Birbiriyle Konuşan Öyküler sizi bekliyor.
Bir saksıya kitap ektik. İki ay boyunca suladık.
Büyüttük, öyküler vererek besledik.
Sonra baktık ki 52 kısa öykü bir araya gelmiş, kitap olmuş…Hep derim, saksıyı çalıştırmak lazım!
Benim ve Gültekin Emre’nin Berlin-İstanbul hattında, birimizin başladığı bir öyküye diğerinin yine öyküyle cevap verdiği, tamamladığı, öykülerin birbirleriyle aynı düzlemde buluşup konuştuğu bir kitap çıktı ortaya.
Öyküler 2 ay süren bir e-posta trafiğiyle ve bir performans göstererek yazıldı. Bu anlamda da bir ilk.
Tümüyle doğal zeka ürünü. Başka türlüsü düşünülemez bile.
Buraya önceki kitaplarımızın adlarını ve sayısını koymuyorum.
Yazı boyutlarını çok fazla aşmamak için…
Onları da keşfetmek size kalmış.
Hepsini devletten beklemeyin.

Toprak Şems Tezcan editörlüğünde, Dilara Dursun’un tasarımıyla basılan Birbiriyle Konuşan Öyküler, tam 119 sayfa…
Ve artık okurlarını bekliyor.
Nerde? Şimdilik sadece kitapyurdu.com sitesinde. Şimdilik diyorum.
Kitap, önümüzdeki ay, seçkin kitabevlerine ve başka kitap sitesi platformlarına da girecek.
Pluton Yayın, dağıtımcı komisyonlarının kitap fiyatlarını çok yükseltmesi nedeniyle aracı kullanmıyor. Böylece bastığı kitaplar, çok uygun fiyatlara alınabiliyor. Mesela bizim kitap sadece 88 küsur lira.
Benzeri boyuttaki öykü kitaplarının yarı fiyatından bile ucuz.
Yani kitaplar pahalı alamıyoruz mazereti burada geçerli değil.
Fiyat aşağıda, ama edebi lezzetin yukarda olduğunu kendiniz test edeceksiniz.
Kitaptaki öykü adlarının başlangıcı şöyle:
“Belki de öyle/Leke/Sıçrayıcı/Ekin Tarlası/Son’at/Eski-Yeni/Anı Vız Vız Vız/Bal Gibi/İncelince Koparım/Gelecek Nasıl Gelecek/Çok Baba Gelecek…
Önsöz’de ve arka kapakta şunları yazdım.
“Meraklısı bilir!
Kadim dostum, şair ve yazar Gültekin Emre’yle 2024 Aralık’ında başlayıp 2025 baharında gün gün yazarak tamamladığımız şiirleri, “Biz bu şiirleri süs olsun diye yazmadık” adlı ortak şiir kitabımızda gün ışığına çıkarmıştık.
Vakit 2025 Aralık’ının yine son günleriydi.
“Haydi Gül dostum, bu kez de bizi öyküler bekler” dedim.
“Yazalım yazalım ama yine sen başla yine, ben tamamlayayım” dedi, bir başka öyküyle.
Kim ne yazdıysa aynı sularda yüzdü. Berlin-İstanbul mail hattında seyahat etti.
Öyküler birbiriyle konuştu. Böylece bir ilk daha gerçekleşti.”
Gültekin Emre de şöyle diyor:
“Öykünün biri biter, biri başlar.
Yani hiç bitmez öyküler.
Neden bitsin?
Hayat öykü demek değil mi?
Yaşamımız öykülerle dolu, dopdolu.
Doğanın öyküleriyle insanın öyküleri iç içe.
Rüyalardaki öyküyle günlük yaşamdaki öyküler de sarmaş dolaş.
Bu kitapta da kısa ama içi dopdolu öyküler hayatınızdan çıkıp yine hayatımıza karışıyor.
Sezdirmeler, göndermeler, yaşanmışlıklar, deneyler, dünya görüşü kucak kucağa. Oğuzhan’la başlayıp benimle biten öyküler yaşamımızdan, geçmişimizden, çevremizden, hayallerimizden çıkıp geldi bizi besleye besleye.
Sıradaki gelsin.
Evet evet, sıradaki gelsin.”
Gelelim saksıya. Kafayı, beyni çalıştırma metaforu olarak kullandım bunu.
Biraz da gülümsemenize katkıda bulunmak için.
Okuma hazzınızı da eminim kitap karşılayacaktır.
Garanti veriyorum.