Devlet Bahçeli’den ‘Terörsüz Türkiye’ mesajı : Yasal düzenleme için uygun iklim oluştu

MHP Genel Başkanı “Terörsüz Türkiye” süreci için “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarını tamamlamış, toplumsal mutabakat zemini ortaya çıkmıştır. Sonraki ilk hedef amaca hizmet edecek yasaların hızla çıkarılmasıdır” dedi.

Siyaset 31 Mart 2026

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında, “Terörsüz Türkiye” sürecine dair, TBMM’de kurulan “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun çalışmalarını tamamladığını ve ortak raporun kabul edildiğini belirtti. Bahçeli, bundan sonraki aşamada toplumsal mutabakatı destekleyecek yasaların hızla çıkarılmasının hedeflendiğini vurguladı.

İşte Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

“Bugün yaşadığımız siyonist barbarlık… İsrail saldırgan politikalarıyla bölgeye adeta cehenneme çevirmiştir. İsrail, bölgenin huzuru için tehdittir. Ortadoğu’da bir rejim değişecekse o İsrail olmalıdır. Trump, ABD’yi Netanyahu’nun kuyruğuna taktı.

Bir yanda tarifsiz zenginlik ve doyumsuzluğun yarattığı sapkınlık, diğer yanda açlıktan ölen çocuklar ve sefaletin gölgesinde var olma mücadelesi veren masumlar bulunmaktadır. Her ne kadar 21. yüzyılın demokrasinin yaygınlaşması, hukukun üstünlüğünün hakim kılınması, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması ve insanlığın ortak refahı ile mutluluğu açısından fırsatlar sunması beklense de, ikinci çeyreğine girdiğimiz bu yüzyıl uluslararası terörizm, göç, etnik çatışmalar, iç karışıklıklar, savaşlar, uluslararası hukuka aykırı çifte standartlar, açlık ve yoksulluk, zengin ülkeler ile fakir ülkeler arasında büyüyen uçurum ve çevresel felaketler gibi sorunlarla ilerlemektedir.”

“Emperyalist güçler, Müslüman coğrafyalarında istikrarsızlığı araç olarak kullanıyor”

Emperyalist güçler, insani duyarlılıkları ve uluslararası kuralları yok sayarak ya da ortadan kaldırarak kendi imtiyaz ağlarını genişletme çabası içindedir. Teknolojik ve ekonomik hakimiyetin sağladığı üstünlükle hedef alınan ülkelerde etnik ve dini unsurlar, istikrarsızlaştırmanın en önemli araçları ya da iş birliği aktörleri olarak kullanılmaktadır. Maalesef bu gelişmeler Müslüman coğrafyaların adeta kaderi haline gelmiştir.”

Bölgemizde yaratılan nobranlığın, barbarlığın ve emperyalist heves ile emellerin önemli sebeplerinden biri de bundan 100 yıl önce kurgulanan, haritaların emperyalist masalarda çizildiği ve mazlum halkların sömürgeci canilere meze yapılmak istendiği Sykes-Picot düzeninin revize edilerek yeniden bölgemizde ve dünyada hakim kılınması arzusudur. Aktörler ve araçlar değişse de taraflar ve emeller hiç değişmemektedir. Bir tarafta bugünün sömürgecileri ve emperyalistler, diğer tarafta mazlumlar ve mahzunlar bulunmaktadır. Yeniden kurgulanan Sykes-Picot düzeninde ideolojik saplantıların ve teolojik sapkınlıkların iktidar olduğu İsrail’in İslam topraklarını işgal ve sömürme planı vardır.”

Etnik, dini ve mezhepsel olarak binbir parçaya bölünmüş, istikrarsız, güvensiz, marjinalize edilmiş ve terörize edilmiş gruplarla çatışma ve kaosun egemen olduğu bir bölge hedeflenmektedir. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde “Öyle insanlar vardır ki adeta hayrın anahtarları, şerrin kilitleri gibidir” buyurmuşlardır. Öyleleri de vardır ki şerrin anahtarları, hayrın kilitleri gibidir. Bugün yaşadığımız siyonist barbarlık, ABD ve İsrail ortak yapımı hukuksuzluğun, zulmün ve kötülüğün adeta şerrin anahtarıdır. İsrail, Gazze başta olmak üzere İran ve Lübnan üzerinde izlediği saldırgan politikalarla bölgeyi adeta cehenneme çevirmiş ve huzur umudunun sönmesine neden olmuştur. Açıkça görülmektedir ki İsrail hem bölgenin hem de dünyanın huzur ve istikrarı için ciddi bir tehlike ve tehdittir. ABD’nin Orta Doğu politikasının İsrail tarafından esir alındığı algısı Batı ve Amerikan halkında büyük tepkiye ve öfkeye neden olmaktadır. İsrail’in katliam politikaları Yahudilerin dünya genelinde nasıl algılanacağına dair oldukça kötü ve köklü bir değişimin zeminini hazırlamıştır.”

“Orta Doğu’da bir rejim değişecekse bu İsrail olmalıdır”

Bize göre İsrail antisemitizmi üreten yeni bir araç haline gelmiştir ve bu sapkınlıktan arındırılması dünya Yahudiliği için de oldukça önemli ve kaçınılmazdır. Artık İsrail’in Netanyahu’ya mahkum ve mecbur olmadığının, Netanyahu’nun politika ve yaklaşımlarının Yahudiliği temsil etmediğinin yüksek sesle haykırılması zamanı gelmiştir. Orta Doğu’da bir rejim değişecekse bu İsrail olmalıdır. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump’ın kendi ülkesi dahil birçok ülkedeki savaş karşıtı protestoları dikkate alarak Netanyahu’yu ve İsrail’i sınırlandırması zorunluluk halini almıştır. Savaşları bitireceğim diyerek iktidara gelen Trump, bu savaşla kapanmayacak bir yara ve tamiri zor bir yıkım meydana getirmiştir.

Tüm bu cüretkar ve hesapsız saldırılar sürerken Türkiye olarak ayağımızı sağlam Anadolu’ya bastığımızı, gözümüzün ve kulağımızın ise Tebriz’de, Urumiye’de, Hemedan’da, Kerkük’te, Musul’da ve Erbil’de olduğunu dost da düşman da bilmelidir. Bizim için sadece bir komşu değil, din ve dil kardeşlerimizin ülkesidir. Tuğrul Bey’in Selçuklusu, Uzun Hasan’ın Akkoyunlusu, Nadir Şah’ın Afşarlısı, Şah İsmail’in Safevisi, İran bizim için Halaç’tır, Türkmen’dir, Kaşkay’dır. Türk’üyle, Fars’ıyla, Kürt’üyle ve Arap’ıyla kardeştir. Zaman, geçmişte yapılan yanlışlıkları, komşuluk ve kardeşlik hukukuna uymayan davranışları ve kendi içindeki hak mahrumiyetlerini bir kenara bırakıp bu ahlaksız saldırı karşısında haktan ve hukuktan yana olmak ve Siyonist zalimliğe karşı İran halkının yanında durma zamanıdır.”

Savaşın uzamaması ve bir an önce ateşkesin sağlanması şüphesiz ki dünyanın geleceği için acil bir ihtiyaçtır. Ancak üzülerek ifade etmek gerekir ki savaşın yaygınlaşması petrol, doğal gaz ve bunların türev ürünleriyle gıda fiyatlarında artışa, Körfez’deki Arap coğrafyasından göçe, Lübnan’da geri döndürülemez bir yıkıma ve mahvolmaya, Kızıldeniz’de çatışmaya ve Babülmendep Boğazı’nın kapanmasına, Irak’ın yeni bir belirsizlik ve çatışma sürecine girmesine, İsrail’in tüm dünyadaki Yahudilerin hayatını riske atmasına ve Yahudi karşıtlığının yükselmesine ve radikalizmin köklerinin güçlenmesine sebep olacaktır. Bunun için diyorum ki dünya haksız ve hukuksuz saldırganlığın bedelinin ödenmediği bir yer olarak kalmamalıdır. Bebek, çocuk, kadın ve yaşlı demeden yapılan katliamların cezasız kaldığı bir dünya olmamalıdır. Dünya, rafinerilerin, gaz yataklarının, petrol üretim sahalarının ve elektrik santrallerinin vurulup çevre felaketlerine yol açanların serbestçe dolaşabildiği bir yere dönüşmemelidir. İnsan hak ve hürriyetlerine, emeğe, alın terine, gözyaşına, adalet ve eşitlik arayışına sırt çevirenlerin insafına asla terk edilmemelidir.

“Dünya, Türkiye’nin diplomatik çabalarına ses vermeli”

O sebeple dünya, Türkiye’nin samimiyetle yürüttüğü diplomatik çabalara ses vermeli ve savaşa karşı ortak bir tavır geliştirme basiretini göstermelidir.

Hiç kimse bizden Güney Kesimi’nin silaha boğulduğu bir dönemde Kuzey Kıbrıs’ı yalnız bırakmamızı, soydaşlarımıza yönelen tehditleri görmezden gelmemizi beklememelidir.

“Gereken yasal düzenleme yapılabilmesi için uygun iklim oluşmuştur”

Terörsüz Türkiye süreci Türkiye’de huzur ve barış ortamını kalıcı kılarken aynı zamanda bölgesel istikrara da katkı sağlamayı hedeflemektedir. Terörsüz Türkiye milli birlik ve kardeşlik projesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan ve önemli bir görev ifade eden Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarını tamamlamış, ortak komisyon raporu kabul edilmiş, bir toplumsal mutabakat zemini ortaya çıkmıştır. Gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için uygun iklim oluşmuştur. Bundan sonraki ilk hedef amaca hizmet edecek yasaların hızla çıkarılmasıdır. Çevresi savaşın tüm ayrıntılarıyla kuşatılmışken bir huzur ve güven adası olmasından iftihar ettiğimiz ülkemizde birlik ve beraberlikliğimiz hasmane girişimlere mukabelede en etkili silahımız olacaktır.

Terörsüz Türkiye böylesi bir ortamda doğru zaman atılmış doğru adım olarak devlet ve millet hayatımızda kutup yıldızı gibi ufkumuzu aydınlatmıştır. Gelinen kritik aşamada Terörsüz Türkiye yolunda tüm siyasi aktörlerin ve toplum kesimlerinin titizlikle hareket etmek süreci provoke edecek eylem ve söylemden kaçınmak mecburiyeti vardır.”

 

 

 

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.