Emin Alper, ilk kez tiyatro oyunu yönetecek
Berlinale’de Altın Ayı adayı olan Emin Alper’in yönettiği ‘Kurtuluş’, festival yarışındaki en iyi filmlerden biri. Yaşlanınca apolitik olmaya karar veren jüri başkanı Wim Wenders’in ne karar vereceği bilinmez ama ‘Kurtuluş’, şimdilik Altın Ayı’ya çok yakın.
Fotoğraf: Berlin Film Festivali resmi internet sitesi. “Biz onları öldüreceğiz, onlar da bizi. Bizim çocuklarımız onların çocuklarını öldürecek, onların çocukları da bizim çocuklarımızı. Bizim torunlarımız onların torunlarımızı öldürecek, onların torunları da bizim torunlarımızı…”
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eskiden dördüncü sınıfı bitiren öğrenciler için bir aylık bir Doğu Stajı vardı. Amaç öğrencilerin memleket gerçeklerini görmesi ve deneyim kazanmasıydı. Ben 1975 yılında Siirt’e gittim ve orada 29 gün kaldım. Siirt Devlet Hastanesi’ne gelen hastaları dört gruba ayırmak mümkündü: Damdan düşenler, akrep tarafından sokulanlar, katır tepmesiyle yaralananlar ve kurşunlananlar.
Genç yaşımda beni en çok şaşırtan şiddetin günlük hayatın bir parçası olması ve çok olağan karşılanmasıydı. “Koyun çitin öbür tarafına geçti mi?” tartışmasından sonra göbeğinin üzerinde bir kurşun deliği ile hastaneye getirilen oldukça zayıf bir hasta ağrılardan şikâyet etmiyor, sürekli “İyileşeceğim ve ben de onu vuracağım” diyordu. Ameliyatta midesinin, karaciğerinin, ince ve kalın bağırsaklarının yaralandığını saptadık. İyileşti ve taburcu oldu. Kendisini vuranı vurdu mu bilemiyorum. Görünen o ki aradan geçen 50 yılda Anadolu’nun doğusunda durum pek değişmemiş.
Emin Alper’in ana yarışmada yer alan filmi ‘Kurtuluş’, festivalin dördüncü günü sabah yapılan basın gösteriminde bir bomba etkisi yarattı. Film sona erdikten sonra tanıdığım birçok kişi yanıma gelip beni soru yağmuruna tuttu. Yönetmenin senaryoyu 2009 yılında Mardin’in bir köyünde 44 kişinin aynı anda öldürülmesinden yola çıkarak yazmış olması da yabancı basın mensuplarının filme olan ilgisini arttırdı.
‘Kurtuluş’ birbirine düşman iki aşiretin hikâyesini anlatıyor. Hazeranlar yukarı köyde, Bezariler aşağı köyde yaşıyor. Aralarındaki husumet yıllardır devam ediyor. Aslı sorun geçim derdi: Topraklara kim sahip olacak? Kimse tarlasını, yani ekmeğini başkasına kaptırmak istemiyor.
Hazeranlar koruculuk yaptıkları için durumları daha iyi, üstelik silahlara sahipler. Bezariler zamanında kente göçmüşler ancak şimdi geri dönüyorlar ve koruculuk için de devlete başvurmuşlar. Kimsenin kimseye güvenmediği bir ortam var.
Yalılarda geçen Türk dizilerini izleyerek ülkede herkesin yalıda oturduğunu düşünen izleyici kitlesi için şaşırtıcı bir film olacaktır.

Fotoğraf: Berlin Film Festivali resmi internet sitesi.
Yukarıda Allah, aşağıda şeyh var. Yardıma gelecek kimse de yok. Çok tutucu bir sosyal yapı söz konusu. Gündelik hayatı cehalet, masallar, hurafeler, dedelerin 60 yıl önce anlattığı hikâyeler, görüldüğü var sayılan rüyalar, karabasanlar yönlendiriyor ve sonuçta daima şeyhin dediği oluyor. Cehalet kötülüğü, kötülük şiddeti doğuruyor. Belli ki senaryonun üzerinde çok çalışılmış, olayların geçtiği mekanlar özenle seçilmiş. Başta Caner Cindoruk, Berkay Ateş ve Feyyaz Duman olmak üzere tüm oyuncular çok iyi.
Film ile ilgili daha fazla ayrıntı yazmaya gerek yok. Ancak senaryoda ikizler ile ilgili hikâyenin/masalın anlatıldığı bölümün üzerinde durmak gerek. Sanırım bu tuhaf hikâye uzun zaman akıllardan çıkmayacak.
Emin Alper basın toplantısında ‘Kurtuluş’u tek cümle ile özetledi: “Toplumlar deli liderler seçebilir ve bu felaketle sonuçlanır.”
‘Kurtuluş’ festivalde şimdiye kadar izlediğim en güçlü ve üzerinde en çok konuşulacak film. Bakalım 80 yaşından sonra apolitik olmaya karar veren jüri başkanı Wim Wenders ‘Kurtuluş’u nasıl değerlendirecek?