Hafta sonu sürprizi: Sessiz bakan en önemli 8 mesajı niye iktidar medyasına vermedi?

İktidar medyası giderek daha fazla sıradan ve kaba bir propaganda aracına dönüştükçe hem itibarını hem inandırıcılığı kaybetti. O yüzden iktidar içinden isimler artık mesajlarını bağımsız medya aracılığıyla vermeyi tercih eder oldular.

2 Şubat 2026

Geçen Cumartesi sabahı çok ilgimi çeken bir şey oldu.

İki ayrı mecrada çok önemli ve çok uzun iki ayrı mülakat yayınlandı.

Bir Oksijen Gazetesinde, öteki “Patronlar Dünyası” adlı ekonomik haber 

Sitesinde.

Biri, kabinenin en az konuşan bakanlarından olan  Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in uzun mülakatıydı.

Öteki de, “Patronlar Dünyası” haber sitesinde,  Dünyanın 1 numaralı İHA üreticisi haline gelen Baykar grubunun Başkanı Selçuk Bayraktar’ın mülakatıydı.

Gündeme oturan her iki mülakat da bağımsız medyada

Dikkat ettim, ikisi de bu önemli mülakatlar için iktidarın elindeki medyayı değil, bağımsız iki mecrayı seçmişti.

Kendi kendime, “Acaba iktidarın iletişim stratejisinde” hafiften bir değişim mi diye sordum.

O konuya geleceğim…

Ama önce Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in uzun mülakatında verdiği çok önemli  4  mesajı özetleyeyim.

Yazılı sorulara verilen yazılı cevaplar ne anlama geliyor?

Mülakattan anladığım kadarıyla Sedat Ergin sorularını yazılı vermiş, cevaplar da yazılı  gelmiş.

Cevaplarda kullanılan ifadelerden şunu çıkarıyorum. 

Bakan her konuyu, bakanlıkta o konunun uzmanı olan bölüme iletmiş ve cevapları o bölümler hazırlamış.

Böyle olunca da cevaplar biraz teknik kalmış ama arada kaybolan mesajlar dikkatli bir göz tarafından kolayca görülüyor.

İkincisi; cevapları konuların uzman bölümleri hazırlayınca, verilen cevaplar da tam anlamıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin o konulardaki resmi tutumunu yansıtıyor.

8 mesajı kısa sorular ve açık cevaplarla özetleyeceğim

Tabii bunun okuyucu açısından işi zorlaştırıcı bir yanı da var.

Çünkü uzun sorular ve çok uzun cevaplar halinde  yayınlanan  mülakatın büyük bölümü teknik, diplomatik  ve stratejik açıklamalar ve kavramlarla  doluydu.

Mesajlar o teknik anlatımın içinde kaybolmuştu…

O nedenle bu mesajları kısalaştırılmış sorular ve biraz daha açık cümlelerle özetleyeceğim.

1. Mesaj: NATO’dan ayrılmayız, bu tartışmaya kapalı bir konu

İl soru şu: NATO Dağılıyor mu? Türkiye NATO dışında mı kalıyor?

Bakanın cevabı şu:

(*) BİR: “NATO, Türkiye’nin güvenlik politikasını temel sütunlarından biri olmaya devam ediyor ve bu durum tartışmaya açık değildir.

(*) İKİ: “(Öte yandan) Stratejik coğrafi konumu, askerî kabiliyetleri ve sahip olduğu operasyonel tecrübe, Türkiye’yi NATO açısından vazgeçilmez bir müttefik konumuna taşımaktadır.”

2. Mesaj: Ama Türkiye’nin güvenliğini sadece NATO’ya bağlayamayız

Ergin’in ikinci sorusu:  

Ama koşullar da değişiyor. Bu durumda  Türkiye ne yapacaktır?

Yaşar Gülen’in mesajı şöyle:

(*) “NATO’nun geleceğine yönelik olası senaryolar ve gelişmeler karşısında Türkiye, millî güvenliğini sadece bir ittifaka bağlı şekilde değil, çok boyutlu, proaktif ve millî çıkarları esas alan bir yaklaşımla planlıyor ve uyguluyor.”

3. Mesaj: Evet Suudi Arabistan ve Pakistan’la işbirliği istiyoruz

Ergin soruyor: 

Bazı haberlere yansıdığı şekilde Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile bir savunma ittifakı kurması söz konusu mudur? 

Yaşar Gülen’in cevabı:

(*) BİR: (Evet)”Suudi Arabistan ve Pakistan gibi dost ve kardeş ülkelerle savunma ve güvenlik alanındaki ilişkilerimiz, karşılıklı çıkarlarımız ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesi hedefi doğrultusunda uzun süredir sürdürüyoruz.”

(*) İKİ: (Ancak)  “Türkiye’nin bu tür girişimlerdeki yaklaşımı, NATO üyeliğiyle çelişen değil, aksine tamamlayıcı niteliktedir. “

4. Mesaj: Yunanistan’a: AB savunması dışında bırakılırsak bundan siz de zarar görürsünüz 

Soru şu: 

Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın Türkiye’nin Avrupa Savunma Fonu dışında tutulması için yaptığı girişimlere ne diyorsunuz?

Bakanın cevabı:

(*)BİR  “Türkiye’nin bu tür savunma yapılanmalarının dışında bırakılması, yalnızca Türkiye’nin değil, Avrupa güvenliğinin bütüncül yapısının da zarar görmesi anlamına gelir.

(*) İKİ Türkiye’nin savunma sanayisi hızla gelişiyor. (Böyle bir kriz anında)  kritik bir rol oynayabileceği herkesin malumudur. Bu bağlamda, ülkemizin sahip olduğu savunma yetenekleriyle Avrupa savunmasına ve güvenliğine önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz…”

5. Mesaj: Avrupa’ya: Bunu bugün anlamazsanız ilk krizde anlarsınız

(*) ÜÇ: (Avrupa bunu bugün anlamazsa) “Geçmişte olduğu gibi, gelecekte de Avrupa’nın karşı karşıya kalabileceği kriz anlarında Türkiye’nin askerî ve stratejik kabiliyetlerine duyulan ihtiyaç açıkça görülecektir…. Türkiye ile iş birliği yapılmadan etkin bir Avrupa güvenlik politikası oluşturulması mümkün değildir.” 

6. Mesaj: Ukrayna’da çok uluslu kara gücünde memnuniyetle yer alırız, ama…

Soru; 

Türkiye savaş sonrasında Ukrayna’da “Çok uluslu kara gücünde” rol alacak mı?

Cevap; 

(*) BİR (Halen) Karadeniz’in deniz güvenliği konusunda liderliği almaya hazırız.  (Şu an için) deniz güvenliğini kesintisiz şekilde sağlıyoruz. 

(*) İKİ; Deniz harekât alanına katkı sağlamak isteyen diğer ülkelerin de taleplerini memnuniyetle karşılıyoruz. Şartımız şu:  Montrö Sözleşmesi’nin titizlikle uygulanması…”

(*) ÜÇ; Avrupa ağırlıklı “Çok Uluslu Kara Gücü” ile ilgili konudaki tutumuz şu. (Bu konunun)  “Paris Zirvesi’nde yayımlanan bildiri kapsamında, Rusya ve Ukrayna arasında yapılacak barış veya ateşkes şartlarına bağlı olarak değerlendirilmesi gerekir.”

7. Mesaj: Suriye’den çekilmeyi görüşürüz ama 3 şartla

Soru: Türk Silahlı Kuvvetleri bugün Suriye’nin dört ayrı harekât bölgesinde (Bahar Kalkanı/İdlib, Zeytin Dalı/Afrin, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı) asker bulunduruyor. Bu askeri varlık ne olacak? Çekilecek mi?

Cevap:

(*) BİR: “(Biz) Suriye’de ; sınır güvenliğimizin sağlanması, terör tehdidinin bertaraf edilmesi, sivillerin korunması ve bölgesel istikrarın desteklenmesi amacıyla bulunuyoruz.”

(*) İKİ: (Üç şartla çekilmeyi görüşebiliriz) “1;Terör örgütlerinin varlığının sona erdirilmesi, 2. Sınır güvenliğimizin sağlanması, 3; Suriye ordusu bulunduğumuz bölgelerde güvenliği tek başına tesis edebilecek imkân ve kabiliyete ulaşması halinde, Suriye’deki askerî varlığımız Suriye Yönetimi ile yeniden değerlendirilebiliriz.” 

8. Mesaj: İsrailli yöneticilere: Aleyhte sözlerinizi  kıymeti harbiyesi yok

Soru şöyle; 

Son dönemlerde İsrail’de Türkiyeye yönelik ağır sözler arttı. Bunlar bizim Tehdit değerlendirmemizde İsrail’i birinci sıraya koyuyor mu?

Cevap şöyle; 

(*) BİR: “İsrail’in Türkiye’ye yönelik açıklamalarının ve bölgede gerilimi artırabilecek söylemlerinin, sahadaki gerçekler ve uluslararası hukuk çerçevesinde herhangi bir karşılığı bulunmadığı gibi bizim nezdimizde bir kıymeti harbiyesi de yoktur. 

(*) İKİ Türkiye’nin güvenlik öncelikleri, retorik (laflar)  üzerinden değil, gerçek tehditler üzerinden belirlenmektedir.”

Bayraktar da iktidar medyasına değil ‘Patronlar Dünyası’na konuştu

Milli Savunma Bakanı bu mesajları iktidarın elindeki ve kontrolündeki medya kuruluşlarından birine değil Oksijen gazetesinde Sedat Ergin’e verdi.

Biraz önce söylediğim gibi Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar da bugüne kadarki en uzun mülakatını “Patronla Dünyası” adlı ekonomik haber sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Toygun Atilla’ya verdi.

O da çok kapsamlı ve doyurucu bir mülakat.

Okumanızı öneririm.

Ayrıca dikkat ediyorum giderek daha çok sayıda yönetici ve kanaat önderi “Ekonomim” gazetesi, T24 ve 10 Haber gibi sitelere konuşuyor.

Her iki gazeteci de eski Hürriyet kökenli

Hafta sonunda yayınlanan her iki mülakatın da Hürriyet gazetesi kökenli iki arkadaşımıza verilmesinin de altını çizeyim.

Bu gelişmeler bakınca şu soruyu da soruyorum.

Acaba Fahrettin Altun’un ayrılmasından sonra İletişim Başkanlığı’nda da böyle “Paradigma değişimi” söz konusu mu…

Son zamanlarda başkanlığın yaptığı açıklamalarda, Altun dönemindeki kaba propaganda hakaretleri yerine daha sakin ve hakaretsiz bir üslubun tercih edildiğini görüyorum.

İktidar medyası kaba bir propaganda aletine dönünce

Niye böyle önemli mesajlar için bağımsız medyaya gidiliyor?

Bence iktidarın elindeki medya kuruluşları hızla itibar zemini kaybediyor da ondan.

Bu da onları işlevsiz, hiç etkisi olmayan kaba propaganda aygıtlarına dönüştürüyor.

Ve söylenen mesajlardan sonuç alınamıyor.

Yani, medya olayına bu gözle bakmakta da yarar var diye düşünüyorum…

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.