03-12-2023
İsmet Berkan

Ben yapay zekaya yapay zeka demem, basit matematik problemlerini çözemedikçe…

Ben yapay zekaya yapay zeka demem, basit matematik problemlerini çözemedikçe…

Artık bir yılı aştı, hepimiz yapay zeka ve onun tehlikelerinden söz ediyoruz. Ben bu yükselen dalgaya girmemeye çalışıyorum ama yapay zeka hakkında yazmaktan da kendimi alamıyorum.

Geçen yıl kasım ayında OpenAI adlı şirket, ChatGPT adlı uygulamasını herkesin kullanımına açtı.

Bu uygulama, ‘geniş dil modeli’ adı verilen bir model üzerine bina edilmiş ve sohbet robotuydu. O günden beri ChatGPT’ye sorup sorup ondan ‘akıllı’ bir cevap almayan insan evladı herhalde kalmadı dünya üzerinde.

Bizimle konuşmasına, sorularımıza ‘düzgün’ ve ‘akıllı’ yanıtlar vermesine bakıp korkanlarımız oldu. ‘Yapay zeka insanı geride bırakıyor, insanlığın sonu gelecek’ diyenler var.

Oysa ortada böyle bir tehlike (en azından şimdilik) yok. Çünkü adına ‘yapay zeka’ denen bu uygulamalar aslında o kadar da zeki değiller.

Astro-fizikçi Neil de Grase Tyson’un zaman zaman Instagram’da önüme çıkan bir söyleşisi var, ona bu korku sorulduğunda gülmeye başlıyor. ‘Biz’ diyor pozitif bilimler alanında çalışan bütün bilim insanlarını kastederek, ‘Bu yapay zekayı uzun yıllardır kullanıyoruz, çünkü bize hesaplarımızda vs çok yardımcı oluyor, zaman kazanmamızı sağlıyor. Ama ne zaman ki bu yapay zeka sosyal bilimcilerin de emrine sunuldu, o zaman kıyamet koptu. Oysa yapay zeka aynı yapay zeka…’

Buradaki sosyal bilimcilere yönelik aşağılama çok ince ama bir yanıyla da gerçek: Bu algoritmalar uzun süredir hayatımızda var ama ne zaman algoritma ‘konuşmaya’ başladı, herkesi bir korku aldı.

Oysa ChatGPT sizinle konuşmuyor. Siz konuştuğunu sanıyorsunuz ama o sadece sizin beklediğinizi düşündüğü cevabı tahmin ediyor, cümleleri de düzgün yazıyor. Hepsi bu.

Daha önce burada yazdım, insanı insan yapan en önemli özellik, düşünce üretmesi ve geleceğe ilişkin planlar yapması. Düşünce üretimini biz dilimizle yapıyoruz büyük ölçüde. Yapay zekanın bir dili konuşuyor olması çok müthiş bir gelişme olurdu ama henüz konuşmuyor, kelimeleri kendi düşünce üretme sistemiyle ardı ardına sıralamıyor.

Yapay zekanın yapamadığı bir başka şeyi söyleyeyim de hepiniz rahat edin: İlkokul öğrencilerin çözebildiği bazı basit matematik problemlerini de çözemiyor.

Elbette 4 işlemi ‘biliyor’ yapay zeka. Yani toplama, çıkarma, çarpma veya bölme işlemini biliyor.

Ama basit bir problemi kendisi akıl yürüterek ve kendisi problemi çözmekle ilgili basit bir strateji kurarak çözemiyor. Çünkü geleceği planlama becerisi yok.

3+(8×2)=? işlemini düşünün. ‘İşlem sırası’ kuralına göre önce parantez içini hesaplamalıyız, sonra da bulduğumuz sayıyı 3 ile toplamalıyız. Sonuç 19.

İlkokul çocukları bunu yapıyor, çünkü sadece kuralları bilmiyorlar, minik de olsa bir geleceği planlama becerileri var, ‘önce bunu sonra bunu yapacağım’ diyerek küçük bir algoritma yaratıyorlar o anda.

Oysa yapay zeka bunu kendiliğinden yapamıyor. Karşısında 3+(8×2)=? sorusunu gördüğünde apışıp kalıyor. Ona önceden bu işlemi hangi sırayla yapacağını önceden öğretmediyseniz cevap alamıyorsunuz. Kendisi planlama yapamıyor.

ChatGPT’nin sahibi olan OpenAI’da biliyorsunuz iki hafta önce ciddi bir karışıklık çıktı. Şirket kurucularından da olan CEO Sam Altman önce işten atıldı, birkaç gün sonra ise onu işten atan yönetim kurulu işten kovuldu ve Sam Altman geri geldi.

Bu karışık günlerde, şirketin kendi içinde ‘Q*’ diye kodladığı bir projeden ve bütün bu karmaşanın da o projede elde edilen bir başarıdan kaynaklandığı dedikoduları çıktı.

OpenAI yapay zekayla uğraşan bir şirket olduğu için Q*’ın da bir yapay zeka projesi olması kuvvetle muhtemel. Dedikoduya göre Q*’da araştırmacılar yapay zeka modellerine ilkokul seviyesinde matematik problemlerini çözdürmeyi başardılar.

Başardılar mı başaramadılar mı? Bu sorunun cevabını bilmiyoruz çünkü Q* çok gizli ve kimse konuşmuyor.

‘Yapay zeka’nın ‘baba’larından biri kabul edilen ve halen Facebook’un yapay zeka laboratuvarlarını yöneten Yan LeCun geçen hafta bu Q* dedikodularını ve Q*’ın geleceği planlama yeteneğini geliştirmesi halinde dünyanın ve insanlığın sonunun geleceğine ilişkin laflara çok kızdı, Linkedln adlı sosyal medya kanalında ‘geniş dil modelleri’nde (LLM- Large Language Models) en büyük meydan okumanın bir sonraki kelimeyi tahmin etmek yerine önceden planlamayı sağlama olduğunu söyledi ve neredeyse her yapay zeka laboratuvarının bunu bulmaya uğraştığını anlattı. Open AI’ın da bu amaçla Noam Brown’ı işe aldığını söyledi.

Peki son durum ne? OpenAI gerçekten de yapay zekaya geleceği planlama yetisini kazandırmış olabilir mi?

Bu sorunun kesin cevabını bilmiyoruz ama büyük ihtimalle hayır, henüz bunu beceremediler.

Peki becerirlerse bu insanlığın sonu mu olur?

Durun, bu işler o kadar kolay değil. Daha gidilecek çok yol var.

Tesla’nın kamyoneti nihayet geldi: Hayal bile edilemeyecek rakamlar ve ekonomi

Tesla’nın kamyoneti nihayet geldi: Hayal bile edilemeyecek rakamlar ve ekonomi

Adına ister İngilizceden gelme haliyle ‘pikap’ deyin ister Fransızcadan gelme haliyle ‘kamyonet.’

Bu taşıma aracı son on yıllarda ülkemizde de çok satılıyor. Çünkü bu araçlar sadece köylerde veya kırsal alanlarda değil büyük şehirlerimizde de yaygın bir alıcı kitlesine sahip. Ben de onlardan birini kullanıyorum yıllardır.

Ama bu aracın esas ana vatanı Amerika.

Amerika’da her yıl bir milyondan fazla ‘pikap’ satılıyor. Bu araçların Amerika’daki kralı ise uzun yıllardır aynı: Ford’un efsanevi F-150 modeli.

Amerika’da uzun yıllardır Ford F-150’yi bu tahtından indirmek isteyen onlarca ayrı marka, araç ve model var ama F-150 ülkenin en çok satan aracı olmayı sürdürüyor.

Fakat belki F-150’nin bu tahtı da artık sallantıda. Çünkü Tesla dört yıl önce piyasaya çıkartmayı vaat ettiği aracı CyberTruck’ı nihayet tüketicilere teslim etmeye başladı. İki gün önce Texas’ın Austin kentinde düzenlenen bir gecede ilk CyberTruck’lardan sekizi sahiplerine teslim edildi.

Tesla dünyanın en büyük otomobil üreticisi değil. Türkiye dahil dünya çapındaki müthiş talebe rağmen üretimini bir türlü tam olarak arttıramıyor ama geleneksel otomobil pazarlaması için kendi başına bir fenomen de yarattı: Tesla almak isteyenler beklemeye razı, hemen yandaki diğer markanın otomobil bayisine gitmiyor, aksine Tesla’ya depozito ödüyor ve sıralarının gelmesini bekliyorlar.

Bu durum Tesla görece ucuz modeli Model M’yi çıkartacağını söylediğinde ortaya çıkmıştı. İki milyondan fazla insan 100’er dolar vererek Tesla’ya ismini yazdırdı. Yani şirkete daha baştan iki milyar dolar nakit avans verdi.

Şimdi benzer bir durum neredeyse dört yıl (tam olarak 46 ay) gecikmiş olan CyberTruck’ta var. İki milyondan fazla insan bu dış görünüşü hayli heyecanlı bir tartışmanın konusu olan kamyoneti alabilmek için Elon Musk’un şirketine 100’er dolarlarını yatırmış durumda. (Benzer bir yöntemi Türkiye’de Togg da uyguladı, bu aracı almak isteyenlerden depozito topladı ve sayı milyonu bulmadı. Oysa Togg da ulusal çapta büyük bir heyecan ve gururun konusu oldu.)

Tesla’nın CyberTruck’ı dört yıl önce söz verildiği fiyat olan 21 bin dolardan değil 61 bin dolardan satılacak. Rakipleri olan diğer elektrikli kamyonetlerin bir bölümünden daha pahalı.

Büyük kavga şimdi başladı.

Geçmiş travmayı sanki bugün olmuş gibi yeniden yeniden yaşamak

Geçmiş travmayı sanki bugün olmuş gibi yeniden yeniden yaşamak

Amerikalı psikiyatristler Vietnam Savaşından dönen kimi askerlerde bu duruma ilk rastladıklarında adını ‘Vietnam sendromu’ koymuş ve bu çok tartışılmıştı.

Kimi askerler orada yaşadıkları travmanın etkisinden yıllar boyunca çıkamıyordu. Sonradan bu bozukluğun sadece savaştan dönen insanlara özgü olmadığı, travma yaşayan herkeste görüldüğü anlaşıldı. Adı da ‘Travma sonrası stres bozukluğu’ veya İngilizce kısaltmasıyla ‘PTSD’ kondu.

PTSD’nin nasıl tedavi edileceği veya etkilerinin nasıl azaltılacağı hayli tartışmalı. PTSD’nin nasıl oluştuğu da bilinmiyor.

Ancak geçenlerde bir grup bilimci PTSD ile ilgili yeni bir şey ortaya attı. PTSD’den muzdarip 28 kişinin beynini taradılar ve beynin bu travmaya ilişkin anıları geçmişe ait bir şey değil  de sanki bugün yaşanıyormuş gibi kaydettiğini düşündüler.

Bazılarımızın travmalardan görece hafif hasarlarla çıkıp bazılarımızın travmanın etkisinden neredeyse ömür boyu kurtulamamasının ardında yatan mekanizma bu olabilir yeni teoriye göre.

Meraklısına ilginç bir haber.

GTA 6’cılar salı günü saat 17.00’de hazır olun

GTA 6’cılar salı günü saat 17.00’de hazır olun

Herhalde bugünlerde dünyanın en merakla beklenen oyunu GTA’nın yeni, yani altıncı versiyonu. Oyun salı günü Türkiye saatiyle 17.00’de tanıtılacak.

Oyunun üreticisi olan RockStar Games’in bu tanıtımın hangi gün saat kaçta yapılacağına dair Twitter duyurusu bile 144 milyon kez görüntülendiğine göre oyunun yeni versiyonunun yarattığı ilgiyi hayal edebilirsiniz.

Grand Theft Auto, yani GTA’nın son versiyonu olan GTA-5 bundan 10 yıl önce piyasaya çıkmış ve ortalığı yıkıp geçmişti. Yeni versiyon öyle büyük bir heyecana neden oldu ki, bu versiyondan sızdığı öne sürülen materyale dayanarak bir harita hazırlayanlar bile oldu.

GTA ilk olarak 1997’de piyasaya çıkmıştı. Bu salı günkü tanıtım GTA’nın tam da 25. yılına denk geliyor. 2008’e gelindiğinde, yani ilk 10 yılın sonunda GTA 4’e ulaşılmıştı bile. Bundan 5 yıl sonra GTA 5 çıktı. Oyunun hayranları son 10 yıldır GTA 6’yı bekliyor.

Ama esas büyük olay, GTA’nın çok oyunculu online versiyonunun çıkmasıyla yaşanacak.

Bir penguen günde kaç defa uyur? Tam 10 bin kere…

Bir penguen günde kaç defa uyur? Tam 10 bin kere…

Bazı insanlar gün içinde çok kısa süreli, mesela birkaç dakikalık uykuların kendilerine çok iyi geldiğini söyler. Buna ‘Power nap’ deniyor İngilizcede.

Peki ama bu ‘power nap’in şampiyonu hangi canlı acaba? Tahmin etmesi zor ama penguenler.

Son yapılan bir çalışma, bu sevinli canlıların gün içinde bazıları sadece birkaç saniye süren uykulara daldığını, penguenlerin binlerce kez böyle uyuyup uyandığını, bu ‘power nap’lerin sayısının günde 10 bini bulduğunu ortaya koyuyor.

Fransa’dan bir sinir bilimci, ‘Uyku hakkında ne kadar az şey bildiğimiz bu çalışmayla ortaya çıktı’ demiş.

Üstelik penguenler ve sık sık uyuyup uyanma konusunda yalnız da deği. Benzer alışkanlık farelerde ve güvercinlerde de gözlenmiş.

Acaba neden?