02-01-2026
İsmet Berkan

Üç polis neden şehit oldu?

Üç polis neden şehit oldu?

Yılın son günlerinde Yalova’nın bir köyünde yapılmak istenen bir operasyonda Turgut Külünk(50), Yasin Koçyiğit(49), ve İlker Pehlivan (47) isimli üç polis memurunun şehit düşmesi, bütün ülkeyi yasa soktu.

Peki ama bu üç tecrübeli polis memuru nasıl ve daha önemlisi neden şehit düşmüştü? Bu konu neredeyse hiç konuşulmadan geçti, gidiyor.

***

Aslında hiç yeni değil, hatta eski sayılabilecek bir dizi. Netflix’te önüme düştü diye arada bir kafamı boşaltmak için seyrediyorum. Adı ‘Rookie.’

Bu kelime Amerikan argosunda “acemi” anlamına geliyor. Dizide 40 yaşında, karısından yeni boşanmış bir adam anlatılıyor. Bir gün kendini bir banka soygununun ortasında bulunca hayatını değiştirmeye karar veriyor, Amerika’nın Doğusundan Batıya, Los Angeles’e göç ediyor, Polis Akademisi’ni bitiriyor ve Los Angeles polisinde “acemi” olarak çalışmaya başlıyor.

Diziden öğreniyoruz ki akademiyi bitirmek polis olmaya yetmiyor. Los Angeles polisinde bir yıl süren zorlu bir staj ve eğitim süresi var, burada başarılı olamazsa kadrolu polis de olamıyor.

Ve biz birinci sezonda bu eğitimin gerçekte ne kadar zorlu olduğunu görüyoruz. Devriye arabasında bir usta eğitimci eşliğinde her gün göreve çıkan “acemi”lerin başına gelenleri izliyoruz.

***

Yalova’da şehit düşen polis memurları hiçbir biçimde acemi değillerdi, hatta meslek hayatlarının sonuna yaklaşıyorlardı. Ama köyde o evin kapısına gayet tedbirsiz biçimde gittiler. İçeriden onların üzerine ateş açıldı. Olay yerinde ağır yaralandılar, hastanede de hayatlarını kaybettiler.

Aslında olayda yaralananlar sadece onlar değildi. Şehit düşenlerle birlikte 4 polis memuru ve bekçi daha yaralandı içeriden açılan o ateşle.

***

Rookie adlı dizide görüyoruz, belirli bir istihbaratla, üstelik de terör istihbaratıyla bir kapı çalınacak olduğunda o kapıyı hep özel harekat polisleri çalıyor önce. Ve polis çatışmaya hazır oluyor.

Yalova’nın o köyündeki eve gidenler Özel Harekat değildi. Üstlerinde çelik yelekleri bile yoktu.

Türkiye çapında bir operasyonun parçasıydı Yalova’daki eve yapılan “baskın.” Toplam 108 yere o gece yarısını izleyen saatlerde polisler “baskın” yaptı; sadece Yalova’daki o evde çatışma çıktı.

Bu baskınlar, hiç kuşkusuz polisin istihbaratına dayalıydı. Yani basılan bu 108 evde içeride teröristlerin olduğu varsayılıyordu ve amaç onları gözaltına almak, evlerde arama yapmak ve mümkün olursa yeni istihbarata ulaşmaktı.

Baskının saati içeridekileri gafil avlamak için özellikle 02.00 olarak belirlenmişti ve teröristlerin birbiriyle haberleşmesini önlemek için de yurt çapında aynı saatlerde baskınlar yapılmıştı.

***

Şimdi 3 polisimizin şehit düşmesinden sonra anlıyoruz ki, Yalova uzunca sayılabilecek bir zamandan beri Türk usulü Selefiliğin önemli merkezlerinden birine dönüşmüştü. Bu Selefiler de IŞİD’e katılmışlar veya onunla aynı çizgide hareket eder hale gelmişlerdi. Normal camide Diyanet’in imamının arkasında saf tutmayacak kadar fanatiklerdi ve silahlanmışlardı.

Bu vahim durumun ve örgütlenmenin üç şehit verildikten sonra ortaya çıkmasının kendisi vahim zaten. Çünkü son birkaç günde yağmur gibi yağan bilgilerden ve HalkTV’de İsmail Saymaz’ın yazılarından öğreniyoruz ki, aslında yıllardır Yalova konusuna dikkat çeken, isim de vererek buradaki bazı sözde “din alimleri”nin etrafında toplanan Selefileri anlatan çok sayıda isim vardı. Bu isimlerden biri de, eski Meclis Başkanı Bülent Arınç’tı örneğin. Arınç en az 10 yıl önceden beri Yalova’yı dilinin döndüğünce İçişleri Bakanlarına, Valilere ve Emniyet Müdürlerine söylediğini anlatıyor.

***

Türkiye’nin laikleri arasında yaygın komplo teorilerinden biri, ‘İslamcı’ iktidarın böyle İslam içi terör gruplarına daha müsamahalı baktığını ima eder. Özellikle Suriye iç savaşı sırasında yaygınlaşan bu teori, IŞİD’in ülkemizde yaptığı Ankara Gar Katliamı, Suruç Katliamı gibi büyük eylemlerde devletin durumu yeterince ciddiye almamasının da ötesinde bir komplo arar.

Ben bu görüşlere, yani yukarıdan aşağıya yayılan bir müsamaha ve komplo teorisine hiç inanmadım ama ağır ve vahim ihlaller, güvenlik zaafları yaşandığına da kuşku yok. Ankara’daki Gar katliamını gerçekleştirenlerin uzun süredir polis takibinde olmasına rağmen bu katliamı yapabilmiş olması çok vahim bir zaafın ifadesiydi.

Bizim polisimiz yeterince şeffaf olmadığı, bu konuları araştıran gazetecilerin önemli bölümü üzüm yemekten çok bağcıyı dövmek peşinde olduğu için geçmişin güvenlik zaaflarından ne gibi dersler çıkarıldığı ve bu derslerin polisin uygulama protokollerine eklenip eklenmediğini bilmiyoruz.

Yalova’da üç polisimizin şehit olduğu olaya bakınca, bu güvenlik protokollerinin var olup olmadığı, polisin bu gibi olaylardan çıkardığı dersleri gelecekte davranışlarını değiştirme yolunda kullanıp kullanmadığı bile şüpheli hale geldi.

Yalova’daki olay merkezden planlanmış bir operasyondu ama Yalova polisinin Özel Harekat biriminin bulunmadığı biliniyordu. Çok yakındaki Bursa veya İstanbul’dan o gece için neden Özel Harekatçı yollanmadı? Neden o baskın bu kadar tedbirsiz biçimde yapıldı, bunu anlamaya imkan yok.

Evet, elbette üç polisimizi o IŞİD’li caniler öldürdü ama emniyetin hiç mı kusuru olmadı bu ölümlerde?

O üç polis şehit olmadan da bu baskın yapılabilirdi.

Maganda her yerde maganda…

Maganda her yerde maganda…

Crans Montana’ya hayatımda iki kere gittim. Hayır, kayak tatiline değil. Bir konferansa katılmaya.

Şirin bir İsviçre kasabası. Ben gittiğimde kayak sezonu değildi ama kasaba yine de çok kalabalıktı; çünkü bu kez doğa yürüyüşçüleri otelleri doldurmuştu.

Yılbaşı gecesi buradaki bir barda meydana gelen yangın bence çok düşündürücü.

Henüz yetkililer yangının sebebini resmen açıklamış değiller ama yangın anına ilişkin sosyal medyaya saçılan onlarca videoda yangının nasıl başladığı açıkça görülüyor.

Şampanya şişeleri ve başka pahalı içki şişeleri, tepelerinden ateşler saçan maytaplar eşliğinde servis ediliyor. Servis görevlisi o şişelerin olduğu tepsiyi havaya kaldırıp taşıyor ki herkes görsün falanca masanın ne kadar pahalı bir sipariş verdiğini, kıskananlar veya bu işi yarışmaya çevirenler çıksın, onlar da tepeleri maytaplı pahalı içkileri şişeyle ısmarlasın…

Bu zenginlik gösterişi yapan şişe maytapları barda tavanı tutuşturuyor. Tutuşan tavan zaman içinde itfaiyecilerin “flashover” dediği olayın gelişmesine neden oluyor. Sonrası ise felaket…

Bu tuhaf gösterişçi eğlence biçimini ben ülkemize ve Ege’deki kimi Yunan adalarına özgü sanıyordum. Sadece içki içmek değil, ne kadar pahalı bir şey içtiğini herkese göstermek, bunun için mekanların olmadık şovlar yapması…

Bu yeni küresel magandalık biçiminin zenginliği sergilemenin “ayıp” ve “görgüsüzlük” kabul edildiği İsviçre’ye kadar yayılması, içinde yaşadığımız yeni dünyanın nasıl bir yer olduğu hakkında hepimize fikir vermeli.

Maalesef bu magandalığın bedeli bu kez çok ağır oldu.