Merkez Bankası Başkanı Karahan 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 28 olarak yukarı yönlü güncellediklerini belirterek "Enflasyonun 2027 yıl sonunda yüzde 15'e, 2028 yılı sonunda ise yüzde 9'a gerileyeceğini tahmin ediyoruz” dedi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, yılın üçüncü Enflasyon Raporu’nun tanıtımı amacıyla İstanbul Finans Merkezi’ndeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Yerleşkesi’nde düzenlenen bilgilendirme toplantısında konuştu.
Karahan, küresel büyüme görünümüne ilişkin beklentilerin jeopolitik gelişmelerin etkisiyle zayıf seyrini sürdürdüğünü belirtti.
Bu bağlamda, dış talep varsayımlarını 2026 yılı için aşağı yönde sınırlı olarak güncellediklerini söyleyen Karahan, “İkinci güncellememiz petrol ve ithalat fiyatlarıyla ilgili. Ateşkesin ardından düşen ancak sonraki gerilimlerle yeniden yükselen petrol fiyatlarında, gerçekleşmelerin de etkisiyle aşağı yönlü bir güncelleme yaptık.” ifadesini kullandı.
Karahan, sürecin seyrine ilişkin belirsizlik devam etmekle birlikte petrol fiyatlarının 2026 yılı içinde kademeli olarak gerileyeceğini varsaydıklarını dile getirdi.
2027 yılı petrol fiyatları varsayımlarını ise savaşın gidişatını göz önünde bulundurarak yukarı yönlü güncellediklerini belirten Karahan, öte yandan, motorin rafineri marjları, doğal gaz ve diğer bazı emtia fiyatlarının da etkisiyle 2026 yılı ithalat fiyatları varsayımlarını bir miktar yukarı yönlü revize ettiklerini söyledi.
Karahan, 2027 ithalat fiyatı varsayımlarını ise baz etkisi kaynaklı olarak aşağı çektiklerini ifade etti.
TCMB Başkanı Karahan, bunlara ek olarak, gıda fiyatları varsayımlarını, gerçekleşme ve tarımsal emtia fiyatlarındaki görünüm kaynaklı olarak yükselttiklerini belirterek şöyle devam etti:
“Tahminlerimizi oluştururken, para politikasında sıkı duruşun korunduğu bir görünüm esas aldık. Ayrıca, ekonomi politikalarındaki eş güdümün de devam edeceği varsayımını yansıttık. Şimdiye kadar özetlediğim görünüm altında 2026 yıl sonu enflasyon tahminimizi yüzde 28 olarak yukarı yönlü güncelledik. Enflasyonun 2027 yıl sonunda yüzde 15’e, 2028 yıl sonunda ise yüzde 9’a geriledikten sonra orta vadede enflasyon hedefi olan yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanacağını öngörüyoruz.
2026 yıl sonu tahmininde yapılan 2 puan güncellemede, motorin, doğal gaz ve enerji dışı emtia fiyatlarındaki görünüm etkili oldu. Eşel mobil uygulamasına yönelik düzenlemelerin etkisini de tahminlerimize yansıttık. Bunun yanı sıra gıda enflasyonu varsayımında yapılan yukarı yönlü güncelleme ile yönetilen/yönlendirilen fiyatlar da enflasyon tahminimizin yükselmesinde rol oynadı.”
Karahan, çıktı açığı tahminlerinde ise önceki rapor dönemine göre kayda değer bir güncelleme olmadığını ifade etti. Finansal koşullardaki sıkılığın korunmasıyla yurt içi talebin zayıf seyrini gelecek dönemde sürdürmesini beklediklerini dile getiren Karahan, “Ayrıca geçmiş enflasyona endeksleme eğiliminin güçlü olduğu hizmet kalemlerinde ataletin zayıflamasıyla hizmet enflasyonundaki düşüşün giderek daha belirgin hale geleceğini öngörüyoruz. Sıkı parasal duruşun beklenti ve fiyatlama davranışlarındaki iyileşmeyi desteklemesiyle enflasyonun ana eğilimindeki gerilemenin önümüzdeki dönemde sürmesini bekliyoruz” dedi.
TCMB Başkanı, mayıs toplantısına atıfta bulunarak, “tahmin iletişimine” ilişkin yeni bir yaklaşım belirlediklerini anımsattı. Bu kapsamda öne çıkan riskleri paylaşan Karahan, savaş ve ateşkesin gidişatına bağlı olarak petrol ve doğal gaz fiyatlarının daha uzun süre yüksek kalmasının yukarı yönlü risklerin başında geldiğini söyledi.
Ayrıca motorin fiyatlarında rafineri marjları kaynaklı yükselişlerin de enerji fiyatları üzerindeki yukarı yönlü riskleri canlı tuttuğunu ifade eden Karahan, “Diğer taraftan, ateşkese ilişkin haber akışının daha olumlu olması durumunda ise petrol fiyatları temel varsayımlardan düşük kalarak enflasyon üzerinde aşağı yönlü etki yapabilir.” diye konuştu.
Fatih Karahan, gıda fiyatları tarafında da uluslararası tarımsal emtia fiyatlarının, tarımsal girdi fiyatlarının, iklim koşullarının ve arz gelişmelerinin her zamanki gibi önemini koruduğunu, özellikle işlenmemiş gıda grubunda arz yönlü gelişmelerin, kısa vadeli enflasyon görünümü üzerinde her iki yönde de etkili olabileceğini belirtti.
Bunun yanı sıra farklı arz yönlü şokların son dönemlerde art arda ve daha sık görülmesinin fiyatlama davranışları ve enflasyon ataleti açısından riskler barındırdığını dile getiren Karahan, “Para politikası duruşumuzu oluştururken risklerin yönünü ve enflasyon beklentileri üzerindeki olası etkilerini bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmeye devam edeceğiz.” dedi.
Jeopolitik gelişmelere ve bu gelişmelerin makroekonomik etkilerine ilişkin belirsizliklerin sürdüğüne dikkati çeken Karahan, şunları kaydetti:
“Dezenflasyon süreci, yaşanan bu gelişmelerin de yansımalarıyla ivme kaybetmesine rağmen devam ediyor. Sıkı para politikası duruşumuz sayesinde iç talepteki zayıf seyir belirginleşti. Ayrıca, piyasa katılımcılarının beklentileri bir miktar yükselse de reel sektör ve hanehalkı beklentileri geriledi. Para politikasının daha yoğun etkilediği kalemlerde enflasyonda yavaşlamayı daha net görüyoruz. Ancak arz yönlü şoklar nedeniyle bu gelişmenin manşet enflasyona yansımaları sınırlı kaldı. Bu şokların etkisi hafifledikçe sıkı para politikası duruşumuzun katkısıyla dezenflasyon sürecinin yeniden hızlanacağını öngörüyoruz. Her fırsatta vurguladığım gibi fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için bir ön koşul. Bu nedenle ara hedeflerle uyumlu bir seyir içinde fiyat istikrarı sağlanana kadar sıkı para politikası duruşumuzu kararlılıkla sürdüreceğimizi yeniden belirtmek isterim.”
Dezenflasyon sürecinin seyrinde bu yıl öne çıkan jeopolitik gelişmelerin, Mayıs Enflasyon Raporu’ndan bu yana dalgalı seyrini koruduğunu belirten Karahan, bu gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini proaktif bir şekilde takip ettiklerini ifade etti.
Karahan, savaşın seyrine ilişkin söz konusu yüksek belirsizlik ortamında sıkı ve ihtiyatlı duruşu sürdürürken, para politikasını kısa vadeli gelişmelerin yanı sıra orta vadeli enflasyon görünümünü de gözeterek şekillendirmeye devam ettiklerini kaydetti.
Jeopolitik gelişmelerin yol açtığı arz yönlü şokların dezenflasyon sürecine olumsuz yansıdığını aktaran Karahan, “Para politikamızın talep koşulları üzerindeki sıkılaştırıcı etkilerini açık bir şekilde gözlemliyoruz. Bu bağlamda, maliyet artışlarına karşın temel mal enflasyonu düşük seviyelerini korurken, belli başlı hizmet kalemlerinde de enflasyon ataleti zayıfladı ve dezenflasyon devam etti. Yurt içi dinamiklerde izlediğimiz bu olumlu gelişmeleri kararlı politikamızın bir sonucu olarak değerlendiriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Karahan, enflasyon beklentileri ile fiyatlama davranışlarının da önemini koruduğunu belirterek, “Bu dönemde sıkı duruşumuzu sürdürecek, temel amacımız olan fiyat istikrarına ulaşmak için tüm araçlarımızı kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.
Haziranda ABD ile İran arasında varılan mutabakatın ardından jeopolitik risklerde geçici bir gerileme gözlediklerini dile getiren Karahan, sonrasında jeopolitik risklerin, savaşın seyri ve taraflar arasında yeni bir anlaşma ihtimaline ilişkin haber akışı nedeniyle dalgalı bir görünüm sergilediğini söyledi.
Karahan, bu durumun küresel ekonomik görünüme ilişkin belirsizliklerin devam etmesine yol açtığını, küresel arz koşullarında sınırlı bir iyileşme gözlenmesine rağmen, girdi ve navlun maliyetlerinin yüksek seyrini koruduğunu ve tedarik zincirlerindeki aksamaların da devam ettiğini kaydetti.
Küresel enerji arzı açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’ndan gemi geçişlerinin, mutabakatın ardından bir miktar arttığını anlatan Karahan, şunları değerlendirmelerde bulundu:
“Ancak izleyen dönemde geçişler yeniden azalarak durma noktasına geldi. Petrol fiyatları da mutabakatın akabinde savaş öncesi seviyelere yakınsadı, ardından yeniden yükseldi. Mevcut durumda petrol fiyatları yüksek ve oynak seyrini sürdürüyor. Doğal gaz fiyatlarında da benzer bir görünüm hakim. Daha genel baktığımızda gerek enerji gerekse enerji dışı emtia fiyatları savaş öncesine kıyasla yüksek düzeylerini koruyor. Buna bağlı olarak ithalat fiyatlarının da savaş sonrasında belirgin ölçüde arttığını gözlüyoruz.
Küresel büyümenin 2026’da ivme kaybetmesi bekleniyor. 2027’de ise baz etkilerinin de katkısıyla, büyüme görünümünün bir miktar toparlanması öngörülüyor. Diğer taraftan savaşın seyrine bağlı olarak küresel büyüme üzerindeki riskler her iki yönde de geçerliliğini koruyor. Dalgalı bir seyir izleyen enerji fiyatları, küresel enflasyon ve enflasyon beklentileri üzerinde etkili olmayı sürdürüyor. Savaşla birlikte yukarı yönlü güncellenen enflasyon tahminlerinin yüksek seviyelerini koruduğunu görüyoruz. İkincil etkiler nedeniyle küresel enflasyon görünümünde bozulmanın devam edebileceği değerlendiriliyor.”
Karahan, söz konusu durumun küresel olarak daha sıkı para politikası beklentilerini de güçlendirdiğini ifade ederek, artan jeopolitik belirsizlik nedeniyle gelişmekte olan ülkelere yönelik portföy hareketlerinin de dalgalı bir seyir izlediğini belirtti.
Son dönemde gelişmekte olan ülke hisse senedi piyasalarından çıkışlar, tahvil piyasalarına ise girişlerin gözlendiğini söyleyen Karahan, “ABD Merkez Bankası (Fed) sözlü yönlendirmeyi bırakması sonrası faiz patikasına yönelik belirsizliğin arttığını görüyoruz. Öte yandan, Japonya Merkez Bankasının (BoJ) atacağı adımlar da küresel piyasalar açısından önem taşıyor. Bu gelişmeler de küresel risk iştahı ve portföy hareketleri üzerinde belirleyici olacak.” diye konuştu.
Karahan, yurt içi makroekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerinde ise “Yılın ilk çeyreğinde büyüme yavaşlamaya devam etti. Bu çerçevede, mevcut büyüme verileri, sıkı para politikası duruşumuzun hedeflenen bir sonucu olarak talep koşullarının dezenflasyonist düzeyde kaldığını teyit etti. İkinci çeyreğe ilişkin görünüm ise büyümenin, özel tüketimdeki zayıf seyre karşın, dış talep kaynaklı olarak bir miktar toparlandığını ima ediyor.” açıklamalarında bulundu.
Yılın ikinci çeyreğine ilişkin göstergelere değinen Karahan, 2025’in son çeyreğinde ve bu yılın ilk çeyreğinde görece yatay bir seyir izleyen sanayi üretiminin, ihracatın beklenenden güçlü seyretmesinin de katkısıyla arttığını ve oynaklığı yüksek sektörler dışlandığında da benzer bir eğilimin söz konusu olduğunu ifade etti.
Karahan, hizmet üretiminin nisan ve mayıs aylarında aylık bazda gerilediğini ve çeyreklik bazda yataya yakın seyrettiğini belirterek, “İmalat sanayi kapasite kullanım oranı yılın ikinci çeyreğinde sınırlı olarak artmakla birlikte tarihsel ortalamasının altındaki seyrini sürdürdü. Temmuzda ise bir miktar geriledi. İş gücü piyasasında, ikinci çeyrekte manşet işsizlik oranının gerilediğini görüyoruz. Buna göre işsizlik oranı geçmiş dönem ortalamalarının oldukça altında seyrederken, geniş tanımlı göstergeler daha az sıkı bir iş gücü piyasasına işaret ediyor. Nitekim, atıl iş gücü oranı ve ilan başına başvuru sayıları yüksek seyrediyor.” şeklinde konuştu.
Talep koşullarına da değinen Karahan, altın hariç bakıldığında perakende satışların büyümesinin bir önceki çeyreğin altında gerçekleştiğini, trendinden arındırılmış verilerin de perakende satışlardaki ivme kaybının sürdüğünü gösterdiğini söyledi.
Karahan, ikinci çeyrekte gerileyen kart harcamalarının da talepteki yavaşlamanın belirginleştiğini teyit ettiğini kaydederek, temmuz ayına ilişkin verilerin kart harcamalarındaki zayıf seyrin üçüncü çeyrekte de sürdüğüne işaret ettiğini belirtti.
Talebe ilişkin verilerin bir bütün olarak ikinci çeyrekte talep koşullarının dezenflasyonist düzeyde olduğunu gösterdiğini ifade eden Karahan, farklı yöntemlerle hesapladıkları çıktı açığı göstergelerinin büyük çoğunluğunun ve ortalamasının, bir süredir olduğu gibi ikinci çeyrekte de negatif düzeye işaret ettiğini kaydetti.
Karahan, yılın geri kalanında talep koşullarında dezenflasyonist görünümün korunacağını öngördüklerini bildirdi.
İktisadi faaliyete ilişkin değerlendirmelerde bulunan Karahan “Küresel ticaret ve jeopolitik koşullardaki zorluklara rağmen ikinci çeyrekte ihracatta artış gerçekleşti. İhracattaki güçlü görünümde, jeopolitik gelişmelerin ve artan lojistik maliyetlerinin, talebi kısmen Türkiye’ye kaydırmasının da rol oynadığını değerlendiriyoruz.” diye konuştu.
Karahan, bu dönemde, savaşın başlamasından sonra Orta Doğu ülkelerine ihracattaki düşüşün bir miktar telafi edildiğini, Afrika, Avrupa Birliği ve Kuzey Amerika ülkelerine ihracatın ise arttığını kaydetti.
Aynı dönemde, ithalatta nispeten daha düşük bir artış olduğunu belirten Karahan, yüksek fiyatlar nedeniyle enerji ithalatının arttığını, altın ve enerji hariç ithalatta ise düşüş gerçekleştiğini belirtti.
Karahan, böylelikle dış ticaret açığının ikinci çeyrekte ilk çeyreğe kıyasla gerilediğini belirterek, “Temmuz ayı geçici verileri de önceki çeyrek seviyelerinin altında bir görünüme işaret etmekte. Tüketim malı ithalatına baktığımızda ikinci çeyrekteki gerilemede büyük oranda binek otomobil ithalatındaki yavaşlamanın rol oynadığını görüyoruz. Temmuz ayı geçici verileri tüketim malı ithalatında sınırlı bir artış ima ediyor. Bununla birlikte söz konusu artış ilk iki çeyrekteki gerilemeyi telafi edecek ölçüde görünmüyor.” ifadesini kullandı.
Cari işlemler dengesi gelişmelerine de değinen Karahan, “İkinci çeyrekte cari açık milli gelire oranla tarihsel ortalamaların altında bir seyir izledi. Savaş nedeniyle artan enerji fiyatları, enerji ithalatında belirgin yükselişe neden oldu. Bir önceki çeyreğe göre gerileyen altın ithalatı ise cari açıktaki artışı sınırladı. Yılın geri kalanında cari açık üzerinde uluslararası ticarette artan korumacı önlemler, jeopolitik gelişmeler ve enerji fiyatlarındaki artış kaynaklı yukarı yönlü riskler var.” diye konuştu.
Karahan, bu gelişmelere rağmen, 2026 yılında cari açığın milli gelire oranının uzun dönem ortalamasının altında gerçekleşeceğini öngördüklerini belirtti.
Enflasyon gelişmelerine dair değerlendirmelerini paylaşan Karahan, “Son aylarda, dezenflasyon sürecinin yavaşladığı bir dönemden geçtik. Arz yönlü baskılar önceki rapor dönemine kıyasla bir miktar hafiflese de dezenflasyonda ivme kaybına neden olmaya devam etti. Bu dinamikler eşliğinde, yıllık tüketici enflasyonu temmuz ayı itibarıyla yüzde 31,8 seviyesinde gerçekleşti. Çekirdek enflasyon göstergeleri ise manşet enflasyonun biraz altında kaldı. Nitekim enerji ve gıdayı dışlayan C endeksinde, yıllık enflasyon yüzde 30’un hafif altında gerçekleşti.” dedi.
Karahan, yönetilen, yönlendirilen ürünlerde fiyat artışlarının bir süredir TÜFE’nin üzerinde seyrettiğini ifade ederek, söz konusu ürünleri dışlayan F endeksinin manşet enflasyonun altında seyrettiğini söyledi.
Temmuzda enflasyonun ana eğiliminde dağılım bazlı göstergeler öncülüğünde gerileme görüldüğünü belirten Karahan, “Bu göstergeler, B ve C gibi dışlamaya dayalı göstergelere kıyasla daha belirgin geriledi, bu nedenle ana eğilim tahminlerimize göre daha düşük gerçekleşti.” ifadelerini kullandı.
Karahan, bu görünümde, temel mal ve işlenmiş gıda gibi alt kalem sayısı fazla olan geniş kapsamlı gruplardaki fiyat gelişmelerinin öne çıktığını kaydederek, son üç aydaki yıllıklandırılmış ana eğilim hesaplandığında, takip ettikleri altı göstergenin ortalamasının yüzde 27’li seviyelere işaret ettiğini belirtti.
Fatih Karahan, tasarım gereği daha uzun vadeli eğilimleri yansıtan ve tek seferlik etkileri dışlayan trend enflasyon göstergesinin görece yatay seyrettiğini söyleyerek, “Ana eğilimin iki temel bileşenine yakından baktığımızda, temmuz ayı itibarıyla temel mal enflasyonu düşük seviyelerini korurken, hizmet enflasyonu görece yüksek seyrini sürdürüyor. Bildiğiniz gibi, jeopolitik şokun enflasyondaki ilk yansımaları ağırlıklı olarak enerji ve petrokimya ile bağlantısı güçlü alt gruplar üzerinden gerçekleşti. Bu doğrultuda, enerji ve temel mal grubu enflasyonlarında ikinci çeyrekte bir güçlenme izledik. Temmuz ayına geldiğimizde bu etkiler bir miktar azaldı.” diye konuştu.
Son dönem enflasyon gelişmelerinde öne çıkan bir diğer unsurun gıda fiyatları olduğuna dikkati çeken Karahan, “2026 yılına ilişkin ilk bitkisel üretim tahminleri, geçen yıl kuraklık ve zirai don nedeniyle zayıflayan üretimin, bu yıl meyve ve tahıllar öncülüğünde yeniden toparlandığına işaret ediyor. Üretimdeki bu iyileşme, gıda enflasyonu açısından olumlu bir arz yönlü görünüm sunuyor. Ancak, bu genel iyileşmeye karşın, gıda enflasyonundaki olumsuz ayrışma belirginleşti” dedi.
Karahan, arz koşullarındaki iyileşmenin gıda fiyatlarına etkisi alt gruplar itibarıyla değişkenlik gösterdiğini kaydederek, “Sebze üretimi genel olarak yatay bir görünüm sergilerken, ürün bazında farklılaşmalar görüyoruz. Ağırlığı yüksek bazı ürünlerde haziran-temmuz döneminde arz sıkıntısı yaşandı ve fiyatlar yüksek oranda arttı. Süt, et ve bunlara bağlı ürünler son bir yıllık dönemde fiyat artışları ile öne çıkan diğer ürünler oldu. Son aylarda alkolsüz içecek fiyatlarında da bir hızlanma izliyoruz.” ifadelerini kullandı.
TCMB Başkanı Karahan, enerji fiyatlarının ise jeopolitik gelişmelere bağlı olarak oynak bir seyir izlediğini belirterek, jeopolitik gelişmeler eşliğinde artan belirsizlikler neticesinde enerji fiyatlarının temmuz ayında yeniden yükseldiğini ve öncü göstergelerin de bu etkilerin ağustos ayına da sarktığına işaret ettiğini kaydetti.
Karahan, savaş döneminde en belirgin fiyat artışları doğal gaz ve elektrikte olurken, eşel mobil uygulamasının akaryakıt fiyatlarındaki artışları sınırladığını ifade etti.
Akaryakıt tarafında ham petrol fiyatlarının yanı sıra, motorinde rafineri marjlarındaki yükselişin de fiyatlara olumsuz yansıdığını söyleyen Karahan, “Jeopolitik gelişmeler yalnızca enerji fiyatlarını değil, temel mal fiyatlarını da etkiledi. Nitekim, son dönemde temel mal enflasyonundaki artışta bu etkileri kısmen gördük. Örneğin, petrokimya ürünleriyle yakından bağlantılı olan kişisel bakım ve ev temizlik ürünlerinde, jeopolitik çalkantı sırasında önemli fiyat artışları kaydedildi.” diye konuştu.
Karahan, bu dönemde dayanıklı tüketim malları enflasyonunun nispeten yatay kaldığını belirtirken, temel mal grubunda yıllık enflasyonun yüzde 17 ile manşet enflasyonun belirgin altındaki seyrini sürdürdüğünü ve sıkı para politikasının tüketim talebinde yol açtığı yavaşlamanın, temel mal enflasyonundaki artışı sınırlayan önemli bir faktör olduğunu kaydetti.
Son dönemde yaşanan şokların enflasyon üzerindeki etkilerinin sınırlı kalmasında, sıkı para politikasının önemini bir kez daha gördüklerini belirten Karahan, talep koşullarının enflasyon üzerindeki etkilerini hizmet sektöründe de gördüklerini kaydetti.
Karahan, arz şoklarına rağmen, hizmet enflasyonundaki yavaşlamanın devam ettiğini ifade ederek, “Talebin zayıflaması bu görünüme katkıda bulunuyor. Nitekim, yıllıklandırılmış son üç aylık ana eğilimin, yıllık enflasyonun altında olması, bu eğilimin devamını ima ediyor.” ifadelerini kullandı.
Bir defalık etki oluşturan temmuz ayındaki muayene katılım payı düzenlemesi ile son dönem akaryakıt artışlarının, ulaştırma hizmetleri üzerinden hizmet enflasyonunu yukarı yönlü etkilediğini söyleyen Karahan, bu etkileri dışladığımızda, hizmet enflasyonunun ana eğilimindeki düşüşün daha belirgin hale geldiğini belirtti.
Karahan, hizmet enflasyonundaki yavaşlamada, özellikle kira ve eğitim hizmetlerinin rolü belirgin olduğunu ifade ederek, “Yılın ilk yedi ayındaki birikimli enflasyona bakıldığında her iki kalemde de enflasyon geçen yıla göre önemli ölçüde geriledi. Bu durum, hizmet enflasyonunda bu kalemlerden gelen ataletin gücünü yitirdiğini gösteriyor.” diye konuştu.
Kira tarafında, yeni kiracı endeksi gibi öncü göstergelerin düşüş eğiliminin önümüzdeki dönemde de devam edeceğine işaret ettiğini söyleyen Karahan, “Eğitim hizmetlerinde ise fiyat ayarlamalarında son 24 ay yerine 12 aylık enflasyonu esas alan düzenlemeleri, önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz. Bu değişikliklerin geriye dönük endeksleme eğilimini zayıflatmaya devam edeceğini ve dezenflasyon sürecini destekleyeceğini öngörüyoruz. Bu bakımdan, ağustos-eylül döneminde vakıf yükseköğretim ücretlerindeki gelişmelerin enflasyon üzerindeki etkilerini yakından takip edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Karahan, ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinde ise farklı bir seyir izlediklerini kaydederek, akaryakıt fiyatlarındaki artışın etkileriyle ulaştırma hizmetlerinin ilk yedi aydaki fiyat artışlarının güçlü olduğunu belirtti.
Son dönemde haberleşme hizmetleri enflasyonunun da güçlendiğini söyleyen Karahan, bu iki kalemin, hizmet enflasyonundaki iyileşmeyi sınırladığını ifade etti.
Karahan, talep koşullarına duyarlılığı görece yüksek olan lokanta-oteller gibi alt kalemlerde dezenflasyonun devam ettiğini kaydederek, bu dönemde beklentiler kanalıyla ortaya çıkabilecek ikincil etkileri de yakından takip ettiklerini sözlerine ekledi.
Enflasyon beklentilerine de değinen Karahan, “Küresel gelişmelerin enflasyon beklentileri üzerindeki etkisi sektörler arasında farklılık gösterdi. Önceki rapor dönemine kıyasla piyasa katılımcılarının beklentileri yükselirken, reel sektör ve hanehalkı beklentileri de geriledi. Raporumuzda yer alan bir kutu çalışması da gösteriyor ki zayıf talep koşulları maliyet artışlarının enflasyon beklentilerine etkisini sınırlıyor. Para politikasının sıkılığını, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon sürecine katkı verecek şekilde oluşturmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Fatih Karahan, bu yılın ocak ayında politika faizini 100 baz puanlık bir indirimle yüzde 37 seviyesine getirdiklerini ifade ederek, mart ayı başından bu yana yaşanan savaş ve jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümüne etkilerini sınırlamak amacıyla, sıkı duruşu koruyarak politika faizini sabit tuttuklarını hatırlattı.
Son rapor döneminden bu tarafa sıkı para politikası duruşunu desteklemek amacıyla, 1 hafta vadeli repo ihalesi açmadıklarını söyleyen Karahan, piyasanın likidite ihtiyacını ise üst banttan yapılan gecelik fonlama işlemleri ile karşılamayı sürdürdüklerini söyledi.
Karahan, iki rapor arasında, kısa bir dönem piyasada likidite açığı oluşsa da genellikle likidite fazlası koşullarının hakim olduğunu, bu dönemde, likidite fazlasını sterilize etmek amacıyla depo alım ve swap ihalelerine devam ettiklerini belirtti.
Etkin likidite yönetimi ile para piyasalarında gerçekleşen faiz oranlarının üst bant olan yüzde 40’a yakın seviyelerde oluşmasını sağladıklarını kaydeden Karahan, “TL mevduat, kredi büyümesi ve likidite yönetimi odaklı makro ihtiyati tedbirleri sıkı parasal duruşumuzu desteklemek üzere uygulamaya devam ediyoruz. TL mevduat payını artırmayı hedefleyen düzenlemeleri finansal koşullara göre revize ederek uyguluyoruz.” ifadelerini kullandı.
Karahan, kredi büyümesindeki dalgalanmaları yönetmek için büyüme sınırlarını kullandıklarını söyleyerek, mevduat ve ticari kredi faiz oranlarının, ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti ile uyumlu hareket ettiğini belirtti.
Tüketici kredisi faizleri üzerinde ise ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin yanı sıra makro ihtiyati tedbirler ile kredi riski gelişmelerinin etkili olduğunu değerlendirdiklerini ifade eden Karahan, “2025 yılından itibaren kıymetli maden fiyat gelişmeleri ve artan jeopolitik riskler sonucunda TL payında dalgalanmalar yaşandı. Ancak sıkı para politikası duruşumuz ve destekleyici makro ihtiyati araç setimiz yurt içi yerleşiklerin TL mevduat tercihinin korunmasında etkili oldu.” açıklamalarında bulundu.
Özellikle ikinci çeyrekten itibaren TL mevduata girişlerin hızlanması ile birlikte TL mevduatın payının yüzde 62’ye yükseldiğini dile getiren Karahan, yatırım fonlarını dahil ettiklerinde de bu görünümün değişmediğini paylaştı.
TCMB Başkanı Karahan, kredi büyümesine ilişkin yaptığı değerlendirmelerde şunları kaydetti:
“2025 yılı son çeyreğinde hızlanan kredi büyümesi 2026 yılı ikinci çeyreğinden itibaren belirgin yavaşladı. Para politikasındaki sıkı duruşa ilave olarak KMH limitlerinin büyüme sınırına dahil edilmesi, büyüme sınırlarının düşürülmesi ve istisna kredilerin kapsamının daraltılması gibi adımlar bu yavaşlamada etkili oldu. Sonuç olarak şubat sonunda yüzde 34,6 seviyesinde olan toplam kredi büyümesi yüzde 25 dolayına geriledi. Kredi büyümesindeki bu yavaşlama tüm kredi türlerinde görülüyor.
TL ticari ve bireysel kredi büyümeleri yüzde 35 seviyesine gerilerken, YP kredi büyümesi yüzde 10’un altına geriledi. Kredi piyasasındaki bu gelişmelerin kredi kompozisyonunu iyileştirerek finansal istikrarı destekleyeceğini ve iç talepteki dengelenmeye katkı vereceğini değerlendiriyoruz. İki rapor dönemi arasında kısa vadeli tahvillere yönelik artan ilgiyle birlikte getiri eğrisinin kısa ucu geriledi. Orta-uzun vadelerde ise sınırlı bir yükseliş oldu.”
Karahan, artan jeopolitik belirsizliklerin risk göstergelerinde yol açabileceği bozulmayı kararlı ve proaktif politika duruşu ile sınırlı tuttuklarını söyledi.
Risk priminin ve döviz kuru oynaklığının bir önceki rapor dönemine kıyasla da belirgin iyileşme kaydettiğini ve söz konusu gelişmeler öncesindeki seviyelerine yakınsadığını ifade eden Karahan, “27 Mart’ta 155 milyar dolar olan brüt rezervler 30 milyar dolar artışla 12 Ağustos itibarıyla 185 milyar dolar seviyesine yükseldi. Swap hariç net rezervler aynı dönemde 35 milyar dolar artışla 56 milyar dolar seviyesine ulaştı.”
Fatih Karahan, yılın üçüncü Enflasyon Raporu’nun tanıtımı amacıyla İstanbul Finans Merkezi’ndeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Yerleşkesi’nde düzenlenen bilgilendirme toplantısında, başkan yardımcıları Hatice Karahan, Fatma Özkul, Gazi İshak Kara ve Yusuf Emre Akgündüz ile soruları yanıtladı.
“Kontrolünüz dışındaki dışsal şoklara ilişkin iyimser beklentilerin enflasyon hedeflerine ulaşmayı zorlaştırdığı yönündeki değerlendirmelere ilişkin özeleştiriniz var mı?” şeklindeki soru üzerine Karahan, dezenflasyonda epey mesafe katettiklerini ancak son 3 yıla bakıldığında, enflasyon rakamlarının genel olarak tahminlerin ve hedeflerin üzerinde kaldığının kabul edilmesi gerektiğini söyledi.
Karahan, “Bu açıdan bir taraftan enflasyonun yüzde 75’te sınırlanmış olması ve daha sonra yüzde 30’lara kadar gerilemiş olması başarıyken hedeflerimizin üzerinde kalmış olması da kısmi başarısızlık olarak önümüzde duruyor.” diye konuştu.
Bu süreçte birkaç faktörün bulunduğunu dile getiren Karahan, bunlardan ilkinin “kira ve eğitim” gibi kalemlerdeki ataletin, tahminlerden daha yüksek seyirde devam etmesi olduğunu belirtti.
Karahan, “Daha sonra yine ilk dönemleri itibarıyla söylemek gerekirse para politikasının iktisadi faaliyet üzerine etkisi yani aktarım mekanizması ve onun üzerinden fiyatlama davranışları ve enflasyon beklentilerine yansımaları düşündüğümüzden daha yavaş gerçekleşti.” ifadelerini kullandı.
Kahramanmaraş merkezli depremlerin yol açtığı enflasyonist etkilerden bahseden Karahan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir de geçtiğimiz sene gördüğümüz altın fiyatlarında yaşanan ciddi ve hızlı yükseliş. Bu da servet etkisinden talep yönetimini zorlaştırdı. Dolayısıyla istediğimiz soğumayı biraz daha geciktirdi. Bir de uzun bir süreden bahsettiğimiz için birçok dışsal şokla da karşı karşıya geldik. Bunlar da açıkçası hep olumsuz yönde oldu. Olumlu yönde de olabileceği bir senaryo vardı. Gıda enflasyonu dönem dönem öne çıktı. Son dönemde manşet ile arasındaki fark epey açılmış durumda. Bir de tabii bu seneye özel olarak enerji arzı kaynaklı yaşadığımız çok ciddi küresel fiyat artışı ve bunun enflasyon dinamikleri üzerindeki yansıması.”
Fatih Karahan, enflasyon hedeflerine ve gerçekleşen rakamlara ilişkin değerlendirmelerini sürdürerek şu ifadeleri kullandı:
“Belki, evet belki bu şoklar neticesinde enflasyonda hedeflerimizin genel olarak üzerinde kaldık ama böyle bir ortamda sıkı para politikası olmasaydı çok daha yüksek seviyeleri göreceğimizi söylemek lazım. Bunu nereden biliyoruz? Daha önceki benzer küresel şoklara baktığımızda enflasyonda çok daha hızlı ve yüksek bozulmalar gördük. Bu dönemde bunu yaşamadık. Bu da sıkı para politikasının bir kazanımı olarak önümüzde duruyor.”
Karahan, burada kısa vadeden ziyade orta vadeye odaklanmak gerektiğinin altını çizerek şu açıklamalarda bulundu:
“Sürdürülebilir büyüme ve kalıcı refah artışı için fiyat istikrarı şart. Dönem dönem politikaların çalışmadığı yönünde eleştiriler olabiliyor. Daha detaylı baktığımızda para politikasından etkilenen kalemlerde aslında dezenflasyonun bütün bu maliyet yönlü şoklara rağmen devam ettiğini görüyoruz. Bu da para politikası adına önemli bir kazanım. Bundan sonra en doğrusu kararlılıkla devam etmek. Biz de bu doğrultuda dezenflasyon odaklı sıkı duruşumuzu sürdüreceğiz.”
TCMB Başkanı Karahan, talep görünümündeki yavaşlamanın faiz indirimi için yeterli olup olmadığına ilişkin soruya karşılık, talep koşullarında son dönemde gittikçe belirginleşen bir soğumanın söz konusu olduğunu belirterek bunun birçok veride görülebildiğini söyledi.
Tüm verilerin iç talepte zayıflama olduğunu teyit ettiğini aktaran Karahan, bunun perakende satışlarında, dayanıklı mal talebinde, kartla harcamalarda çok net görüldüğünü bildirdi.
Karahan, maliyet yönlü baskılara rağmen temel mallarda dezenflasyon sürecinin devam etmesinin önemli bir kazanım olduğunu belirterek şu değerlendirmelerde bulundu:
“2018 ile karşılaştırmak çok adil olmayabilir. Her dönemin kendine özgü dinamikleri var. O döneme baktığımızda kredilerin milli geliri oranının yani borcun milli gelire oranının hem hane halkı hem de şirketler tarafından çok daha yüksek olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla oradaki sıkılaşmanın ekonomi etkisi daha fazla ve hızlı gerçekleşebiliyor. Bu dönem ise bir miktar oldukça farklı. Geçmiş dönemdeki enflasyonun etkisiyle kredinin milli gelire oranının da azalmasının bir yansıması olarak para politikasının aktarım mekanizması zayıfladı. Bu nedenle de biraz daha gecikmeli etkiler gördük. Önümüzdeki dönem para politikasını şekillendirirken mevcut sıkılığı koruyacak şekilde şekillendirmeye ve enflasyon görünüm odaklı gitmeye devam edeceğiz.”
Fatih Karahan, önceki iletişimdeki enflasyon öngörülerindeki sapmalara ve özellikle dayanıklı mal enflasyonundaki gelişmelere ilişkin soru üzerine, aslında ana eğilimin tahminlerinden farklı olarak olumlu olduğunu ancak ana eğilimdeki iyileşmenin manşete aynı oranda yansımadığını söyledi.
Bunun nedenlerine ilişkin Karahan, haziranda duran gerilimin temmuzda yeniden başladığını, bu nedenle özellikle akaryakıtta ve buna bağlı olarak da ulaştırma fiyatlarında aylık bazda yüzde 4’e varan artışlar görüldüğünü, haberleşmede yüksek zamlar görüldüğünü, sağlıkla ilgili fiyatların da manşet enflasyonu yukarı çektiğini anlattı.
Karahan, temmuzda gıda fiyatlarının da öne çıktığını kaydederek şu açıklamalarda bulundu:
“Kira ve eğitimde aslında belki bizim beklediğimizden bir miktar, özellikle kirada iyi bir görünüm söz konusu. Bu önceki iletişimimizle uyumlu. Yılbaşından hatta 2025’in son çeyreğinden başlayarak aslında kirada ve eğitimde ataletin kırılmaya başladığını ve bunu verilerde göreceğimizi söylemiştik. Bu sene bütün bu savaşa yönelik gelişmelere rağmen bu iyileşmenin iyice netleşiyor olması bir taraftan oldukça olumlu oldu. Bu, zayıf talep koşullarının etkili olduğunu gösteriyor ve sıkı para politikasının bir kazanımı olarak önümüzde duruyor. Özellikle bakmak gerekirse temmuzda beklentimize göre farklı gerçekleşmenin temel mal özelinde kaynaklandığını, burada da sıkı para politikasının tahminimizden daha etkili olmasının öne çıktığını görüyoruz. Özetle ağustosa sarkan bir etki söz konusu değil. Ağustosun kendine has dinamikleri var, olacak. Biraz erken olduğu için şu anda yaptığımız okumalar çok sağlıklı olmayabilir. Dolayısıyla ağustos ayı enflasyonu için bir yönlendirme yapmayı çok sağlıklı bulmuyorum.”
TCMB Başkanı Karahan, yüksek faiz politikasının sanayi üzerindeki etkilerine ve sanayisizleşme riskine ilişkin soruya karşılık, dönem dönem sanayisizleşme eleştirilerini duyduklarını, kendilerinin de bu doğrultuda 2025’te başlattıkları reel sektör görüşmelerine devam ettiklerini kaydetti.
Bu görüşmelerde ve ziyaretlerde çeşitli tespitler yapma imkanı bulduklarını dile getiren Karahan, sözlerine şöyle devam etti:
“Sanayi görünümünü etkileyen birden fazla faktör var. Genelde para politikası suçlanabiliyor ama baktığımızda daha fazla öne çıktığını düşündüğümüz unsurlar söz konusu. Bunlardan en önemlisi her zaman vurguladığımız gibi dış talep görünüm. Maalesef küresel büyüme bir süredir zayıf seyrediyor çeşitli unsurlardan dolayı. Bu sene de savaş nedeniyle beklenen toparlanma olmadı. Bu bir kere dış talep tarafında genel olarak sanayi açısından olumsuz bir görüntü arz ediyor. İkincisi, aslında bir süredir devam eden ancak geçen sene risk kazanan dış ticarette artan korumacı politikalar. Bu sene jeopolitik gelişmeler ve ortaya çıkan belirsizlikler de buna eklendi ve özetle küresel konjonktür itibarıyla hem dış talep hem de bu saydığım unsurlar sanayi için olumsuz bir görüntü arz eden yani işleri zorlaştıran unsurlar.”
Karahan, sanayide hizmetlere ve daha yüksek katma değerli, teknoloji yoğun sektörlere doğru bir dönüşüm yaşandığını belirterek geleneksel sektörlerdeki baskının yanı sıra artan finansman maliyetlerinin de bazı sektörleri olumsuz etkilediğini bildirdi.
Fatih Karahan, aslında önemli olanın “arz kapasitesinin korunması” olduğunun altını çizerek şu ifadeleri kullandı:
“Mevcut verilere baktığımızda arz kapasitesi yönünde bir bozulma olmadığını değerlendiriyoruz. Açıkçası baktığımızda üretimdeki düşüşün kapasite kullanım oranının azalmasından kaynaklandığını görüyoruz. Bu da şu demek, fiyat istikrarı sağlandığında ileride tekrar iç ya da dış talep kaynaklı bir talep artışı olacak olursa, bu kapasite kullanım oranı yani mevcut kapasite daha fazla kullanılarak karşılanabilir. Dolayısıyla mevcut veriler ışığında bu kanaldan bir enflasyonist baskının ileride gelmesini öngörmüyoruz. Bu görüşümüzü destekleyen iki unsur daha var kapasite kullanımı oranı dışında. Son dönem verimlilikte ciddi artışlar gördük. Özellikle 2025 yılından başlayarak. Bu da önümüzdeki dönemde mevcut kaynaklarla daha da fazla üretim yapabileceğimizi gösteriyor.
Son olarak bugün aslında raporumuzda yayımlayacağımız bir kutu çalışmamız var. Bu kutu çalışmamızda aslında özetle şunu gösteriyoruz:
Makroekonomik ve finansal koşulların sıkı olduğu dönemlerde kurulan firmaların sayıca daha düşük olsa da aslında daha başarılı ve verimli olduğu yönünde bir bulgumuz var. Bunun da önümüzdeki dönem için önemli olduğunu düşünüyoruz. Uygulamakta olduğumuz sıkı para politikası, üretim ve tüketim faaliyetlerinin uzun dönemde daha dengeli, öngörülebilir ve en önemlisi dışsal şoklara daha dayanıklı bir yapıya kavuşmasını sağlayacak. Böylelikle fiyat istikrarıyla uyumlu, sürdürülebilir bir büyüme politikasına ulaşacağımızı düşünüyorum.”