04-01-2026
İsmet Berkan

Ankara, Trump’ın Maduro’ya teklifinden haberdar mıydı?

Ankara, Trump’ın Maduro’ya teklifinden haberdar mıydı?

Acaba 3 Ocak 2026 Cumartesi günü dünya siyasal tarihinde bir kırılmanın günü mü? Gelecek nesiller dönüp dönüp bugüne referans mı verecek, yoksa dün yaşananlar basit bir dip not olarak kenarda köşede mi kalacak?

Ne olduğunu anlatmam gerek yok: Amerika, egemen bir devletin siyasi meşruiyeti tartışmalı da olsa devlet başkanı olan kişiyi evini basarak yaka paça kaçırdı, New York’a getirdi.

Bu kadarı zaten vahim bir haydutluk olayı ama iş bu kadarla kalırsa 3 Ocak günü zamanla unutulur gider. Nasıl geçmişte Panama Devlet Başkanı Noriega’nın ülkesinden kaçırılıp Amerika’da hapse atıldığını unuttuysak aynı şey.

Ama Amerikan Başkanı Donald Trump dün el yükseltti ve “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” dedi. Gazeteciler “Kiminle ve nasıl” diye sorunca da arkasında dizili heyeti, en çok da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Savaş Bakanı Pete Hegseth’i gösterdi.

Sahiden Amerika Venezuela’yı nasıl yönetecek?

Akla gelen iki yol var:

1. ABD ülkeyi askerleriyle işgal edecek, yönetime de zamanında Irak’ta yaptığı gibi bir Amerikalı’yı “genel vali-sömürge valisi” olarak getirecek;

2. Venezuela’da işgale gerek kalmadan yönetim değişecek, Amerikan yanlısı birileri iktidara gelecek, ülkeyi Amerika onlar eliyle yönetecek.

Amerika henüz Venezuela’yı işgal etmiş değil. Edecek mi veya eder mi? Şimdiden söylemek zor ama şunu unutmayın: Trump’ın ve onu destekleyenlerin ideolojisinin belki en merkezi unsuru, Amerika’nın başka ülkeleri işgal edip oraları yönetmeye kalkışmasına karşı çıkmak.

Zamanında Kosova’ya yapılan görece basit müdahaleyi bile eleştiren Trump, Venezuela için bu ideolojisinden vazgeçip tam teşekküllü bir işgale girişecek olursa, MAGA tabanında çatlamalara neden olur. Ben o yüzden bunu yapacağını sanmıyorum. En azından ilk anda.

Ama ikinci ihtimal de henüz gerçekleşmiş değil. Yani Maduro’nun kendisi gitti belki ama partisi ve yönetimi bildiğimiz kadarıyla hala Venezuela’da iktidar. Belli ki Maduro’dan sonra yeni bir popülist diktatör bulma konusunda da bir sıkıntısı yok bu siyasi partinin.

Dolayısıyla henüz Venezuela’da rejim değişikliğinden söz etmek için erken ama elbette önümüzdeki günler çok şeye gebe.

Eğer Trump Amerikası sahiden Venezuela’yı 19. yüzyılın sömürgeleri tarzı yönetmeyi başarırsa, 3 Ocak günü tarihte bir gerçek kırılma olacak. Amerika’nın açtığı bu yoldan başka hangi ülkelerin yürütmek isteyeceğini de, Amerika’nın sonraki adımlarının Grönland mı, yoksa Kanada mı olacağını da ancak bekleyip göreceğiz. Çünkü 3 Ocak günü dünyanın kırılgan düzeni tamamen değişmiş olacak.

Dediğim gibi henüz nihai fotoğrafı görmüyoruz, o yüzden biraz beklememiz, olayların ne yöne doğru evrileceğini görmemiz ger ekiyor.

Fakat ilginç biçimde, bize göre dünyanın öteki ucunda yaşanan bu olaylar bizi çok ama çok yakından ilgilendiriyor.

Sebebi, bundan sadece 10 gün önce, Amerika’nın yapılan son görüşmede o sırada hala makamında oturmakta olan Nicolas Maduro’ya ilettiği bir teklif.

Bugün The New York Times’ın haberinde var, Amerika 23 Aralık günü Maduro’ya Venezuela’dan ayrılıp Türkiye’ye gitmesini önermiş. Maduro bu teklife çok sinirlenmiş, sert ifadelerle reddetmiş.

Dün Başkan Trump da, Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, “Maduro’ya şans verildiğini ama onun bunu kullanmadığını” söylerken kastettikleri “şans” işte buydu: “Aileni al Türkiye’ye git, orada yaşa…”

Benim de merakım şu: Peki Amerika’nın bu teklifinden Türkiye’nin haberi var mıydı? Ankara, “Eğer gelmeyi kabul ederse Maduro’yu kabul ederiz, burada yaşar” demiş miydi?

Türkiye’nin böyle “yüksel profilli” siyasi mültecilere ev sahipliği yapmışlığı var. Hatırladığım ilk örnek, Stalin’in zulmünden kaşan Troçki’nin bir süre İstanbul’da yaşamış olması.

İran Şahının sürgüne yolladığı Ayetullah Humeyni de bir süre Bursa’da yaşamıştı.

Maduro’ya da eminim Antalya’da deniz kenarında güzel bir ev bulunurdu.

Türkiye ile daha Chavez döneminden başlayarak ama esas Maduro döneminde Venezuela arasında ilişkiler kuruldu. Bu ilişkilerin temeli, aslında Venezuela’nın Amerikan yaptırımlarından kurtulmasıydı. Türkiye, bu yaptırımlar nedeniyle bir sürü kısıtlama altında olan ülkeye ücreti mukabilinde yardım etti, hatta Maduro’nun şahsi parasının altın şeklinde Türkiye’ye getirildiği bile zamanında çok konuşuldu.

Bugün Ankara ağzını açıp Venezuela’da yaşananlar hakkında olumlu olumsuz tek kelime bile söylemiyor ama aslında bizim bu konuda konuşacak çok şeyimiz var.

Trump’ın dediklerini yapması kolay değil

Trump’ın dediklerini yapması kolay değil

Bir gazeteci, Trump “Venezuela’yı artık biz yöneteceğiz” dediğinde ona sordu: “Peki bu bize kaç paraya malolacak?”

Trump’ı can evinden vuran soruydu. Başkan neredeyse hiç sektirmeden “Beş kuruş para harcamayacağız” dedi, “Bütün parayı Amerikan petrol şirketleri harcayacak.”

Venezuela, petrol zengini bir ülke. Ancak bu ülkenin petrol tesisleri, Hugo Chavez onları devletleştirdiğinden beri Amerikan ambargosu altında. Bu ambargo o kadar etkili ki Venezuela yeni petrol kuyusu açmak için matkap ucu bile satın alamıyor. Rafinerileri eskimiş durumda, çok düşük kapasiteyle çalışıyor.

Bu sabah The Wall Street Journal’da okudum, Venezuela’nın petrol endüstrisini ayağa kaldırmak için milyarlarca dolar yatırım gerekiyor. Ve Trump bu yatırımları Amerikan şirketlerinin yapacağını söylüyor.

Tamam o şirketler ve Amerikan bankaları bu yatırımları finanse edebilir elbette ama hangi güvenceler karşılığında?

Amerikan şirketlerine, Venezuela’da yatırımlarının karşılığını elde edecek kadar uzun süre çalışacaklarına kim nasıl güvence verebilir?

Bu güvenceyi ancak istikrarlı bir Venezuela yönetimi verebilir. Peki öyle bir yönetim var mı?

Şimdilik ufukta öyle bir yönetim gözükmüyor.