“Şampiyonanın bir başka sürprizi de Türkiye’ydi. Hiç kimse bu ülkede önemli bir başarı elde etmeye inanmıyordu.
Türkiye, dünya kupalarından elli yıldır uzaktı. Brezilya’ya karşı oynanan ilk maçta hakem kararıyla göz göre göre haksızlığa uğradı; ama yolu devam etti ve sonunda üçüncü oldu. Enerjik ve kaliteli futboluyla kendisini küçük görenlerin ağzını açık bıraktı…”
Yıl 2002’ydi.
Bu satırlar gerçek bir futbol tutkunu olan, Uruguaylı yazar ve gazeteci Eduardo Galeano’nun (1940-2015) Gölgede ve Güneşte Futbol adlı kitabından.
1930’dan 2010’a kadar olan dünya kupalarını merkezine alan, kitaplığınız varsa yer alması gereken, edebi bir futbol kitabı.
Kitap, futbolun gelişimini, önemli yıldız futbolcuları, golleri, akıllarda iz bırakan olayları bir öykü gibi aktarırken, dönemlerin trajik toplumsal ve siyasi gündemini komik ve alaycı bir dille ve bir edebiyatçı titizliğiyle anlatıyor.
Sizin bu yazıyı okuduğunuz anda, Türkiye Avustralya karşılaşması, Türkiye saatiyle sabah 7’de oynanmış ve
yeni bir hikâye yazılmaya başlayacak ve şimdi yıl 2026. Bugün yenildiysek de üzülmeyin, sonu iyi bitecek.
Hazırsanız, başlıyorum. Bu bir totem kehanet:
“Türkiye; ABD, Paraguay ve Avustralya’nın olduğu gruptan lider olarak çıktı. Çeyrek final de beklediğimiz gibi rahat geçti biliyorsunuz. Rakip kim olursa olsun artık fark etmezdi. Ama kaderin cilvesi, fingirdedi.
Yarı finalde İspanya’yla karşılaştık.
Hani şu 2025 Avrupa Şampiyonası grup elemelerinde bize yarım düzine gol atan, iki ay sonra da berabere kaldığımız İspanya’yla.
Doğrusu durum ciddiydi. Belki diyorduk, yeneriz be. Neden olmasın. Çünkü iyiydik şu ana kadar.
Yine de çeşitli totemler yapıyordu herkes. Kimi uğurlu tişörtünü giyiyordu.
Kimi yüzünü kara çıkarmayan koltuğundaki yerini almıştı. Şans getiren bilekliğini takan, rakip atak yaparken iki elini kilitleyen, kalemize şut gelirken ‘hoşt’ diyen, maçın başlama anında çayından bir fırt alan, penaltı atılıyorsa nefesini tutan, tehlikeli anlarda arka odaya kaçan totemcilere dönmüştük hepimiz…
O gün, maçın son anları bir asır kadar da sürmüş olabilir.
Hakemin bitiş düdüğü çaldığında, tabelada 2-1 yazıyordu.
Ve galiptik. Galiptik işte! Rüya değildi.
Ülke, 7 şiddetinde deprem görmüş gibi ama neşeyle sarsıldı.
Yarı finalde rakibimiz Brezilya’ydı.
Hani şu 2002’de Hasan Şaş’la 1-0 öne geçip, hatalı penaltı veren Güney Koreli hakemin ve
kırmızı kartlarının sonucunda 9 kişi kalarak 2-1 yenildiğimiz Brezilya.
Bu kez papaz pilav yemedi.
Ronaldo’lu Brezilya, karmasını yaşadı. Eksik kaldığı maçta, 1-0 yenildi.
Yıkıldılar.
Finali İngiltere’yle oynayacağız. Bakalım ne olacak? Siz de totemlere başlayın…”
Eduardo Galeano; kupaları, maçları, ikon oyuncuları aradan yıllar ve yıllar geçince yazmış.
Yukarıdaki satırları da ben, önceden yazıyorum. Çünkü yazının gücüne inanırım.
Bir de Nasreddin Hoca gibi ’ya tutarsa?’ derim.
Bazı yazı ve şiirlerdeki yaşanmamış olayların, tasvirlerin, gidilmemiş kentlere gitmiş gibi yazmanın sonradan gerçekleştiği bir gerçektir. O nedenle ne yazdığınıza dikkat etmeniz gerekir.
Ama bu yazdığımın gerçekleşmesi çok iyi olmaz mı? Sevinçten çıldırırız vallahi.
Yazıma, bilimkurgunun öngörüsü, kendi kendini gerçekleştiren kehanet ya da bu da bir futbol totemi diyebilirsiniz.
Türk edebiyatının en hüzünlü kehanetlerinden biri şair Metin Altıok’a aittir. Örnek çok fazla ama benim için en trajiği şu.
1993 yılındaki Sivas Madımak Oteli yangınında hayatını kaybeden şair, ölümünden yıllar önce yazdığı
“Kavaklar” şiirinde şöyle demişti:
“Beni koyup koyup gitme, n’olursun
Yaban düşünceler açar içimde.
Bir yangın sonu yorgunluğuyla
Arkamda bir yumak duman kalacak.”
“Kağıda dokunan kalem, kibritten daha çok yangın çıkarır.” demiş nitekim, ABD’li iş insanı Malcolm S. Forbes da. (1919-1990)
Gerçi ben bir kehanette bulunmuyorum. Bir totem sadece.
Eduardo’dan çok yıllar sonra, yazılmamış tarihe bırakılan bir dilek bu.
Rakipler değişecek olsa da sonucu yazdıklarım gibi güzel olsun.
Yaşadığımız günleri düşünüyor ve şimdi diyorum ki:
2002 moraline yeniden ihtiyacımız var.
Hem de çok!
14 Haziran 2026 - Bir totemim var FIFA Dünya Kupası’ndaki durumumuza dair!
13 Haziran 2026 - Dünyanın aklı olsa hep futbolla yatar kalkardı… Savaşlarla değil!
10 Haziran 2026 - Hayatın anlamını anlayabilir miyiz? Hayır! Anlamayız boşa uğraşmayın!
7 Haziran 2026 - Ben mırıl mırıl yazayım siz dudaklarınızı kıpırdatarak okuyun!
6 Haziran 2026 - Erkeklerin yazdığı, kadınların inanmaması gereken cümleler!