‘Dünyanın en mutlu insanı’ önerdi: Mutlu yaşam için dokuz adım

'Dünyanın en mutlu insanı' olarak tanınan Budist rahip Yongey Mingyur Rinpoche’nin kendisi gibi olmak isteyenlere önerileri var.

Popüler 4 Ekim 2026

Budist rahip Yongey Mingyur Rinpoche bazı ölçümlere dayanarak dünyanın en mutlu insanı olarak belirlendi. Araştırmacılar Mingyur’un beyninde mutluluk, coşku ve neşe gibi olumlu duygularla ilişkilendirilen sol prefrontal kortekste olağanüstü düzeyde aktivite gözlemledi. 41 yaşındayken yapılan başka testlerde de beyninin ’33 yaşındaki birinin beynini andırdığı’ öne sürüldü. 

“Mutluluk öğrenilebilir mi?” sorusuna cevap arayan gazeteci Joel Snape, Mingyur’la konuşup ondan daha mutlu hayat için dokuz önerisi aldı:

1. Daha az konfor, daha fazla tatmin

Mingyur şöyle diyor: “Dalai Lama’nın (Tibet Budizmi’nin ruhani lideri) da söylediği gibi bugün her şey parmaklarımızın ucunda. Bu yüzden kendimizi yalnız, eksik ya da sıkılmış hissettiğimiz anda elimizin altında ne varsa ona sarılıyoruz: Dondurma, telefon, kahve… Bu duygulardan kaçmaya çalışıyoruz. Oysa bir bakıma bu duyguların kendisi bilgelik taşıyor. Önemli olan onlarla kalabilmek ve onları keşfedilecek bir yol olarak görmek.”

Örneğin Netflix’te romantik komedi izlerken bir yandan da telefonunuzda sosyal medya akışını kaydırıyor ve yine de sıkılıyorsanız belki de ihtiyacınız olan şey daha fazla uyaran değildir. Bilimsel araştırmalar da bunu gösteriyor. Sosyal medyada sürekli bir videodan diğerine geçmenin can sıkıntısını azaltmak yerine artırabileceğini biliniyor.

Belki de sıkıntı hissi, her şeyi bir süreliğine kapatmak, içe dönmek ve o boşluğu sürekli yeni uyaranlarla doldurmaktan vazgeçmek için bir işarettir.

2. Değişimi kucaklayın; korkutucu olanları bile

Mingyur 2011’de, bir gece yarısı üzerinde yalnızca kıyafetleriyle manastırını terk etti ve evsiz bir ‘yogi’ (yoga felsefesiyle yaşayan kimse) olarak yaşamaya başladı.

Yaklaşık üç hafta sonra ağır bir gıda zehirlenmesi geçirdi. Günler boyunca bitkinlik ve ağrıyla mücadele etti. Şimdilerdeyse bu deneyimi, Tibet Budizmi’nin önemli fikirlerinden biri olan ‘kontrolü bırakmanın’ ne anlama geldiğini gerçekten kavramaya başladığı anlardan biri olarak görüyor.

Peki insanın değişimle barışmayı öğrenmek için böylesine zorlu bir deneyim yaşaması şart mı? “Kesinlikle hayır” diyor Mingyur: “Özellikle bugün modern hayat zaten maceralarla dolu. 18 yaşına gelmek, yeni bir işe başlamak, yeni bir ilişkiye girmek… Bunların her biri değişim için bir fırsat.”

Üstelik büyük dönüm noktalarını beklemek de gerekmiyor. Yeni insanlarla tanışmak ya da daha önce yapmadığınız bir şeyi denemek bile değişim karşısındaki esnekliğinizi artırabilir.

Gününüzün tamamen rutinlerden ibaret olduğunu hissettiğinizde küçücük bir şeyi değiştirmeyi deneyebilirsiniz: İşten eve başka bir yoldan dönmek ya da daha önce hiç kullanmadığınız bir malzemeyle yemek yapmak gibi…

3. Huzur bulmak için sessizliğe ihtiyaç yok

Mingyur “Meditasyon öğrenmeye ilk başladığımda çok sıkılıyordum” diyor:

“Bugün nefes al. Yarın yine nefes al. Haftanın geri kalanında da nefes al. ‘Bu çok saçma’ diye düşünüyordum.”

Fakat ona göre meditasyonla ilgili bilinmesi gereken iki önemli şey var:

“Birincisi, her şeyi meditasyonun bir parçası haline getirebilirsiniz. Her zaman, her yerde ve herhangi bir şeyle meditasyon yapabilirsiniz. İkincisi, meditasyonun içinde yaratıcılık olmalı. Her şey meditasyon dostuna dönüşebilir.”

Başka bir deyişle dışarıdan trafik gürültüsü geliyorsa ya da yanınızdaki kişi TikTok videolarını son ses izliyorsa amaç, bunlarla savaşmak yerine onları dikkatin ve sakinleşmenin bir parçası haline getirebilmek.

Mingyur bu beceriyi aşamalı olarak geliştirmeyi öneriyor. Önce müzikle, ardından şelale ya da kuş sesleriyle meditasyon yapmayı deneyebilirsiniz. Sonra yüksek sesli konuşmalara ya da inşaat gürültüsüne geçebilirsiniz. Sonunda ağlayan bir bebeğin yanında bile meditasyon yapabilecek hale gelmeniz gerektiğini söylüyor.

4. ‘Üç temel ilke’niz olsun

“Tibet Budizmi’nde üç şeye odaklanılır: Bakış açısı, meditasyon ve uygulama” diyor Mingyur:

“Bakış açısı, dünyaya ve kendimize nasıl baktığımızla ilgili. Her insanın içinde bir gökyüzü olduğuna; farkındalık, sevgi, şefkat ve bilgelik taşıdığına inanıyoruz. Ardından meditasyon geliyor. Sonra da uygulama, yani yeni alışkanlıklar geliştirmek.”

Bu yaklaşımın insanlarla ilişkilerimize de taşınabileceğini söylüyor.

“‘İnsanlar iyi değil’ demek kolay. Ama elbette insanların pek çok güzel özelliği de var. Bunları görmeye başladığınızda ortaya çıkıyorlar. Ancak bunu bir alışkanlığa dönüştürmeniz gerekiyor. Tekrar tekrar yaptığınızda siz de değişiyorsunuz.”

Mingyur bunu her gün küçük yollarla uygulamayı öneriyor. Bir gün ailenize onlara değer verdiğinizi söyleyin. Ertesi gün sizi en çok sinirlendiren iş arkadaşınızın iyi bir özelliğini bulmaya çalışın.

5. Minnettar olun, ama somut şeyler için

Evet, şükran listeleri biraz 2021 modası gibi gelebilir. Fakat Mingyur’un önerisi genel şeylerden çok somut ayrıntılara odaklanmak:

“Duyularımın olması, başımın üzerinde bir çatı bulunması, en azından bir iki arkadaşımın ya da aile üyemin olması beni mutlu ediyor.

Bunları takdir etmeye başladığınızda hayatınızın ve çevrenizdeki şeylerin niteliğini de fark etmeye başlıyorsunuz.”

Bu, mutlaka her akşam bir şükran günlüğüne aynı şeyleri yazmanız gerektiği anlamına gelmiyor. Bir süre sonra zihnin otomatik pilota geçip “Çocuklarım için minnettarım” yazması oldukça kolay.

Mesele daha çok gün içindeki küçük boşlukları fark etmek. Rahat bir koltukta otururken bunun ne kadar iyi hissettirdiğini ya da çocuğunuzu ormanda elindeki sopayla oynarken izlediğiniz bir anın ne kadar güzel olduğunu gerçekten fark etmek gibi.

6. Fırtına çıksa da gökyüzü aynı gökyüzü

“Gençken panik ataklarım vardı” diyen rahibe göre paniği ortadan kaldırmaya çalışmamak gerekiyor:

“Babamdan meditasyon öğrenmeye başladığımda ona panikle nasıl savaşacağımı sordum. ‘Savaşma’ dedi. Çünkü savaşırsan panik daha da güçlenir. Bu, kendinize ‘Portakalı düşünme’ demeye benzer. Bir anda zihninizde portakaldan başka hiçbir şey kalmaz.

Çünkü panik, gökyüzündeki bir fırtına bulutu gibidir. Bir fırtına bulutu gökyüzünün doğasını değiştiremez. Gelir ve sonra gider. Yapmanız gereken kendi içsel gökyüzünüzle yeniden bağlantı kurmak.”

Başka bir deyişle içinizde ne kadar büyük bir karmaşa yaşanırsa yaşansın bunun kalıcı olmadığını kendinize hatırlatabilirsiniz. Duygu gelecek ve sonra geçecektir.

Ancak yoğun kaygı anlarında bunu yapmak imkânsız gibi gelebilir. Mingyur böyle zamanlarda kendimize “Her şey yolunda” demeye çalışmak yerine dikkatimizi fiziksel duyulara yöneltmeyi öneriyor: Odanın sıcaklığını hissetmek, çevredeki sesleri dinlemek ya da bedenin temas ettiği yüzeyleri fark etmek gibi…

7. Nefes alarak daha kalıcı bir mutluluk geliştirin

“Gerçek mutluluk, tatminsizlikten, eksiklik hissinden ve sürekli bir şeylerin noksan olduğu duygusundan özgürleştiğimizde ortaya çıkar” diyor Mingyur.

“Ancak yalnızca mutluluğu kovalamaya başlarsanız tam tersi olur. İnsanlar genellikle ‘Daha fazla para kazanırsam, başka bir ülkeye taşınırsam, yeni bir işe girersem ya da piyangoyu kazanırsam mutlu olurum’ diye düşünüyor. Bunlar mutluluğunuzu bir süreliğine değiştirir ama sonra yine başlangıç noktanıza dönersiniz.”

Mingyur’a göre nefes, sevgi ve şefkat üzerine düzenli pratik yapmak zamanla bu ‘başlangıç noktasını’ değiştirebilir. Başlamak için yalnızca oturun ve doğal biçimde nefes alın. Karnınızın yükselip alçalmasına ya da havanın bedeninize girip çıkarken yarattığı hisse odaklanın.

Bu sırada kendinize dair şefkati güçlendirmek için zihninizden basit bir cümle geçirebilirsiniz. Örneğin: “Mutlu olayım, acıdan uzak olayım.” Ardından aynı dileği sevdiğiniz insanlara, evcil hayvanlarınıza ve zamanla hayatınızdaki diğer insanlara doğru genişletebilirsiniz.

8. Öfke, çimenlerin üzerindeki kırağı gibi

Mingyur ‘Farkındalık güneş ışığı gibidir, duygusal alışkanlıklarımızsa sabah çimenlerin üzerinde oluşan kırağı’ diyor:

“Güneş ortaya çıktığında kırağı kendiliğinden erir. Bunun için savaşmanız gerekmez.”

Mingyur yoğun stresle çalışan yöneticilerle de konuştuğunu anlatıyor.

“Aynı anda çok fazla şey yapmak zorunda kalıyorlar ve zamanla sürekli stresli ya da öfkeli olma alışkanlığı geliştiriyorlar. Sonra bana gelip ‘İlişkim iyi gitmiyor’ ya da ‘Patronumla sorun yaşıyorum’ diyorlar. Ben de onlara ‘Öfkeyi fark et. Onunla bir saniye kal’ diyorum. Onu fark ettiğiniz anda artık bir seçeneğiniz olur. Ve dönüşüm başlayabilir.”

Yani işte ya da evde birine bir anda çok öfkelendiğinizde 10 dakikalık meditasyona oturmanız gerekmiyor. Öfkeli olduğunuzu fark etmek bile otomatik tepkinizle aranıza küçücük bir mesafe koyabilir. Duyguyu fark edip geçişini izlemek, karşınızdakine anında çıkışmak yerine nasıl davranacağınıza karar verebilmeniz için size bir an kazandırabilir.

Pratik istiyor. Ama üzerinde çalışmaya değer.

9. Başkalarına yardım etmek de işe yarar

Mingyur “Gerçekten başka birine yardım edebiliyorsanız, bundan dondurma yemekten ya da kahve içmekten çok daha büyük bir mutluluk duyarsınız” diyor.

Aslında bunu çoğumuz biliyoruz. Peki ne kadar sık yapıyoruz? Belki bugün yardıma ihtiyacı olan bir komşunuzu ziyaret edebilirsiniz.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.