Daha önce AB Konseyine ve Komisyonuna açık mektup yayınlayan Türk iş dünyası bu kez tek tek ülkelerde Avrupalı liderlere hitaben mektuplar yayınlıyor. Bunlardan birincisi Almanya’d Başbakan Merz’e hitaben ülkenin en büyük gazetesi Bild’de yayımlandı.
Türk iş dünyası, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerindeki donukluğu aşmak için çabalarını sürdürüyor.
Bu yılın başlarında Avrupa Birliği Konseyi ve Avrupa Komisyonu Başkanlarına hitaben bir açık mektubu Financial Times gazetesinde yayınlayan Türk iş dünyası bu kez doğrudan Avrupa liderlerine seslenmeye başladı.
Bugünün “Avrupa Günü” olmasını da vesile yapan Dış ekonomik İlişkiler Kurulu Başkanı Nail Olpak ve DEİK’in Avrupa iş konseyleri koordinatörü Mehmet Ali Yalçındağ imzasıyla dün Almanya’nın en büyük gazetesi olan Bild’de bir tam sayfa ilan yayınlandı ve doğrudan Almanya Başbakanı Friedrich Merz’e seslenildi.
Önümüzdeki günlerde diğer AB ülkelerinin liderine de benzer mektuplar yayınlanacak. Merz’e hitaben yazılan açık mektupta Türkiye’nin AB ile donuklaşan ilişkilerinin yeniden canlandırılması ve AB müzakerelerinden köklü bir paradigma değişikliğine gidilmesi öneriliyor.
Mektubun tam metni şöyle:

“Sayın Şansölye,
21. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken, DEİK/Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Başkanları olarak, en içten saygılarımızı sunuyor ve bu zorlu dönemde sürdürdüğünüz liderliğiniz için en iyi dileklerimizi iletiyoruz. Münih Güvenlik Forumu’nda yaptığınız ve Türkiye’nin uluslararası rolünün de altını çizen vizyoner konuşmanız, ekonomik aktörlere Türkiye’nin Avrupa entegrasyonunun yenilenen ivmesi hakkında güçlü bir sinyal göndermektedir. Bu konuşma, küresel sınamalara ve kararlı, ileriye dönük eylemlere yönelik artan talebe yanıt olarak bu sürece yeniden enerji verme ihtiyacını vurgulamaktadır.
Bu yılın başlarında, AB liderlerine hitaben yazdığımız bir açık mektup aracılığıyla, Türkiye ile daha derin entegrasyon yoluyla Avrupa’nın stratejik otonomisinin güçlendirilmesine dair görüşlerimizi paylaşmıştık. Bu perspektifleri size ve Alman kamuoyuna aynı motivasyonla sunmak isteriz.
Esasen, Türk iş dünyası uzun zamandır Avrupalı ortaklar, kurumlar ve pazarlarla yakın bir iletişim içinde bulunuyor. Avrupa’nın birliğini, dayanıklılığını ve küresel rolünü güçlendirmek için sarf edilen çabaları yakından ve takdirle izliyoruz. Avrupa’nın değerlerine ve ideallerine olan güçlü bağlılığımızın temelinde, kıtamızın ekonomik gücüne ve küresel rekabetçiliğine yapıcı katkı sunmaya hazırız.
On yıllardır Türk şirketleri ve girişimcileri, Avrupa’nın değer zincirlerinin, sanayi ekosistemlerinin ve inovasyon ağlarının ayrılmaz bir parçası oldular. Avrupa’nın gelecekteki refahının işbirliği, açıklık ve tüm insani, ekonomik ve teknolojik kaynaklarının etkin biçimde seferber edilmesine bağlı olduğuna inanıyoruz; buna Türk iş dünyasının sunduğu katkılar da dahildir.
Sizin de güçlü bir şekilde ifade ettiğiniz üzere, AB derin ve eş zamanlı maydan okumalarla karşı karşıya. Yapay zeka ekonomileri ve toplumları eşi benzeri görülmemiş bir hızla dönüştürüyor. Yeşil dönüşüm stratejik vizyon, sürdürülebilir yatırımlar ve toplumsal uyum gerektiriyor. Artan sosyal kaygılar, demografik değişim ve göç baskıları demokrasilerimizin dayanıklılığını zorluyor. Transatlantik ilişkiler giderek daha karmaşık bir küresel ortamda yeniden şekilleniyor. Avrasya genelinde süregelen jeopolitik gelişmeler Avrupa’nın güvenlik ortamını etkilemeye devam ederken, Asya Pasifik’in küresel ağırlığındaki artış tarihsel önem taşıyan uzun vadeli stratejik, teknolojik ve ekonomik sonuçlar doğuruyor.

AB’nin bu küresel değişime vereceği yanıtın temel unsurlarından biri, AB’nin gerçek bir küresel güç olma yolundaki istikrarlı ilerleyişine Türkiye’nin tam entegrasyonudur. Her iki tarafın da ele alması gereken mevcut başlıkların farkındayız. Ancak dünyanın bugün karşı karşıya olduğu sarsıntılar dikkate alındığında, Türkiye’nin katılım sürecindeki mevcut durgunluk döngüsünü kırmak aciliyet kazandı. Tarih siyasi süreçlerden daha hızlı ilerliyor ve Avrupalılar olarak hep birlikte kıtamızdaki gelecek nesillere karşı sorumluluk, cesaret ve bilgelik sınavıyla karşı karşıyayız; bu sorumluluk bugün şekilleniyor.
Bu çerçevede Türkiye AB ilişkilerinde bir paradigma değişimi öneriyoruz. Türkiye’nin katılım sürecini tıkayan mevcut verimsiz metodolojinin yeniden ele alınmasının zamanı gelmiştir. Türkiye’ye AB üyeliğine dair açık ve net bir perspektif sunulması önemlidir. Türkiye ile AB’nin geleceğinin bütünlüğünün yeniden teyit edilmesi stratejik berraklığı ve karşılıklı güveni yeniden tesis edecektir.
Dahası, Türkiye ile AB arasındaki bazı mevcut ikili sorunlar gerçek olmakla birlikte, kıtamızın karşı karşıya olduğu hayati ve varoluşsal sınamalarla kıyaslandığında orantısız hale gelmiştir. Güçlü, entegre olmuş ve küresel ölçekte etkili bir AB; sadece Türkiye de dâhil olmak üzere Avrupa ulusları için değil, aynı zamanda ortak coğrafyamızda ve daha geniş dünyada istikrar için de bir zorunluluktur. Avrupa ekonomisinin, rekabetçiliğinin ve stratejik otonomisinin ayrılmaz bir parçası olan Türkiye, AB’nin yeni ekonomik güvenlik ve savunma mimarisine tam anlamıyla entegre edilebilir. Ayrıca, jeopolitik olarak parçalanmış bir dünyada Avrupa’nın rekabetçiliği, güncellenmiş bir AB-Türkiye Gümrük Birliği ile daha da güçlenecektir.
Türk şirketleri, Türkiye’de faaliyet gösteren AB şirketleriyle birlikte, yatırımlar, inovasyon ve uzun vadeli ortaklıklar yoluyla daha güçlü, daha rekabetçi ve daha özgüvenli bir AB’ye katkıda bulunmaya hazırlar.
Ortak geleceğimizi güvence altına almak için gereken cesur adımları atacağınıza dair vizyoner liderliğinize güveniyoruz ve bu çabayı desteklemeye hazır olduğumuzu bildiriyoruz.
Yapıcı ve vizyoner AB politikalarının Türkiye’de de güçlü bir karşılık bulmasını sağlamak ise bizim sorumluluğumuzdur.”