Tabii ki önceki gece uyumadım.
Giderek bütün dünyada fenomen haline gelmeye başlayan ve Amerikan futbolunun megaşovu Superbowl devre arası şovunu seyrettim.
Önce şunu söyleyeyim.
Bugüne kadar gördüğümüz en olağanüstü devre arası şovuydu.
Mega bir Broadway şovu izledik.
Tarihi bir geceydi ve sahnede Trump karşıtı bir gösteri olacağını bildikleri halde, Amerikan yerleşik düzeninin bütün önemli insanları oradaydı.
Final maçından önce, maçın yapılacağı şehire 1000 özel jet indi.
Maç bittikten bir saat sonra 100 tanesi dönmek için havalanmıştı bile.
Sadece o maç ve o tarihi anda orada olmak için gelmişlerdi.
Trump’ı delirtecek bir geceydi.
Apple Music bu şovun yakım çekimleriyle 13 dakikalık harika bir videosunu yapmış.
Tavsiye ederim… YouTube’dan bulup izleyin.
Çünkü bu şovun ayrıntılarını böylesine çarpıcı biçimde ne stadın içinden ne de televizyon ekranından seyretmek mümkün…

Tarihi bir geceydi.
Mega kahramanlarla, sıradan insanların aynı kareye girdiği, omuz omuza dans ettiği yeni bir kalabalık gördük bu şovda..
Düşünün Pedro Pascal gibi bir Hollywood devi, devasa bir kalabalık içinde gönüllü figüran olarak rol aldığı, birkaç saniye görünebildiği bir şov bu.
Lady Gaga gibi bir megastar “assolist altı” salsa şarkıcısı olarak sahne aldı.
Karol G ve Cardi B gibi dev şarkıcılar da birer saniyelik figüran olmayı kabul etmiş.
Sosyolojisi güçlü, anlamı farklı bir geceydi.

Bundan üç yıl önce, Bad Bunny’in bir şarkısını ilk defa Nr1 FM’de Pazar günleri yayınladığım Top 20 listesine aldığımda bazı arkadaşlarım yadırgamıştı.
Hip Hop’u müzik olarak kabul edemeyen bir arkadaş gurubumdu bu.
O günden beri herkese şunu anlatmak istedim.
Hip Hop ve Punk kültür tarihinin en etkili müzik akımlarından biridir.
Ama Bad Bunny bu müziği çok farklı bir yere taşıdı…
Hip Hop’u, Jamaika’nın Rasta kültürü ve onun Reggae’si ile birleştirdi ve ona Latin Amerika’nın Salsa kültürünün renklerini verdi.
Bu yeni müziğin adı “Reggaeton” oldu.

Müzikte “Milli ve yerli” kavramının hem sonu, hem de başlangıcıydı bu tarz.
Latin ülkelerinin “Milli ve yerli” müziğini, şahane bir metamorfozla, küresel bir müzik haline getirdi.
Son 20 yılın Türkiye’sinde en sevmediğim üç kavram “Üst akıl”, “Dış güçler” ve “Milli ve yerli” kavramları oldu.
Çünkü bu üç kavram da sıradanlaşmış baskı biçiminin renkli ve gurur verici bir ambalajı haline getirildi.
Bir rejimin bütün vasatlıkları bu ambalaj içinde güya bir “Milli duruş” olarak pazarlandı.

Dün geceki şov, işte bu popülist ideolojinin iflasıydı.
Ama aynı zamanda vasatlığı aşan “Yerliliğe” de küresel yolları açan bir geceydi bu.
Bad Bunny şovu biterken stadın tepesindeki ekrana gelen şu söz her şeyi çok güzel özetliyordu:
“Bu gökyüzünün altında nefretten daha güçlü tek şey sevgidir…”
Ben buna “Adalet” ve “Merhameti” de ekliyorum.
Dün gece, 104 yaşına gelmiş büyük bir Fransız düşünürü, Edgar Morin’in, “Kozmopolit medeniyet” iddiasının küresel alanda sağlamasının yapıldığı geceydi.
Morin “Gerçek medeniyetler ancak kozmopolit toplumlardan çıkacaktır” diyordu.
Bu iddiası Amerika’nın en “MAGA spor arenası” olan Supebowl finalinde kanıtlandı.

Bu şov bize şunu anlattı.
Popülist liderlerin bütün dünyada artık en büyük iktidar aracı haline getirdiği “Böl ve yönet” yani “Kutuplaştırma” stratejisinin sonuna yaklaşıyoruz.
Bugünün gerçek ve yeni kutuplaşması artık;
“Milli ve yerli” kelimesinin arkasına saklanıp, iktidarlarını tahkim etmeye çalışan yaşlı popülist siyasi oligarklarla, dünyanın genç enerjisi arasındadır.
Bu hareket spor ve eğlence dünyasından başladı.
Mutlaka yaşlı siyasetin kalelerine de ulaşacaktır.
(*) Dünya böyle bir dalgayı 1960’ların başında yaşadı.
Sonucu 1968 Mayıs reformları oldu.
(*) 1980’lerin başındaki müzik devriminin sonucu, o 10 yılın sonunda Berlin Duvarının yıkılmasıydı.
Şimdi Üçüncü Dalga geliyor.
İlk işaret Pazar günü Portekiz’den geldi.
Sosyalistler seçimde Popülist sağı ezdi geçti.
Asıl büyük işaret önce, Nisan’da Macaristan’da yapılacak seçimlerde gelecek.
Avrupa’da Popülizmin en güçlü kalesinin derebeyi Orban’ın partisi seçimde ne sonuç alacak göreceğiz.
Bu gecenin sonuçları orada da bitmiyor.
Kasım’da ABD seçimleri var.
Egosu, ülkenin eski Cumhurbaşkanını maymun olarak gösterecek kadar kendinden geçmiş popülist bir zihniyetin ne olacağını o gün göreceğiz.
Hepsi bir sınama olacak.
Tabii şöyle bir soruyu da daha şimdiden işitiyorum.
“Bunun benim Anadolu insanımın gerçekleriyle ne alakası var…”
Siz de öyle düşünenlerdenseniz…
Tamam…
Sizi, dün gecenin ütopyasından, bu sabah uyandığım bölgemizin gerçeklerine de getireyim.
Dünya bu megaşovu izlerken, aynı gece Orta Doğu’da neler olmuş bir bakalım.
Çok kısa bir uykudan sonra sabah uyandığımda cep telefonumda iki haber beni bekliyordu:
Şok 1;
Ben o şovu seyrederken, Suriye’nin Lazkiye valisi kadın memurların makyajlı işe gelmelerini yasaklamış.
Buyrun bölgemizin bir gerçeği…
HTŞ genleri uyanmış…
Şok 2;
İran’da 40 yıldır iktidarda oturan yaşlı ruhani lideri Hameney, binlerce genci katlettikten sonra, şimdi de yerine gelebilecek reformcu muhaliflerini tek tek tutuklamaya başlamış.
Hameney, yaşadığı yeraltı sığınağından bu kararı alırken, bir yandan da, korkusundan bu yıl ilk defa, İran Hava Kuvvetleri şovuna katılmayacağını açıklamış.
Artık, elinde genç insanların kanı olan ve gün ışığına çıkamayan yaşlı bir despot o…
Son yorgun mermilerini atıyor.
Bu da bölgemizin son 24 saatinin bir başka gerçeği…
“Sıradanlaşan Kötülük” Orta Doğu’da yeraltına indi ve melanetini oradan saçmaya devam ediyor.
Yerüstü ise dün gece seyrettiğimiz genç şöleni yapan küresel müzisyenlerin…
Batı’yla Orta Doğu arasındaki sınır da işte tam burada başlıyor.
Yani Atatürk Misak-ı Milli’sinin bittiği sınırda…
Bölgemizin bu gerçeğine karşı yine de bilelim ki;
Böyle her karanlık “Molla gecesinin”, İran ve Suriye’de de güzel bir sabahı olacaktır.
10 Şubat 2026 - Lazkiye Valisinin kadınlara makyajı yasakladığı gece devre arasında ne yaşadık?
8 Şubat 2026 - 007 barında dinlediğim bir kesik baş, bir kadın casus ve gerçek bir seks skandalı
7 Şubat 2026 - İkinci Dünya Savaşını kazanan adam bu odada günde kaç kadeh viski içerdi?
5 Şubat 2026 - Ortadoğu’da ‘Rabia’yı tarihe gömen 31 maddelik ‘Emperyal’ protokol
3 Şubat 2026 - Grammy’ye 48 saat kala bir müzik uzmanının kehaneti