Yönetmen Emin Alper isim isim sayarak "Hapishanedekileri düşündükçe kahroluyorum" dedi.
Yönetmen Emin Alper tutuklu Çiğdem Mater, Tayfun Kahraman, Can Atalay, Osman Kavala, Selahattin Demirtaş ve Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarını hatırlatarak “Hapishanedekileri düşündükçe kahroluyorum” dedi.
Alper muhafazakar sinemacıları ‘iki yüzlü olmak’la eleştirdi, İslamcı aydınların ülkelerindeki hak ihlallerine ses çıkaramadığını belirtti.
Alper yeni filmi ‘Kurtuluş’un Berlin Film Festivali’nde galasında İsrail’in soykırım yaptığını söyleyerek Gazze’yi anmıştı.
Yönetmen festivalin jüri başkanı yönetmen Wim Wenders’ın uyarısına aldırış etmeden “Gazze’de soykırım yaşanıyor” demişti.
Alper bu konuşmasını da hatırlatıp şunu dedi: “Keşke aynı dürüstlüğü İslamcı aydınlar, kendine demokrat diyen İslamcı aydınlar da sergilese ve sadece Müslüman dünyadaki hak ihlallerine değil kendi ülkelerindeki hem Kürtlerin hem Türklerin yaşadıkları hak ihlallerine ses çıkarabilselerdi.”
Alper’in açıklamalarının bir kısmı özetle şöyle:
“Türkiye’deki siyasetçiler her fırsatta Batı’dan bahsederler ama kendi ikiyüzlülükleriyle yüzleşmek istemez’
* Batı bazı konularda biliyorsunuz çok duyarlı. Bazı insan hakları ihlalleri konusunda son derece seçici davranıyor. Ama aynı şey Batı dışı dünya için de geçerli. Yani Çin, İran, Rusya, Türkiye hem sicilleri kötü hem de onlar da işlerine geldiği zaman hak ihlalinden bahsediyor.
* Türkiye’deki siyasetçiler her fırsatta Batı’nın ikiyüzlülüğünden bahsederler ama aynaya bakıp kendi ikiyüzlülükleriyle yüzleşmek istemezler. Bir yandan kendi vatandaşlarını baskı altında tutup dünyanın çeşitli yerlerinde ezilen halklar için güya hak savunuculuğuna soyunurlar. Bu dünyanın her yeri için hemen hemen geçerli.
* Dolayısıyla gerçekten dünyada güvenebileceğimiz, ezilen halklarla dayanışma içerisinde olan insanlardan, halklardan başka, güvenebileceğimiz kimse yok.
‘Keşke İslamcı aydınlar da kendi ülkelerindeki hak ihlallerine ses çıkarabilselerdi’
* (Türkler ve Kürtler olarak) Birbirini anlayamayan birbiriyle konuşmayan iki toplumuz uzun süredir. Çok ironik mesela Yeni Şafak’ın hakkımda yaptığı olumsuz onlarca haber var.
* Gazze’deki konuşmayı alkışlayan bir haber yaptı geçen gün. İlk kez herhalde Yeni Şafak övücü bir haber yapıyor benimle ilgili. Bu ironik.
* Daha önce muhafazakar birtakım sinemacı arkadaşlar şöyle şeyler söylüyordu. Sürekli “Bizi Batı’ya şikâyet ediyorsunuz” diyorlardı.
* Kafalarındaki imaj öyle yani bizim insan hakları savunuculuğumuz onların gözünde ülkeyi Batı’ya şikâyet etme. “Ama Batı’nın ikiyüzlülüğünü seslendirmiyorsunuz” diyorlardı.
* Biz onlara diyorduk ki, biz Batı’nın ikiyüzlülüğünü çok iyi biliyoruz ve seslendiriyoruz merak etmeyin. Siz kendi ikiyüzlülüğünüzle yüzleşin. Bu ülkede hak ihlallerine karşı çıkın bir şeyler söyleyin diyorduk. Cevap veremiyorlardı. Şimdi bir kez daha bunu kanıtlamış olmak da ayrıca beni rahatlatıyor.
* Batı’nın ikiyüzlülüğünün ne olduğunu bu ülkenin solcuları yıllardır, solcu oldukları günden beri bilirler. Bizim buradan ders almaya ihtiyacımız yok. Ama keşke aynı dürüstlüğü İslamcı aydınlar, kendine demokrat diyen İslamcı aydınlar da sergilese ve sadece Müslüman dünyadaki hak ihlallerine değil kendi ülkelerindeki hem Kürtlerin hem Türklerin yaşadıkları hak ihlallerine ses çıkarabilselerdi.
‘Hapishanedekileri düşündükçe kahroluyorum’
* (Çiğdem Mater’in) Görüşmecileri aracılığıyla haberleşiyoruz tabii. Annesi Nadire Mater aracılığıyla da arada mesajlaşıyoruz. Yani gerçekten hapishanedekileri düşündükçe kahroluyorum. Hatta Berlin’e giderken gerçekten kimden bahsedeceğimizi bilemez hale geldiğimizi konuştuk. Kendi aramızda konuşuyorduk nasıl bir politik duruş sergileyeceğiz diye.
* Çiğdem’den mi bahsedelim, Tayfun’dan (Kahraman) mı bahsedelim, Can’dan (Atalay) mı bahsedelim, Osman Kavala’dan mı bahsedelim, (Selahattin) Demirtaş’tan mı bahsedelim, (Ekrem) İmamoğlu’ndan ve arkadaşlarından mı bahsedelim?
* Yani öyle bir hale geldik ki gerçekten bize verilen o kürsüyü kimin için kullanacağımızı bilemez hale geldik. Ve durum giderek de maalesef kötüleşiyor. Biz elimizden geleni yapacağız tabii ki. Buradayız ve burada kaldığımız sürece de elimizden geleni yapıp direnmeye devam edeceğiz.
* Bu dönemde morale ve dayanışmaya ihtiyacımız var ve ben de çok duygulanıyorum insanların bu şekilde sergilediğimiz dayanışmadan kendilerine moral bulduklarını gördükçe.
‘Umut etmemi sağlayan en önemli şey genç kuşağın duruşu’
* (….) Gerçekten yaşadıklarımızla baş etmek çok zor. Ben özellikle 2016’dan beri Türkiye’de politik olarak yaşadığımız baskıyı düşündükçe şunu hatırlıyorum; yani “Artık ülke yaşanmaz oldu”yu 100-200 kere söylemiş olabilirim.
* Ama buna rağmen yaşamaya devam ediyoruz. Travmatik anları bir şekilde ancak unutarak yaşamaya devam ediyor belki de kitleler. Sağlıklı unutmanın yanında her zaman bir sağlıklı hatırlamayı da galiba eklememiz gerekiyor onun yanına yeri geldiğinde.
* Yeterince ders alabilsek, yeterince hatırlayabilseydik daha 20’nci yüzyılın ortalarında yaşanmış büyük vahşeti hatırlatabilsek ve yeni kuşaklara anlatabilseydik şu an içinde bulunduğumuz gidişata belki “Dur” diyebilirdik. Ama maalesef hem biz unutuyoruz hem kendi deneyimlerimizi yeni kuşaklara galiba aktarmakta çok zorlanıyoruz.
* Şu karamsar bir sonuç olur tabii. Her kuşak yeniden felaketleri yaşayarak mı öğrenecek? Yani umarım böyle olmaz. Umarım felaketleri yaşamadan bu durumdan döneriz. Biz tecrübelerimizi yeni kuşaklara aktarabiliriz. Türkiye’ye dair umut etmemi sağlayan en önemli şey genç kuşağın duruşu. Bu iktidar artık muhafazakar gençler arasında da sempati ve onay üretmekte zorlanıyor.”