Sabaha övgü! Omm…

26 Eylül 2026

Sabah: Bu kelime kendisini bile diriltir. 

Çiçeğin üstündeki çiy gibidir. Geçicidir. 

Hızla yaşlanır her sabah.  Bir bebeğin gülümsemesi ya da dilini dışarıya çıkarıp balık taklidi yapması kadar sevinç  verir.  

Ben her sabah, yüzümü yıkarken, aynada kendime bakarken, kendime dil çıkarırım. Göz kırparım. 

Bebek olduğum zamanları taklit etmek için. 

Ama bunu yaparken  amacım, bebek  gibi  davranmak değildir. 

Sadece merak ederim, masumiyeti yakalayabilir miyim yüzümde diye.

Yakaladığım zamanlar olmuştur. 

Sabahları aynanın karşısında bu hareketi yapmadıysam, bilgisayar ekranının karşısına geçtiğimde yaparım. Farketmez. 

O zaman dilim  biraz  daha çok çıkar. 

Einstein’in dilini  çıkardığı o  fotoğrafı hatırlarım, eğlenirim en azından.

Demek  ki, neymiş sabah  önemliymiş. 

Sabahları kendinizi ünlü  bir şarkıcı  gibi kaldırmanızı önereceğim ama yalnız değilseniz işiniz zor. Çünkü yanınızdaki, sabah tipi değildir belki, afyonu patlamamıştır ve sizin anlamsız neşenize ve şarkınıza ayak uyduramaz, söylenir. 

Buradan şu  sonuca varmaya başlayacağım şimdi.

Sabahları kiminle  kalktığınız önemlidir, akşam kiminle yattığınız değil. 

Yalnızsanız, sabaha övgülerde bulunabilirsiniz. 

Aman da tıpış nasıl da güzel doğmuş güneş, aman  bugün ne güzel  gün olacakmış. Bulutlar ne güzel  seyahat ediyormuş diye. 

Sabah: Adı bu olan bir sevgiliniz ya da eşiniz  olsa ne güzel  olurdu bir düşünün. 

Nerde akşam orda Sabah derdiniz. 

Bakın, bu yazıyı bu sabah okumasanız da önemi yok…

Yarın, yine sabah var. Sabahın bir yerinde, dünyanın her yerinde yok olan masumiyeti bulma olasılığınız var. 

Hem sadece kendinizi de düşünmemelisiniz. 

Gölgeniz birazdan peşinize takılacak. Gölgenize bakın  yürürken sabah sabah.  

Ne kadar masum değil mi?  ‘Ortalıkta bir  sürü  konu varken, siyasetten futbola, bu adam niye  sabaha takılıyor?’ diyebilirsiniz. 

Ben zihninizi temizlemeye çalışıyorum sadece. Sonra ne yaparsanız yapın.  

İstediğiniz bütün toplantılara, ev işlerine, dünya hallerine, ben kimim  bu ülke  nereye gidiyor konularına takılın, dalga geçin, kızın.

Ama  sabahı  ıskalamayın. Bugün de kafanızda biriken çöpleri  almak  için buradayım. 

İlişkilerinizdeki aksaklıkları sorgulamak, kendini bir  deryada sanırken akvaryumda bulmak hallerini anlamanız için… 

Ne kendinizi suçlayın, ne şu gam yüklü, tencere  misali  dünyayı. 

Bu dünyaya gelirken ülkenizi de seçmediniz, ailenizi de… 

Ama adam gibi adam olmayı, dürüstlüğü, samimiyeti, vicdan, vefa, şefkat her ne varsa onları seçebilirsiniz. 

Başarı da başarısızlık da önemli değil. 

Siz zaten bu dünyaya gelerek  en büyük başarıyı gösterdiniz.

Şimdi  yaşamanın keyfini çıkartın.  

Fikriniz olsun her konuda ama fanatik olmayın. 

Kendi aklınızla var olun, kendi dilinizle konuşun, kendi yüreğinizle hissedin. Geceyi bitirin  içinizde. 

Aklınızda. Korkularınızdan  arının.

Yaşayacak sabahlarınız var ne mutlu. Sabahları bir bebek  tazeliğiyle güne  başlayın, üstelik bebeklerden farklı şekilde,  bilinçli olarak  tadını çıkartın. 

Güzel bir gelecek  düşünün kendinize. 

Güzel bir gelecek düşünün ülkemize ve dünyaya. 

Göreceksiniz, çok şey farkedecek. Siz her sabah  bir bebek gibi uyanmaya bakın. 

Ama her sabah…  Bu yeterli.

Bugünkü yazımızı bir şair dostumun, Akgün Akova’nın sözleriyle ve dizeleriyle bitiriyorum.

“Çocukluğun çöpe atılacağını zannedenleri maymun eder hayat, dedim önce ve ekledim şuracığa Oyuncaklar adlı kısa şiirimi.

ameliyat odasına

alındığında bir çocuk

kapıda

ağlaşarak onu bekler

yaşamın 

kolay bozulan

bir oyun olduğunu bilen

oyuncaklar.

Hepinize sağlık dilekleriyle günaydın, hem değil mi ki her büyüğün kalbinde

çocukken oynayamadığı bir oyuncak yatar.”

Gününüz sabahlar gibi olsun…

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.