlığı olması.

“Kabine” diye resmi, anayasada adı yazılı bir kurum olmadığı gibi, bu kabineyi oluşturan “bakan”ların da ne bir siyasi sorumluluğu var ne de siyaseten hesap verirliği.

Daha önce de yazmıştım, tam da bu sebeple bütün bakanlar görevlerini Cumhurbaşkanı adına yapar. Dolayısıyla yaprak kıpırdasa o yaprak Cumhurbaşkanı’nın bilgisi dahilinde ve onun talimatıyla kıpırdar bizim sistemimizde.

O yüzden Hakan Fidan’ın cümlelerine “Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde…” kalıbıyla başlamasında yadırganacak bir şey yok aslında, basit bir siyasi gerçeği dile getiriyor.

Ama tam da bu sebeple o kalıba aslında hiç ihtiyaç olmadığını söylemek de mümkün. Her cümleye malumun ilamıyla başlamak ne kadar gereklidir? 

Kim bilir belki de Hakan Fidan birkaç hafta öncesine kadar zaten her şeyi Cumhurbaşkanı adına ve onun  talimatıyla yaptığının biliniyor olmasından hareketle bu kalıbı kullanmıyordu; ama baktı ki konu tartışmalı, güvenli olanı seçti, kimsecikler tereddütte kalmasın diye cümlelerine “Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde…” diye başlar oldu.

Peki geçen yıl dış politikada ne olmuş?

Peki geçen yıl dış politikada ne olmuş?

Türkiye, 2025 yılına en önemli dış politika ve güvenlik sorunu konusunda önüne yeni imkanlar açılmış olarak girdi. Suriye’de nihayet iç savaş bitmişti ve yeni bir iktidar vardı. Üstelik savaşı kazananlar bunu Türkiye’nin desteğiyle başardıkları için Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu güney komşumuza dost bir iktidar geliyordu.

Ama bu çarpıcı ve önemli yeni imkanın dışında dış politikamızda eski sorunlar devam ediyordu. Avrupa Birliği ile yakınlaşmak bir yana iyice uzağa düşmüş, artık turistik seyahat için vize bile alamaz olmuştuk.

Amerika ile sorunlar olduğu gibi duruyordu; bir zamanların stratejik ortaklığının yerini yer yer hasmane davranışlar almıştı. Büyük atak yapan Türk savunma sanayiinin tamamı Amerikan yaptırımları altındaydı örneğin, parasını verdiğiniz halde alamadığımız F-35 uçakları bir yana, F-16 modernizasyonu için de çarklar bir türlü dönmüyordu. 

Rusya-Ukrayna savaşı, bu savaşta tarafsız bir tutum alan Türkiye’yi zorlamaya devam ediyordu. Nitekim yıl içinde Karadeniz’de Türk kıyılarının çok yakınında Rus gemilerinin vurulduğuna da tanık olduk. Karadeniz giderek güvensiz bir denize dönüşüyor, bu Türkiye’nin ticaretini de etkiliyordu.

Yeni yıl başlayıp Hakan Fidan basın toplantısı yaptığında gördük, bu belli başlı sorun alanlarının hepsi, bunlara büyük ümit sahibi olduğumuz Suriye dahil, yeni yıla aynen devrolmuştu.

Bir tek Gazze’de soykırıma varan savaş Amerikan Başkanının çabaları sonucu sona ermişti, bu sona ermede Türkiye de yapıcı rol oynamıştı ama tam da basın toplantısından bir gün önce Amerika’nın başladığını ilan ettiği barış planının ikinci aşaması Türkiye’yi zorlayacak gibi duruyordu. Çünkü bu aşama Hamas’ın Gazze’de yönetimi tamamen devretmesini içeriyor.

Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış anlaşmasını bile Amerikan Başkanı’nın ilan ettiği ve yıllardır Türkiye’nin kurmaya çalıştığı Zengezur Koridoru’nu Amerika’nın işleteceğini öğrendiğimiz bir yılı geride bıraktık. Türkiye hala Ermenistan’la kara sınırını açamadı, buna Azerbaycan engel oluyor. Oysa aynı Azerbaycan’ın kendi kara sınırı Ermenistan’la açık.

Türkiye-Yunanistan ilişkileri bir kez daha ilerlemek yerine geriledi 2025’te. Bakan Fidan dün basın toplantısında bu gerileme nedeniyle Yunanistan iç politikasını ve İsrail’i sorumlu tutmuş. Yani biz her şeyi doğru yapmışız.

Hakan Fidan’ın dış politika ufuk turunun çok kaba bir özeti bu işte.