Özgürlük ve güvenlik arasında bir tercih yapmak zorunda kalsaydık, çoğumuzun cevabı ilk bakışta net gibi görünür. Ancak bu soru, aslında bir seçim testinden çok daha fazlasıdır; modern toplumların nasıl yaşamak istediğine dair temel bir tartışmayı içinde barındırır. Çünkü özgürlük, güvenlik ve eleştiri hakkı birbirinden bağımsız kavramlar değil, birbirini sürekli besleyen ve zaman zaman gerilim yaşayan değerlerdir.
Özgürlük, bireyin düşüncelerini baskı altında kalmadan ifade edebilmesi, kendi yaşamını belirleyebilmesi ve sorgulama hakkını kullanabilmesidir. İnsan ancak özgür olduğunda düşünebilir, üretebilir ve kendini geliştirebilir. Bu nedenle özgürlük, yalnızca bireysel bir ayrıcalık değil, aynı zamanda toplumsal ilerlemenin de temel şartıdır. Özgürlüğün sürdürülebilir olması ise çoğu zaman bağımsızlıkla ilişkilendirilir. Ekonomik ya da siyasal açıdan dışa bağımlı hale gelen toplumlar, zamanla karar alma özgürlüklerini de kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır.
Özgürlüğün en görünür ve en kritik alanlarından biri eleştiri hakkıdır. Eleştiri, yalnızca bir fikir beyanı değil, aynı zamanda demokratik toplumların kendini denetleme mekanizmasıdır. Bireylerin, kurumların ve yöneticilerin sorgulanabilmesi, hataların görünür hale gelmesi ve çözüme ulaşılması için eleştiri vazgeçilmezdir. Sağlıklı bir eleştiri kültürü, yalnızca eleştireni değil, eleştirilen tarafı da geliştirir.
Ancak tarih boyunca birçok iktidar, eleştiriyi bir gelişim aracı olarak değil, bir tehdit olarak görmüştür. Bu durum, günümüzde de farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Eleştiriye yönelik tahammülsüzlük arttıkça, insanlar düşüncelerini daha temkinli ifade etmeye başlar. Bu her zaman doğrudan bir baskı sonucu olmaz, kimi zaman hukuki endişeler, kimi zaman mesleki kaygılar, kimi zaman da toplumsal dışlanma korkusu bireyleri sessizliğe iter.
İşte bu noktada sansür ve otosansür devreye girer. Sansür, dışarıdan gelen bir müdahaleyle düşüncenin engellenmesidir. Otosansür ise bireyin, herhangi bir doğrudan baskı olmaksızın kendi sözlerini sınırlandırmasıdır. Çoğu zaman daha görünmez ve daha derin etkiler bırakan mekanizma otosansürdür; çünkü yasak olmasa bile insanlar konuşmamayı tercih eder hale gelir. Bu da toplumun düşünsel çeşitliliğini zamanla zayıflatır.
Özgürlük elbette sınırsız değildir. Başkalarının haklarını ihlal etmediği sürece anlam kazanır. Aynı şekilde eleştiri de sorumluluk, doğruluk ve iyi niyet çerçevesinde yapıldığında toplumsal gelişime katkı sağlar. Önemli olan, herkesin aynı fikirde olması değil, farklı fikirlerin güven içinde ifade edilebilmesidir.
Bu noktada sıkça sorulan “özgürlük mü güvenlik mi?” sorusu yeniden anlam kazanır. Aslında bu iki kavram birbirinin karşıtı olmak zorunda değildir. Güvenlik olmadan özgürlük kırılganlaşabilir, özgürlük olmadan ise güvenlik, kontrol mekanizmasına dönüşme riski taşır. Bu nedenle modern toplumların görevi, bu iki değer arasında keskin bir seçim yapmak değil, aralarında sağlıklı bir denge kurabilmektir.
Güvenlik ve özgürlük arasındaki ilişki, çoğu zaman ekonomik bir kıtlık meselesi gibi görülür; sanki biri seçildiğinde diğeri kaybedilecekmiş gibi. Oysa sosyal yaşamda bu tür bir zorunlu tercih her zaman geçerli değildir. Doğru kurumlar, güçlü hukuk sistemi ve demokratik kültürle her iki değer de aynı anda korunabilir ve güçlendirilebilir.
Sonuç olarak özgürlük, yalnızca devletlerin ya da kurumların sağladığı bir hak değil; aynı zamanda bireylerin sahip çıktığı bir sorumluluktur. Eleştirebilmek, sorgulayabilmek ve düşüncelerini ifade edebilmek, özgürlüğün en canlı halidir. Ve belki de en önemli gerçek şudur: Özgür bir toplum, herkesin aynı şeyi düşündüğü değil; farklı düşüncelerin korkmadan var olabildiği toplumdur.
***
Mahfi Eğilmez’in bu yazısı ilk olarak yazarın kişisel web blogu Kendime Yazılar‘da yayınlandı.