Bireysel Rasyonelliğin Sınırı

14 Eylül 2026

Bir göl düşünelim: Dağların arasında, yemyeşil doğanın içinde, insanları kendine çeken bir doğa harikası.

Gölün kıyısına bir ev yapılıyor. Evin sahibi sıradan bir mülkten çok daha fazlasını elde ediyor. Çünkü evin değeri yalnızca arsasından ve yapısından değil, gölün orada olmasından da kaynaklanıyor. Doğanın sunduğu güzellik, özel mülkiyet üzerinden ekonomik değere dönüşüyor. Sonra ikinci ev, üçüncü, dördüncü derken oteller, restoranlar, yollar ve otoparklar geliyor.

Herkes kendi açısından rasyonel davranıyor. Fakat bireysel açıdan rasyonel görünen kararların toplamı, toplumsal açıdan rasyonel olmayabiliyor. Gölün çevresi doldukça doğal görünüm değişiyor; trafik, gürültü ve kirlilik artıyor, ekosistem üzerindeki baskı büyüyor. İnsanların bölgeye gelme nedeni olan doğal güzellik, yine bu ekonomik faaliyetlerin sonucunda aşınıyor.

Türkiye’de bunun çarpıcı örneklerinden biri Trabzon/Çaykara’daki Uzungöl. Turizm bölgeye önemli bir ekonomik değer kazandırırken, zaman içinde ortaya çıkan imara aykırı ve çarpık yapılaşma doğal görünümün korunmasını sorun haline getirdi. Bölgede imara aykırı yapıların kaldırılmasına yönelik çalışmalar da yapılıyor.

Burdur/Yeşilova’daki Salda Gölü ise aynı sorunun başka bir boyutunu gösteriyor. Burada mesele, doğal güzelliğin turizm için ekonomik değere dönüştürülmesiyle bu güzelliğin korunması arasındaki denge. Koruma yaklaşımının temel amacı, turizm faaliyetlerinin gölün doğal sermayesini tüketmesini önlemek.

Ekonomide bunun bir yönüne negatif dışsallık diyoruz. Bir işletmenin ya da mülk sahibinin elde ettiği kazancın yarattığı bazı maliyetler toplumun geneline yayılıyor. Diğer boyutunu ise ortak kaynakların trajedisi olarak adlandırıyoruz. Herkes ortak bir değerden kendi payına düşen faydayı artırmaya çalışırken, toplam kullanım o ortak değerin aşırı tüketilmesine yol açıyor.

Süreç basitçe şöyle işliyor:

Doğa → turizm → yatırım → yapılaşma → bozulma → turistik çekiciliğin azalması.

Burada gölü yalnızca “çevre” olarak değil, doğal sermaye olarak görmek gerekir. Turizm bu sermayeden gelir üretir. Fakat sermayenin kendisini tüketmeye başlarsanız, kısa vadeli kazanç uğruna uzun vadeli gelir kaynağınızı yok edersiniz.

Çünkü bir sermayeyi tüketerek elde edilen gelir, sürdürülebilir bir gelir değildir. O gelir, gelecekte gelir yaratacak sermayenin bir bölümünün elden çıkarılması pahasına elde edilmektedir.

Bu nedenle göl kenarında yapılacak her yeni bina için yalnızca, “Bu yatırım ne kadar kazandıracak?” diye sormak yetmez. Bir soru daha sormak gerekir: “Bu yatırım, buraya değer kazandıran şeyi ne kadar azaltacak?”

Çünkü bireysel rasyonellik her zaman toplumsal rasyonellikle bağdaşmayabilir. İyi tasarlanmış kuralların amacı bireysel çıkarı ortadan kaldırmak değil, bireysel çıkar ile toplumsal çıkarı aynı yönde çalıştırmaktır.

Aksi halde herkesin kendi açısından kazandığı bir sistem, herkesin sonunda kaybettiği bir sisteme dönüşebilir.

***

Mahfi Eğilmez’in bu yazısı ilk olarak yazarın Kendime Yazılar adlı blogunda yayımlandı.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.