Cihan Sağlam ile Ahmet Toklu'nun yönettiği ve 15 Temmuz darbe girişimini konu alan "Asırlık Gece" dizisi TRT 1'de izleyiciyle buluşacak. "Kader Bağı" belgeseliyse 15 Temmuz 2016'da kaderleri kesişen Arap coğrafyasından insanların hikayelerine ışık tutuyor.
Doç. Dr. Hüseyin Aydın’ın “Asırlık Gece: Belgeler ve Deliller Işığında 15 Temmuz Darbe Girişimi” adlı eserinden yola çıkılarak 15 Temmuz darbe girişiminin perde arkasını, kritik aşamalarını ele alan dizi TRT1’de ekrana gelecek.
Güçlü prodüksiyonu ve gerçek belgelere dayanan senaryosuyla dikkati çeken Miray Yapım imzalı dizinin ilk bölümü 15 Temmuz’da yayınlanacak.
Dizinin yapımcısı ve oyuncuları, 15 Temmuz darbe girişimine ve diziye ilişkin görüşlerini AA muhabirine anlattı.
Projenin yapımcılığını üstlenen Eyüp Gökhan Özekin, 15 Temmuz gecesini konu alan bir belgesel-dizi yapmanın hem kanal ve yapım şirketi hem de tüm ekip adına büyük bir iddia ve sorumluluk olduğunu vurguladı.
Tarihe not düştüklerinin altını çizen Özekin, projenin zorluklarını ve taşıdığı misyonu şu sözlerle aktardı:
“Biz, ‘İzleyici şundan lezzet alır. Şunun reytingi daha iyi olur. Senaryoyu şöyle yapalım. Karakterleri şöyle gösterelim.’ gibi birtakım tercihlerde bulunamayacağımız, tamamen gerçeğe sadık kalma mecburiyetimizin olduğu bir iş yapıyoruz. Bir taraftan tarihe not düşüyoruz yani belki de 20-30 sene sonra ’15 Temmuz’da neler olmuş?’ diye raftan bir ansiklopedi çıkartıp bakar gibi bu projeye bakacaklar. Bizim tarihe karşı da sorumluluğumuz var. En başta şehitlerimize karşı ve 15 Temmuz’da direnen milletimize karşı sorumluluğumuz var. 15 bölümün her biri ayrı mekanlar ve çoğunda da gerçek mekanları kullanıyoruz. Farklı farklı şehirlerde çekimler yapıyoruz. Biz her yeni projede kendi aramızda, ‘En zoru bu projeydi’ diyoruz. Fakat herhalde en zoru bu Asırlık Gece’ydi.”
15 Temmuz darbe girişimine ilişkin şimdiye kadar konuşmamış kim varsa herkesin konuştuğunu dile getiren Özekin, “O geceki karakterlerin tamamı bir taraftan oyuncularımız tarafından canlandırılıyor, bir taraftan da o gerçek kişiler o geceye dair röportajlar veriyor. Dolayısıyla Türkiye’de çok da alışık olunmayan bir dizi-belgesel formatını, atipik dediğimiz bir formatla izlemiş olacaklar.” diye konuştu.
Oyuncu Burak Sergen, projeyi ilk okuduğunda bir parçası olmayı istediğini belirterek, “Birincisi vatanını milletini çok seviyor olmanız lazım ki o bizde fazlasıyla var. Ayrıca hikaye, gerçek bir hikaye. Yani gerçek hikayeler her zaman seyirciyi, oyuncuyu, yönetmeni, çekeni çok etkiler. Üçüncüsü ise, çok güzel bir kast, güzel bir yapım şirketi, güzel bir kurum. Bunların hepsi bir araya geldiği zaman, proje hemen hayata geçiyor. Yaşanmışlık hissi çok mühimdi.” dedi.
Projenin 15 Temmuz mekanlarında çekilmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Sergen, “Öyle yerlerde bulunduğunuz zaman bire bir empati kuruyorsunuz. Empati çok önemli. Yani orada yaşanmış olaylar, saati saatine aynı. Dışarıdan bakıldığında olayın iç yüzünü bilemiyorsunuz. Kaybettiklerimizi niçin kaybettiğimizi ve ne şartlar altında yaşandığını anlıyorsunuz.” görüşlerini paylaştı.
Burak Sergen, geniş bir yelpazenin tek bir anda toplanarak seyirciye aktarılacağını belirterek, yapımın tarihi hafızaya sunacağı katkıya ilişkin şöyle konuştu:
“Milliyetçilik, vatan bütünlüğü, aidiyet duygusu, bir yere ait olma duygusu… Bunun nasıl elde edildiği, nasıl korunduğu ve nasıl korunması gerektiğini anlatan bir proje. Bu üç yön çok önemli. Nasıl elde edildiği zaten herkes tarafından biliniyor. Devam eden bir şeye nasıl sahip çıktığımız ve nasıl sahip çıkmamız gerektiğini, yani bazı yerlerde hata yaptığın zaman elinden kaçıyor, onu yakalamak lazım. Bunları anlatacak yakın zaman tarihi olarak insanlara, seyircilere, yaşayanlara, dışarıdan bakanlara, yazanlara… Bunların hepsi için bir referans bu. 15 Temmuz çok büyük bir referans.”
Oyuncu Emir Benderlioğlu, senaryoyu ilk okuduğunda ve olayların geçtiği reel mekanlarda çekileceğini öğrendiğinde büyük bir heyecan duyduğunu dile getirdi.
Gerçek mekanların oyuncu olarak kendilerine çok şey kattığına değinen Benderlioğlu, şunları söyledi:
“Muhsin Köse’nin içinde bulunduğu bölümün senaryosunu okuduğumda ve aynı zamanda da olayların geçtiği reel mekanlarda çekileceğini öğrendiğimde çok heyecanlandım. O mekanlarda tekrar olmak, hadiselerin yaşandığı yerlerde bulunmak hem profesyonel bir oyuncu olarak bize çok şey kattı hem de insan olarak heyecanlandırdı. Ayrıca, salt gerçeklerin paylaşılmasına çalışıldığı bir proje olduğu için de çok değerli buluyorum.”
Oyuncu Tolga Mendi, karakterine hazırlık sürecinde yoğun bir çalışma yürüttüğünü belirtti.
Canlandırdığı rolün iç çatışmalarına ve projenin gizlilikle yürütülen hazırlık safhasına dikkati çeken Mendi, oynadığı karaktere ilişkin şunları kaydetti:
“Bu karakterin iç çatışması inanılmaz zor bir yerdeydi. Karakter, devlet tarafından ismi gizlenen, kim olduğu bilinmeyen bir karakter olduğu için, ‘Bu adamla alakalı bilgi toplayalım, nedir, ne değildir?’ sorularına cevap bulamadık. Bazı noktaları kendi içimde yarattığım bir karakter oldu.”
Yapımın tarihi hafızadaki yerine de değinen Mendi, “Toplum içinde bu durumla alakalı bir bilgi kirliliği var. Bu iş, öncelikle bu bilgi kirliliğini ortadan kaldıracak. İnsanlar neyin ne olduğunu net bir şekilde devletin kanalında, dosdoğru görmüş olacak. Sadece bu bile başlı başına yeterli bir şey.” dedi.
Oyuncu Altan Akışık ise yaşanan olayların bizzat şahidi olduklarını ve projede yer almayı bir sanatçı olarak görev kabul ettiğini bildirdi.
Türkiye’nin o gece çok büyük bir badire atlattığını ifade eden Akışık, şunları kaydetti:
“Bu projenin içinde olmak bir sanatçı olarak beni memnun etti. Daha doğrusu bunu bir görev olarak düşündüm. Bir sanatçı olarak o gün Türkiye’nin ne kadar önemli bir badire atlattığını aktarabilmek önemliydi. Silahlı kuvvetlerimizin, güvenlik kuvvetlerimizin ve sıkı siyasetçilerimiz sayesinde bunları atlattık. Çok insanımızı kaybettik, şehitler verdik. Bu konuyu vatandaşa derinlemesine açmak TRT’nin asli görevidir. Bunun filmle de olsa, docu-dramayla da olsa verilmesinin mecburiyet olduğunu düşünüyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin Meclis’ini bombaladılar, yürütmeyi durdurmak için Ama Allah’tan onu tereyağından kıl çeker gibi Türkiye Cumhuriyeti halletti. Çok şükür, bağımsız, özgür bu ülkede yaşamaya devam edeceğiz.”
Mücahit Emre Sever’in yönettiği “Kader Bağı” belgeseliyse 15 Temmuz 2016 gecesinde kaderleri kesişen Arap coğrafyasından farklı insanların hikayelerine ışık tutuyor.
TRT Arabi’nin ödüllü belgesel ekibi tarafından hazırlanan filmin prömiyeri, “Cesur Ol, İz Bırak” temasıyla düzenlenen “TRT Uluslararası Belgesel Ödülleri”nde gerçekleştirilmişti. Yönetmen Sever, 15 Temmuz’da yeniden TRT ekranlarında izleyiciyle buluşacak belgesele ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Sever, 15 Temmuz mücadelesinin sadece Türkiye’nin 81 ili ile sınırlı olmadığını, dünyanın farklı bölgelerinden insanların hayatlarına da etki ettiğini söyledi.
15 Temmuz’a dair bir şey yapma fikriyle belgeselin ortaya çıktığına işaret eden Sever, “İzleyicilerin tahmin edemeyeceği kadar farklı milletten ve ülkeden insan o gece İstanbul’daydı. Bu kişilerin hayatları, darbe girişimiyle bir şekilde kesişti. Ulaşabildiğimiz kişilerin önemli bir bölümü Arap coğrafyasındaki ülkelerden gelen ziyaretçilerdi. O gece onlar da Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla sokaklara çıkan ve darbeye karşı duran insanlara tanıklık etti.” dedi.
Belgeseldeki kişilerden birinin 15 Temmuz gecesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) önündeki çatışmalarda vurulduğunu aktaran Sever, şöyle devam etti:
“Kendisi gazi ve vurulduktan sonra 11 gün komada, daha sonra 2 ay yoğun bakımda kalıyor. Biz o akşam burada kim var diye bir araştırma yaptık ve elimize çok fazla isim geçti. Özellikle İBB önü, Vatan Caddesi, Saraçhane Parkı, Atatürk Havalimanı, Boğaz Köprüsü, Çengelköy ve Üsküdar Meydanı gibi buralarda olan insanları listeledik, onlara ulaştık. Yaklaşık 10 kişiyle görüştükten sonra onların arasından 5 kişiyle röportaj yapma ve kendilerini belgeselimizde konuk etme fırsatımız oldu.”
Sever, filmde yer alan Filistinli araştırmacı, yazar ve gazeteci Muin Naim’in hikayesinden etkilendiğini dile getirerek, şu bilgileri verdi:
“Naim Bey, o akşam İstanbul’da evine giderken darbe girişimini haber alıyor. Evine gidiyor, tüm eşyalarını bırakıyor ve sadece cüzdanını alarak Atatürk Havalimanı’na gidiyor. Arabasını tankın önüne koyuyor. Orada ona ‘Arabayı ezecekler’ diyorlar. O da ‘Sorun yok ezilsin. Yeter ki askerler buraya girmesin.’ diyor. Sabaha kadar yaklaşık 10-12 saat Atatürk Havalimanı önünde kalıyor. Annesi de Gazze’de 83 yaşında bir hanımefendi ve İsrail’in 7 Ekim sonrasındaki Gazze’ye olan saldırılarında vefat etti. 15 Temmuz sabahı Naim bey eve döndükten sonra herkes ona hatrını bile sormadan ‘Anneni ara.’ diyor. O da annesini arıyor ve öğreniyor ki annesi sabaha kadar uyumamış, ona dua etmiş. Annesine telefon eder etmez annesi ona ‘Nasılsın?’ diye sormuyor. ‘Ne oldu darbe yoksa başarılı mı oldu?’ diye soruyor. Oğlundan ‘Hayır.’ cevabını alınca, ‘Tamam o zaman artık rahat uyuyabilirim’. diyor. Bu hikaye beni çok etkilemişti. Belgeseldeki isimlerin hiçbiri bu yaşananlara kayıtsız kalmadı ve hepsi ‘Bu ülkenin korunması bizim de görevimiz’ dedi.”
Belgesel yönetmeni olarak her zaman insanlarla ilgili bir şeyleri anlatma derdinde olduğunu söyleyen Sever, “Kader Bağı ve ‘Adalet Aranıyor’ belgeseli de bu anlamda yapıldı. Filistin’de, Gazze’de bir dram var. Adalet Aranıyor belgeseli, Güney Afrika’nın İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanı’nda (ICJ) başlattığı davayı merkezine alıyor. Kader Bağı da buradaki Arap vatandaşların omuz omuza darbeye direnişini anlatıyor. Ama hepsi özelde insanı anlatıyor. Burada insanların hikayelerinden daha dokunaklı anlatılabilecek başka bir şey görmüyorum.” diye konuştu.
Mücahit Emre Sever, yaşanmış insan hikayelerinin olayların duygusal boyutunu aktarmada eşsiz bir güce sahip olduğunu belirterek, “Bu hikayelerin oluşturduğu etkiyi ne bir kitap, ne bir şiir, ne bir şarkı, ne de akademik çalışmalar sağlayabilir. O duyguyu ancak hikayenin kendisi aktarabilir.” değerlendirmesinde bulundu.
Belgesel çalışmalarında insanların yaşadığı deneyimleri görünür kılmaya odaklandığını ifade eden Sever, kamerasını bu hikayelere çevirip, kayda başladığını dile getirdi.
Yönetmen Sever, Adalet Aranıyor belgeselinin de birçok ödül aldığını belirterek, şöyle devam etti:
“Güney Afrika Cumhuriyeti davayı 2023 aralık ayında açtı. Bu davanın sonuçlanması uzmanlara göre 10 yıldan fazla sürecek. Lakin internette, televizyonda, bizim yaptığımız haberler ve belgesel dışında bu konuya çok odaklanılmadığını görüyor, üzülüyorum. Bu konunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Güney Afrika’nın hukuk ekibinden bir avukat hanımefendi ‘İnsanların kendi yıkımlarını, kendisinin kaydettiği ilk soykırım.’ diyor ve biz bunu uluslararası basına anlatmakta zorlanıyoruz. Çünkü İsrail’in ambargosu, İsrail’le yakın ilişkileri olan ülkelerin sansürü söz konusu. Fakat biz mücadelemize, bu hikayeleri aktarmaya devam edeceğiz. Daha da gündem olması için çalışacağız.”
Dünyanın farklı coğrafyalarında zulme maruz kalan Müslümanların hikayelerine odaklanan çok bölümlü bir belgesel serisine yönelik hazırlık çalışmalarında bulunduğunu vurgulayan Sever, belgeseli TRT Uluslararası Belgesel Ödülleri’nin gelecek edisyonlarından birinde izleyiciyle buluşturmayı hedeflediğini sözlerine ekledi.