New York Times analizi: Seçim anketlerinde geride kalan Netanyahu saldıracak yer arıyor

İsrail Başbakanı 27 Ekimde yapılacak seçim öncesinde pek parlak durumda gözükmüyor. O yüzden The New York Times'a göre Netanyahu ABD'nin tepkisini çekmeden saldıracak bir yer arıyor. Kendini 'İsrail'i güvenli kılan' adam saydırmak ona fazladan birkaç milletvekilliği kazandırabilir.

Dünya 2 Eylül 2026

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, haftalardır Lübnan’ın güneyindeki Hizbullah mevzilerinin bombalanmasına, Gazze’de 20’den fazla kişinin hedef alınarak öldürülmesine ve Türkiye’ye bir uyarı niteliğinde Suriye’nin kuzeyindeki bir hava üssünün bombalanmasına öncülük ediyor.

Aynı zamanda, Batı Şeria’da kendi generallerinin bile yeni bir Filistin ayaklanmasını tetikleme riski taşıdığı konusunda uyardığı Yahudi yerleşimci şiddetine karşı önlem almakta da başarısız oldu.

Gerilimin her yönde tırmanması, yaklaşık üç yıldır süren savaşın ardından zaten kapasitesinin üzerinde zorlanan bir orduyu ve bu durumdan yıpranmış ve tükenmiş halde olan halkı daha da zorluyor.

The New York Times gazetesinde yayınlanan bir haber analize göre, İsrail’in eylemlerinin ulusal güvenlik gerekçesi ne kadar geçerli olursa olsun, Netanyahu’nun kavga aramak için kendi sebepleri var.

İsrailli lider 27 Ekim’de yeniden seçimle karşı karşıya ve kamuoyu yoklamalarında geride kalıyor; anketler, rakiplerinin kendisini ve koalisyonunu göndermeye yetecek kadar desteğe sahip olduğunu gösteriyor.

Hem müttefikleri hem de rakipleri, ulusal güvenlik konularında ona sağdan saldırıyor; bu da onu daha savaşçı bir üslup benimsemeye itiyor. Buna rağmen, en büyük rakibi olan eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, seçmenlerin güvenlik konularında her bir adaya ne kadar güvendiğine dair yapılan anketlerde şu an onun önünde yer alıyor. Netanyahu’nun, Ekim 2023’te Hamas İsrail’e yıkıcı saldırısını gerçekleştirdiğinde görevde olmasının yükünü hâlâ taşıdığı açıkça görülüyor.

Yine de iktidarda olmak, bu son aşamada bile görevdeki bir başbakan için hâlâ yenilmez bir avantaj sunuyor: “Bayrak etrafında toplanma” etkisi yaratma gücü.

ABD merkezli bir araştırma grubu olan RAND Corporation’da İsrailli bir analist olan Shira Efron, “Netanyahu her cepheyi ateşe vermek istiyor çünkü bu onu ‘Bay Güvenlik’ konumuna getiriyor” dedi.

Efron, “Ancak bu aynı zamanda 7 Ekim’in ve görevdeki son üç veya dört yılın başarısızlıklarını gözlerden uzaklaştırmasına da yardımcı oluyor; çünkü gündem, hükümetinin İsrail’e verdiği zarar yerine güvenlik durumu olacak,” ifadelerini kullandı.

Nitekim Netanyahu, bölgesel gerilimleri açıkça kendi siyasi çıkarına çevirmeye çalışıyor. Salı günü yayınladığı bir videoda, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın “seçimleri kaybetmemi istediğini” duyduğunu söylüyor.

Sırıatarak, “Ayetullahlar seçimleri kaybetmemi istiyor” diye devam ediyor. “Hizbullah ve Hamas kaybetmemi istiyor. Bu arada Türkiye de öyle istiyor. Bunu açıkça söylüyorlar. Kendinize sorun, İsrail’in düşmanları bu seçimleri kimin kazanmasını istiyor?”

İsrailli anketçiler, Seçim Günü’nde seçmenlerin endişe listesinin başında ulusal güvenliğin yer almasının, Netanyahu’nun Likud partisine parlamentoda üç sandalyeye kadar kazandırabileceğini belirtiyor. Bu da belki de muhalefetin çoğunluk elde etmesini engelleyerek başka bir seçim yapılana kadar Netanyahu’yu iktidarda tutmaya yetebilir.

Netanyahu’ya fayda sağlayabilecek türden bir ulusal güvenlik acil durumunun önünde duran büyük bir sorun var. Çatışmanın neredeyse her sahnesinde, İsrail’in en önemli müttefiki olan Amerika Birleşik Devletleri ülkeye sakinleşmesi yönünde telkinde bulunuyor.

İsrail, şu an için askeri eylemin yerine ekonomik yaptırımları koyan Başkan Trump tarafından İran ile olan mücadelede yedek kulübesine çekildi. Lübnan’ın güneyinde İsrail, Dışişleri Bakanı Marco Rubio gözetiminde yavaş ilerleyen siyasi bir müzakereye katılıyor; bu müzakere kapsamında, Lübnan ordusuna Hizbullah güçlerini temizlemesi ve İsrail sınırı yakınındaki belirli bölgelerin güvenlik kontrolünü devralması için zaman vermeyi kabul etti.

Suriye’de ise Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara hükümeti, İsrail için doğrudan bir tehdit oluşturmaktan çok uzak bir şekilde, İsrail birliklerinin tampon bölgeden çekilmesine yol açabilecek bir güvenlik düzenlemesini Kudüs ile müzakere etmek için ABD’den yardım istedi.

Şiddet yanlısı İsrailli yerleşimcilerin ve bazı askerlerin Filistinli sivilleri taciz ettiği, saldırdığı ve yerlerinden ettiği Batı Şeria’da, İsrail hükümeti, normalde yerleşimcilerin bir müttefiki olan ABD Büyükelçisi Mike Huckabee’nin bile “İsrailli teröristler” olarak adlandırdığı kişileri dizginlemesi yönünde bir miktar baskısıyla karşılaştı.

Gazze’de ise İsrail’in eli, büyük ölçüde Başkan’ın damadı ve Orta Doğu için gayriresmi proje yöneticisi Jared Kushner tarafından yönetilen Trump’ın Barış Kurulu tarafından bir dereceye kadar bağlandı.

Temmuz ayında Kurul, Hamas’ın ilk kez tam bir silahsızlanma planını kabul etmesini sağladı. İsrail bunu reddetti ve Gazze’ye yönelik yeni saldırılar düzenlenmesi emrini verdi. 26 Ağustos’ta Kurul’un Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada bu saldırılar nedeniyle İsrail’i eleştirerek, saldırıların pek bir şey başarmadığını ve yalnızca Gazze’nin silahsızlandırılmasını geciktirdiğini söyledi.

Netanyahu’nun 1996’da başbakan olmak için mağlup ettiği Şimon Peres’in eski dış diplomatik danışmanı ve temsilcisi Nimrod Novik, Netanyahu’nun Washington tarafından engellenmeden tırmandırabileceği bir çatışmayı nafile yere arıyor gibi göründüğünü söyledi.

Novik, “Bu bir oteldeki hırsıza benziyor; hangi kapının açılacağını bulmak için her kapıyı denersiniz,” dedi. “Trump yönetiminin en az direnç göstereceği nokta hangisi?”

Bu durum, İsrail’in 18 Ağustos’ta Türkiye sınırına sadece 40 mil uzaklıkta, Suriye’nin kuzeyindeki atıl bir hava üssünü sürpriz bir şekilde bombalamasının ardındaki garip gerekçeyi açıklamaya yardımcı olabilir.

Olası bir siyasi motivasyon görenler yalnızca sol eğilimli İsrailliler değildi. Saldırının ardından bir podcast röportajında, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, İsrail’in bu emri vermesini izah eden “teorilerden birinin”, saldırının “seçim öncesi iyi karşılanan bir konsept” olması olduğunu söyledi. Barrack yorum taleplerine yanıt vermedi.

İsrailli yetkililer, Ebu ez-Zuhur hava üssüne düzenlenen saldırıyı Ankara’ya orada kendi askeri varlığını kurmaya çalışmaması yönünde bir uyarı olarak nitelendirdi. İki Suriyeli yetkiliye göre, İdlib vilayetindeki havaalanını yenileme çalışmaları hakkındaki görüşmelerin bir parçası olarak yakın zamanda bir Türk heyeti ziyaret etmişti. İsrail, Suriye’nin Türk birliklerinin orada konuşlanmasına izin vermeyi planladığını ve Suriye’nin İsrail’in aksi yöndeki uyarılarını “görmezden gelmeyi seçtiğini” iddia etti.

İsrailli uzmanlar, Türkiye’nin üsse Suriye hava sahasında faaliyet gösteren İsrail savaş uçaklarını tehdit edebilecek hava savunma sistemleri kurması durumunda İsrail için ana tehdidin ortaya çıkabileceğini söyledi. İsrail, Suriye’yi İran’a saldırmak için kilit bir koridor olarak kullandı. Suriye hükümeti ise İsrail’in “Suriye hava sahasını ihlal etmesinden” şikayet etti.

İsrail’in mesajlarında, Suriye’nin egemen bir ülke olduğuna ve İsrail’in onun egemenliğini ihlal ettiğine dair hiçbir kabullenme yoktu. Bunun yerine İsrail, Suriye semalarına başka bir İsrail tampon bölgesi muamelesi yapıyor gibiydi — tıpkı İsrail birliklerinin ülkelerinin sınırını ileri bir savunma hattı olarak halihazırda işgal ettiği Suriye’nin güneyindeki 400 kilometrekarelik toprak parçası gibi.

Özellikle, İsrail’in açıklamaları iki farklı frekansta işliyor gibi görünüyordu. Uluslararası kamuoyu için Netanyahu’nun ofisi İngilizce olarak İsrail’in yalnızca kendisi ile Suriye arasındaki “statükoyu” geri yüklemek istediğini söyledi.

Ancak iç kamuoyu için İsrailli lider, İbranice yayınladığı bir videoda daha savaşçı bir tutum sergiledi ve kılıç sallaması daha çok Ankara’yı hedef alıyormuş gibi tınladı. “Güneye doğru uzanan bir Türk askeri varlığının kurulmasına tolerans göstermeyeceğiz çünkü bu bizi tehdit ediyor” dedi ve ekledi: “Mesajı ilettik. Bu mesajı nasıl ifade edeyim? ‘Yapmayın’ (Don’t).”

Netanyahu’nun İngilizce olarak söylediği bu son kelimenin (“Don’t”) Orta Doğu’da özel bir karşılığı var. Bu kelime, İsrail-Hamas savaşının bir haftasındayken, dönemin Başkanı Joseph R. Biden tarafından Hizbullah ve İran’ı İsrail’e karşı savaşa katılmamaları konusunda uyarırken akılda kalıcı bir şekilde kullanılmıştı. Biden “60 Minutes” programında “Yapmayın,” demişti. “Yapmayın, yapmayın, yapmayın.”

Tel Aviv’deki Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nde İsrail-Türkiye ilişkileri uzmanı olan Gallia Lindenstrauss, Netanyahu’nun Türkiye ile ilgili olarak benzer bir uyarıda bulunmasının endişe verici olduğunu söyledi.

Lindenstrauss, “İsrail kamuoyuna İsrail’in sınırsız güce sahip olduğunu sunuyor ve bu çok tehlikeli,” dedi.

Ancak Türkiye’ye sert çıkmak Hamas, Hizbullah veya Suriye’ye sert çıkmaya benzemiyor. Türkiye, NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip ve cumhurbaşkanı Erdoğan da Trump’ın yakın bir müttefiki.

Lindenstrauss, Türkiye’nin sınırına bu kadar yakın ani bir hava saldırısı yerine İsrail’den saygı görmeyi beklemek için sebepleri olduğunu belirterek şunları ekledi: “Kuzey Suriye, çıkar dengesinde Türkiye’nin çıkarlarının İsrail’inkinden daha fazla olduğu bir bölge.”

Yine de Türk medyasındaki haberlerden yola çıkarak Ankara’nın, en azından şimdilik, Netanyahu’nun uyarılarını askeri bir çatışma tehdidi olarak fazla ciddiye almadığını söyledi.

Lindenstrauss, “Neyse ki,” dedi, “Türkiye İsrail’in bu eylemini Netanyahu’nun siyasi kampanyasının bir parçası olarak değerlendiriyor.”

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.