Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin, CHP'nin 38. Olağan Kurultayı’na yönelik 'mutlak butlan' kararı ve ardından partinin Genel Merkez'indeki tahliye süreci, dünya basınında geniş yankı buldu.
CHP Genel Merkezi’nin polis müdahalesiyle tahliyesi, Avrupa merkezli medyada çok boyutlu analizlerle ele alınıyor.
ABD, Fransa, İngiltere ve Almanya’nın önde gelen yayın organlarında yayımlanan köşe yazılarında kararın zamanlaması, muhalefetin geleceği, parti içi güç savaşları ve Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilere yansımaları masaya yatırıldı.
ABD merkezli The (NYT) gazetesinde yer alan değerlendirme yazısında, sandık iradesinin yargı koridorlarına taşınmasının Türk demokrasisi açısından yeni ve hassas bir dönemi başlattığı vurgulandı.
Yazıda, kurultay delegelerinin özgür iradesiyle seçilen yönetiminin tahliye edilme biçimi, dış basında “otokratik yöntemler”le bağdaştırılarak eleştirildi.
Fransa merkezli gazetesi ise analizinde, “konunun sadece CHP içindeki bir liderlik mücadelesinden ibaret olmadığını, Türk yargısının mevcut iktidar bloku lehine stratejik bir zemin hazırladığını” belirtti.
Ana muhalefet partisinin kendi Genel Merkez binasından tahliye edilmesinin ülkenin uluslararası imajına olumsuz yansımaları olacağı ifade edildi. Gelişmeler üzerine Özgür Özel’in, “CHP bundan sonra sokaktadır” açıklamasıyla başlattığı yürüyüş, dış basında muhalefetin “sivil direniş” evresine geçişi olarak yorumlandı.
Almanya’nın Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesinde yayımlanan bir yorumda, Türkiye’de ana muhalefet partisi CHP Genel Merkezi’ne yönelik müdahale, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetiminin giderek artan otoriterleşmesinin bir göstergesi olarak değerlendirildi.
Yorumda, söz konusu gelişmenin ilk bakışta Türkiye’nin siyasi sisteminde “bir adım daha” gibi görünebileceği ancak bunun önceki uygulamalara kıyasla daha ağır bir aşamaya işaret ettiği ifade edildi.
FAZ, “Atatürk’ün kurduğu partiye yönelik bu tür bir müdahalenin Türkiye’de birçok kesim tarafından kritik bir dönüm noktası olarak görülebileceğini belirterek, gelişmelerin, seçmenlerin bu süreci demokratik hakları koruma yönünde bir uyarı olarak mı yoksa siyasi sürecin geri döndürülemez hale geldiğinin işareti olarak mı yorumlayacağı sorusunu gündeme getirdiği” belirtildi.
İngiliz gazetesinde yayımlanan köşe yazısında, son yerel seçimlerde elde edilen başarının ardından Özgür Özel liderliğindeki CHP’nin güçlü bir aktör haline geldiği hatırlatıldı. Analistler, mahkeme kararının 2028 yılında yapılması planlanan genel seçimler ya da olası bir erken seçim öncesinde, muhalefetin en dinamik kanadını zayıflatma amacı taşıdığını kaydetti.
Yazıda, bu kararla birlikte muhalefetin enerjisini iktidara karşı yürütülecek politikalara harcamak yerine, aylar sürecek bir “hukuki meşruiyet” yarışına ve kendi iç krizine sarf etmek zorunda kalacağı belirtildi. Oluşan bu tablonun, iktidarın görev süresini uzatabilecek anayasa değişiklikleri için zemin hazırlayabileceğine dikkat çekildi.
Reuters haber ajansının analizinde de benzer şekilde, “NATO üyesi Türkiye’deki bu krizin demokratik dengeleri derinden sarstığı” ifade edildi.
Alman Der Spiegel dergisinde yer alan yorumda, ’nun mahkeme kararının ardından Genel Merkez’i tahliye ettirme süreci sert ifadelerle eleştirildi. 2023 seçimlerinin ardından parti içinde yaşanan değişim dalgasına işaret edilen yazıda, Kılıçdaroğlu’nun geri dönüş biçiminin kendi siyasi kariyerinde olumsuz bir iz bıraktığı ve muhalefeti içeriden bölmek isteyen yapıların alanını genişlettiği vurgulandı.
Londra merkezli The Guardian gazetesi ise Kılıçdaroğlu’nun “Partinin ahlaki değerlerini düzelteceğiz” yönündeki açıklamalarına değindi. Gazete, delege oylarıyla seçilmiş bir yönetimin hukuki kararla da olsa polis zoruyla tahliye ettirilmesinin, parti tabanında derin ve onarılması güç kırılmalar yaratacağı uyarısında bulundu.
Avrupa medyasında, kıtanın sosyal demokrat liderleri ile çatı örgütlerin kurumsal tepkileri de geniş yer buldu. Avrupa Sosyalistler Partisi’nin (PES) yaşananları “muhalefeti susturma operasyonu” olarak nitelendirmesi, pek çok Avrupa gazetesinin köşesine taşındı.
Yazılarda, AB Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’a Türkiye’de demokratik kurumların savunulması için acil eylem çağrısı yapıldığı hatırlatıldı. Brüksel’in, Ankara ile yürüttüğü ikili ilişkilerde ve müzakerelerde bu hukuki-siyasi krizi çok daha sert bir eleştiri ve pazarlık maddesi haline getireceği tahmin ediliyor. Gelişmelerin, Türkiye’yi öngörülemez bir siyasi dalgalanmaya sürüklediği öne çıkıyor.