Herkeste bir korku: Türkiye ABD'nin hedefi haline mi geldi? Son olarak bir Amerikalı “Trump NATO’dan çıkmak istiyor çünkü olası bir Türkiye-İsrail çatışmasında İsrail’e destek vermek istiyor" deyince korku iyice depreşti. Peki bu haklı bir korku mu? İşte Altaylı'nın o yazısı.
Türkiye ABD’nin hedefi haline mi geldi?
Bu soru uzun zamandır soruluyor.
Şimdilerde daha da çok soruluyor.
Hele hele ABD’den gelen “Trump NATO’dan çıkmak istiyor çünkü olası bir Türkiye-İsrail çatışmasında İsrail’e destek vermek istiyor. NATO’dan çıkmadan bunu yapamayacağı için NATO’dan çıkmak istemesinin nedeni bu” iddiası bu konudaki kaygıları daha da güçlendirdi.
Bu köşenin eski okurları bu tezin geçmişte benim tarafımdan ortaya atılan bir tez olduğunu hatırlayacaktır.
2020 yılında yani 6 yıl kadar önce, Amerika Birleşik Devletleri, burnumuzun dibine, Yunanistan’ın Türkiye sınırındaki Dedeağaç ya da Alexandropuli kentine bir üs kurmaya başladı.
ABD ve Yunanistan, 1990 yılında, bir ortak savunma ve işbirliği mutabakatı imzalamışlardı.
2019 yılında buna ek bir protokol yaptılar ve Girit adasında bulunan Suda Askerî Üssü’nün modernize edilmesi, Stefanikovo Hava Üssü’nün askerî açıdan güçlendirilmesi ve Dedeağaç limanının genişletilip modernize edilmesi planlandı.
Bu protokol sonrası ABD, Dedeağaç’ta giderek genişleyen bir üs kurdu.
Buraya kara savaşı unsurları da yerleştirmeye başladı.
Ben o günlerde bu üssün Türkiye’ye karşı kurulduğunu, ABD’nin üç yandan Türkiye’yi kuşattığını yazdım.
Ancak o günlerde Türkiye’nin önemli think tank’leri bu üslerin Rusya’ya karşı kurulduğunu öngörüyordu.
ABD’den yapılan resmî açıklamalar da o yöndeydi.
Ancak mesele Dedeağaç’ta üs kurmakla sınırlı değildi.
ABD ile Yunanistan kara ve deniz kuvvetleri Ege’de ortaklaşa devriye geziyor, iki ülkenin kuvvetleri birbirine eşlik ediyordu.
Tavır açıkça Türkiye’ye yönelikti.
Konuyu tartıştığımız ABD’li bir yetkili “Türkiye ile alakası yok. Rusya’nın önünü kesmek için bu üsse gerek duyduk” deyince kendisine “Romanya’da kursanız daha önce kesemez miydiniz?” demiştim.
Ancak Trump’ın yeniden seçilmesinin ardından bu üssün yavaş yavaş boşaltılacağı ABD basınında yazılmaya başlandı.
Ancak henüz boşaltılmış değil.
Boşaltılır mı bilmiyorum ama bugün ben ABD ile Türkiye’yi karşı karşıya getirecek bir durum görmüyorum.
Bu üs inşa edildiği sırada Türkiye Rusya ile yakın ilişkiler içindeydi.
Pek çok alanda Rusya ile yakınlaşıyorduk.
Enerjide Rusya ile bağımlılık derecesinde bir ilişkimiz vardı.
Nükleer santralimizi Ruslar inşa ediyordu.
Putin ile Erdoğan arasında kıskandıracak kadar dostane bir tavır söz konusu idi.
Seçim öncesi Rusya, Türkiye’nin 30 milyar dolara yakın doğalgaz borcunu erteliyordu.
Türkiye Çin’le giderek yakın ilişki içine giriyordu.
BRICS’e tam üyelik için başvuruyor, Batı blokundan giderek uzaklaşacağı sinyallerini veriyordu.
Ancak bugün bunun tam tersi bir durum var.
İktidar politikasını değiştirdi, bunu da son Beyaz Saray ziyareti ile açıkça teyit etti.
Türkiye, Rusya ile eski yakınlığından çok uzak.
Çin ile ilişkiler giderek geriliyor.
Türkiye dengeli ama Batı ve ABD yanlısı siyasete geri döndü.
Hal böyle olunca ABD ile bir çatışma yaşama olasılığı artık yok denecek kadar az.
Ve merak etmeyin, İsrail ile ilişkilerimiz de göründüğü kadar kötü değil.
Yani anlayacağınız ABD Rusya’ya karşı tahkim ettiğini söylediği üsse artık eskisi kadar gerek duymuyor.
Tarih 26 Ocak 2014.
Yer İstanbul. Sinan Erdem Spor Salonu.
AK Parti’nin İstanbul Belediye Başkan adaylarını tanıtım töreni.
AK Parti’nin en güçlü olduğu dönemler.
Salon hıncahınç dolu.
Kürsüde Başbakan Erdoğan var.
CHP’ye ve henüz CHP’de o güne kadar daha bir seçim kaybetmiş Kılıçdaroğlu’na sert sözlerle yükleniyor.
O zaman da CHP’yi darbecilikle, darbecilerle işbirliği yapmakla suçluyor.
Uzun bir konuşma yapıyor ama en çarpıcı bölümü bu.
Başbakan aynen şöyle diyor:
“Sabah akşam yolsuzluk ve rüşvet diyerek, Türkiye’ye, milli iradeye, milli kurum ve değerlere yapılan saldırıyı örtmeye çalıştınız.”
Ve devam ediyor:
“En büyük hırsızlık, en büyük yolsuzluk, milli irade hırsızlığı, milli irade yolsuzluğudur. Milli iradeyi çalan, milli iradeyi çalmaya kasteden, asıl hırsızdır, asıl yolsuzdur.”
Söyledikleri doğru mu?
Siz karar verin.
Milli irade konusunda haklı mı?
Bence haklı!
Üzerinden 12 yıl geçmiş ama ben bu konuşmayı çok iyi hatırlıyorum.
12 yıl önce “haklı” olan bu sözler bugün “haksız” olabilir mi!
Milli irade ile ilgili fikirler 12 yılda değişir mi, yoksa bu görüş zamandan bağımsız bir geçerliliğe mi sahip olmalı.
Eğer öyle ise bugün yaşadığımız ne!
Bakın Bursa’da iki yıl 10 gün önce bir seçim yapılmış.
Mustafa Bozbey oyların yüzde 47,62’sini alarak belediye başkanı seçilmiş.
Onu izleyen aday AK Partili aday Alinur Aktaş’ın oyu yüzde 38,35’te kalmış.
Yeniden Refahlı Sedat Yalçın’ın oyu yüzde 4,9, İYİ Partili Selçuk Türkoğlu’nun oyu ise yüzde 2,27’de kalmış.
Kendisini takip eden üç adayın oyunu toplasanız seçilen Mustafa Bozbey’in oyu kadar etmiyor.
İl genel meclisi seçiminde de CHP oyların yüzde 39,03’ünü almayı başarmış.
AK Parti yüzde 35,34’te kalmış.
Yeniden Refah 6,9, İYİ Parti 4,80, Zafer de 4,09 alabilmiş.
Yani orada da CHP önde.
Ve aradan iki yıl geçmiş.
Seçimi kazanan Mustafa Bozbey hakkındaki iddialar nedeniyle tutuklanmış.
Tutuklu yargılanmasına karşıyız elbet ama tutuklanmış.
Yerine geçecek kişi için belediye meclisinde seçim yapılmış.
Ve yerine AK Partili birisi belediye başkanı seçilmiş.
Peki, milli irade bunun neresinde!
26 Mart 2014’te doğru ve haklı olan cümle.
8 Nisan 2026’da yanlış olabilir mi!
İktidar partisi yeni bir yasal düzenlemeye hazırlanıyor.
Buna göre lokanta ve kafelerin açık alanlarında da sigara içilmesine yasak geliyor.
Ancak daha önemli bir madde daha var.
2040 yılından itibaren Türkiye sınırları içinde sigara satışı tamamen yasaklanıyor.
Bence bu çok önemli ve çok ilerici bir gelişme.
Umarım birileri devreye girip bu düzenlemeyi de engellemezler.
Çünkü son aylarda iktidar partisinin yapmayı planladığı tüm düzenlemeler bir şekilde engelleniyor, değiştiriliyor, yumuşatılıyor.
Ya baştan yanlış planlanıyor ya da çıkar grupları çok güçlü.
Milliyetçi olduğunu iddia edenler kahraman subaylarımıza saldırmadığı zaman.
***
Fatih Altaylı’nın bu yazısı ilk olarak yazarın kendi web sayfasında yayımlandı.