İzmir Büyükşehir Belediyesi yönetimi Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün boşaltılmasını istediği İzmir Meslek Fabrikası binası önünde nöbet başlattı. İzmir Büyükşehir belediye Başkanı Cemil Tugay kararın hukuksuz olduğunu söyledi.
İzmir Büyükşehir Belediyesi yönetimi, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün boşaltılmasını istediği İzmir Meslek Fabrikası binası önünde nöbet başlattı. İzmir Büyükşehir belediye Başkanı Cemil Tugay, kararın hukuksuz olduğunu belirtti.
Nöbet öncesinde açıklama yapan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay bayram öncesi gönderilen tebligatla binanın kısa sürede boşaltılmasının istendiğini belirtti.
Söz konusu tahliye kararını “hukuksuz” olarak nitelendiren Tugay tebligatın bayram öncesinde gönderildiğine dikkati çekerek “Üç gün içinde, üstelik bayramda burayı ‘boşaltın’ dendi. Bugün de tahliye için birilerinin gelmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
Binanın mülkiyetine ilişkin tarihsel süreci anlatan Tugay, yapının 1908 yılında özel kişiler tarafından inşa edildiğini, 1926 yılında ise Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasını taşıyan Bakanlar Kurulu kararıyla kamulaştırıldığını söyledi. Tugay sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün tahliye edilmek üzere bir tebligat aldı bayramdan hemen önce arkadaşlarımız. Yani adeta üç gün içerisinde, üstelik bayram süresinde burayı boşaltın şeklinde bir tebligat aldılar. Ve bugün buraya bir şekilde burayı boşaltmak için birilerinin gelmesini bekliyoruz. Hiçbir tarafıyla haklı bulmadığımız ve hukuksuz olduğuna inandığımız bir karar. Dün akşam tekrar bir açıklama yapmak zorunda kaldım çünkü kendisi İzmir milletvekili olan ama maalesef İzmir’in hiçbir şekilde hakkını ve hukukunu savunmayan birileri yine insanların kafalarını karıştıracak bir sürü açıklama yapmış.
Bu arkamda gördüğünüz bina 1908 yılında un fabrikası olarak özel kişilerce yapılmış. Vakıflarca hiçbir şekilde yapılmamış. Vakıfların alakası olmayan bir bina. Ve 1926 yılında dönemin bakanlar kurulu ve cumhurbaşkanının, yani Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasıyla bu bina kamulaştırılmış, yani ücreti ödenerek kamulaştırılmış. 1940 yılından itibaren de tapuda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin mülkü olarak tescil edilmiş. 1940’tan beri İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin mülkü burası. 2007 yılında Vakıflar ‘Bizim burada bir şerhimiz var’ diyor ve onun için bir milyon 300 küsur bin lira para ödeniyor vakıflara. Ondan sonra o şerh de kaldırılıyor, yani tapuda vakıfların şerhi de yok. Daha sonra restorasyonu yapılıyor ve yapıldığı tarihten sonra da bugüne kadar meslek fabrikası olarak burası kullanılıyor. Meslek fabrikası dediğimiz şey şudur: İnsanlar bir iş öğrensin, bir meslek öğrensin ve dolayısıyla kendisine bir iş bulsun diye kursların düzenlendiği binadır. Ve burada bugüne kadar on binlerce, hatta yüz binlerce kişiye meslek edindirme eğitimleri verildi. Bugün de halen aktif olarak kullanılıyor. Yani bugün normalde burada kursa gelen yüzlerce vatandaşımız var.
Böylesine bizim için değerli bir iş yapılan bir bina. Yani aktif olarak kamusal hizmette kullanılan bir bina. Vakıflar’ın yapmadığı, Vakıflar’ın hiçbir hakkının, hukukunun olmadığı, bütün hakların zamanında ilgili taraflara ödendiği, ta Atatürk’ün imzasıyla kamulaştırılmış olan, İzmir halkının malı olduğuna inandığımız, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin malı ama hiçbirimizin hiçbir kişisel çıkarı olmayan, tamamen kamusal hizmet için kullanılan bu binanın böyle zorla, hukuksuzca el konulmaya çalışılması kabul edebileceğimiz bir şey değil. Ben buradayım, Meclis üyelerimiz burada. Bazı belediye başkanı arkadaşlarımız sağ olsunlar gelmişler.
İzmir halkı şunu duymalı, anlamalı: Bu hukuksuzluklar gerçekten bizi bitiriyor. Yani biz hizmet etmeye çalışıyoruz, İzmir’in dört bir köşesinde iyi şeyler yapalım, insanların yardımına koşalım, sorunlarını çözelim diye uğraşıyoruz. Yani göreve başladığımızdan beri adeta burnumuzdan getirmek için her şeyi yaptılar. Yani belediye para kazanmasın, belediyenin imkânlarını kısıtlayalım, engel olabildiğimiz kadar engel olalım; bin türlü yolla sürekli ayağımıza çelme takılıyor, sürekli engelleniyoruz. Ama şunu hiçbir şekilde benim vicdanım kabul etmiyor: Bunu ben eğer ‘Buyurun, buraya çökün, alın burayı’ dersem görevimi yapmamış olurum. O yüzden bireysel kararımdır. Gelen herkese çok teşekkür ediyorum. Kimseyi özel olarak çağırmadım. Herkes kendi duyarlılığı ile burada. Ama ben bu binanın başkaları tarafından zorla alınmaması için elimden geleni yapacağım. Sadece yapabildiğim kadar yapacağım. Yani şu bir gerçektir: İnsanlarımıza söylüyoruz, ‘Ülkenize sahip çıkın’ diyoruz. Ülkenize sahip çıkın. Eğer bunları yapmazsanız bunların arkası gelecek, büyüye büyüye geliyor yani.
Bu benim görevim. Bu binanın hakkını savunmak, belediyenin hakkını savunmak benim görevim. Herkes bir daha düşünsün, acaba kendi görevleri neler diye. Burada biz İzmirliyiz. İzmir’de insanların duyarlılıklarını hepimiz biliyoruz. Hayatımız burada geçti. Ve İzmir’e bu yapılmaz. Yani memleketimizin hiçbir köşesinde hiçbir haksızlık yapılır demiyorum ama İzmir gibi bir şehre, yani vatanına, milletine bağlı insanların olduğu bir şehre, iyi yürekli insanların olduğu bir şehre bu yapılmaz. Ben bunu çok üzüntülüyüm, gerçekten büyük üzüntüyle karşılıyorum. Elimden geleni yapacağım bu yanlış, hukuksuz, kötü işi durdurmak için. İnşallah ‘İzmir’in milletvekiliyim’ deyip de İzmir’in malını vakıflara vermeye çalışanlar da biraz akıllarını başlarına toplarlar ve İzmir’in hakkına hukukuna sahip çıkmayı akıl ederler. Ama karşımızdaki güce karşı biliyorsunuz, başa çıkamadığımız çok durum yaşıyoruz. O yüzden halkımızın anlayışına ihtiyacımız var. Halkımızın bizi doğru anlamasına ihtiyacımız var. Burada böyle anlamsız bir kavga, gereksiz bir sürtüşme içerisinde falan değiliz. Böyle bir durum yok. Çok haklı olduğumuz, yüzde yüz haklı olduğumuz, haklılığımızı defalarca açıkladım, bir konuda burada olmak zorunda olduğumuzu söylüyorum. Ben burada olmak zorundayım ve bu konu çözülene kadar buradan gitmek istemiyorum.”