Jamie Beaton’ın hikâyesi kafasındaki basit soruyla başladı: “Ben Yeni Zelanda’dan çıkıp dünyanın en iyi üniversitelerine girebiliyorsam, başka öğrenciler neden yapamasın?”
Bugün bu sorunun cevabını milyar dolarlık bir eğitim şirketine dönüştüren Beaton, Crimson Education’ın kurucusu ve CEO’su. Şirket 2024’te aldığı 68 milyon dolarlık yatırımla 1 milyar dolar değerlemeye ulaştı. 25’i aşkın ülkede faaliyet gösteriyor, 900’ün üstünde çalışanı var ve bugüne kadar 6 binden fazla öğrencinin dünyanın önde gelen üniversitelerinden 10 bini aşkın teklif almasına yardımcı oldu.
Hikâyenin en ilginç tarafı bütün bunların 17 yaşındaki bir lise öğrencisinin kendi üniversite başvurusunu çözmeye çalışmasıyla başlamış olması.
Beaton Auckland’da lise öğrencisiyken önünde oldukça büyük bir problem vardı. Harvard’a gitmek istiyordu ama Yeni Zelanda’da dünyanın öbür ucundaki Amerikan üniversitelerinin kabul sistemini bilen bir danışmana ulaşması kolay değildi. 14 yaşındayken Harvard’ın fotoğraflarına bakıp “Buraya nasıl gideceğim” diye düşünüyordu.
Okulundaki danışmanının iyi niyetli olduğunu ama bütün öğrencilerle ilgilenmek zorunda bulunduğunu anlatıyor. Sonra işi kendi eline aldı.
Harvard’a başvurduğu gün bile kabul edilip edilmeyeceğinden emin değildi. Hatta 25 üniversiteye başvurmasının bir nedeni kendi ifadesiyle “bahsi dağıtmak”tı. Mektuplar gelmeye başladığında ortaya şaşırtıcı bir tablo çıktı: Harvard, Yale, Princeton, Stanford, Columbia, Cambridge, Pennsylvania, Duke ve daha birçok seçkin üniversite. 25 üniversitenin tamamından kabul aldı.
Bir lise öğrencisi için bundan daha büyük başarı düşünmek zor. Ama Beaton’ın aklında başka bir soru oluştu: “Bunu nasıl yaptım?” İşte Crimson’ın ilk nüvesi burada ortaya çıktı.
Kendi başvurusunu laboratuvara çevirdi
Beaton’ın yaptığı yalnızca iyi notlar almak değildi. Lise yıllarında gazetecilikten insan haklarına kadar farklı alanlarda kulüpler kurdu, çok sayıda sınava girdi ve akademik olarak kendisini zorladı. Örneğin üç A Level’ın yeterli olup olmayacağından emin olmadığı için 10 A Level aldı. İki SAT Subject Test’in yeterli olup olmayacağını bilemediği için altı farklı test yaptı.
Bugün Crimson’ın öğrencilere anlattığı sistemin tohumları aslında burada atıldı. Çünkü Beaton üniversite başvurusunu sadece “form doldurma” işi olarak görmedi. Bir öğrencinin yıllar boyunca nasıl bir profil oluşturduğunu, hangi akademik alanlarda öne çıkabileceğini, hangi faaliyetlerin anlamlı olduğunu ve bütün bunların üniversite başvurusunda nasıl bir hikâyeye dönüştürülebileceğini düşünmeye başladı.
Harvard’a gittiğinde bu merak işe dönüştü. 2013’te, daha 18 yaşındayken Crimson Education’ı kurdu. İlk haliyle yaptığı iş bugünkü kadar büyük değildi. Öğrencilere üniversite başvurularında yol gösteren bir danışmanlık şirketiydi. Ama Beaton kısa sürede bir şey fark etti: İş yalnızca danışmanlıkla sınırlı kalmayabilirdi. Bir öğrencinin üniversiteye başvurduğu son yıl yerine çok daha erken yaşlarda sisteme girmek mümkündü.
“Harvard’a başvur” demekten fazlası
Crimson’ın bugün sattığı hizmetin temelinde de bu fikir var. Öğrenciye son sınıfta “Harvard’a başvur” demiyor; daha erken başlıyor. Hangi dersleri alacağı, hangi akademik alanlarda ilerleyeceği, hangi sınavlara hazırlanacağı, hangi yarışmalara veya araştırmalara katılacağı, nasıl bir sosyal faaliyet geliştireceği, makalesini nasıl yazacağı ve sonunda kendisini üniversiteye nasıl anlatacağı üzerinde çalışıyor.
Şirket zaman içinde danışmanlar, eski üniversite kabul görevlileri, öğretmenler, mentorlar ve teknolojiyle bu modeli büyüttü. Yani Crimson’ın sattığı şey bir başvuru formunun doldurulmasından ibaret değil; ö Öğrencinin birkaç yılını kapsayan bir hazırlık süreci.
Sonra para geldi
Crimson’ın hikâyesindeki bir başka ilginç sahne de Beaton’ın yatırımcılarla buluşması. Harvard’da öğrenciyken şirket için ilk büyük yatırımı aldı.
Yatırımcılar arasında Wall Street’in önemli isimlerinden Julian Robertson ve Chase Coleman da vardı. İlk yatırım 1 milyon dolardı. Gencecik bir üniversite öğrencisi dünyanın önemli yatırımcılarından bazılarını kendi eğitim fikrine para yatırmaya ikna etmişti.
Crimson büyüdükçe yatırımcı ilgisi de arttı. 2024’teki Series D turunda şirket 68 milyon dolar yatırım aldı ve değerlemesi 1 milyar dolara çıktı. Böylece Auckland’da başlayan girişim Yeni Zelanda’nın milyar dolar değerlemeye ulaşan şirketleri arasına girdi.
11 yaşındaki çocuklara kadar indi
Crimson büyüdükçe işin ölçeği de değişti. Wall Street Journal’ın şirketle ilgili 2024 tarihli haberinde Crimson’ın bazı müşterilerinin 11 yaşında olduğu ve ailelerin çok yıllı programlar için 30 bin ila 200 bin arasında ödeme yaptığı aktarılıyordu.
Rakamlar eğitim sektöründeki değişimin de göstergesi. Çünkü dünyanın en seçkin üniversitelerine girmek artık yalnızca iyi not almaktan ibaret değil. Aileler çocuklarının yıllar önceden başlayarak hazırlanmasını istiyor. Crimson da tam olarak bu beklentinin üstüne kurulu.
Bir gün danışmanlıktan okula geçti
Crimson’ın büyümesindeki önemli kırılmalardan biri 2019’da geldi. Beaton bu kez danışmanlık vermek yerine okul kurdu. Crimson Global Academy, dünyanın farklı yerlerinden öğrencilerin çevrim içi olarak uluslararası müfredatla eğitim alabileceği bir lise modeli olarak ortaya çıktı.
Bu küçük bir ürün genişlemesi değildi. Crimson artık öğrenciye üniversite başvurusu sırasında ulaşmak la yetinmek istemiyordu. Öğrenciyi daha erken yaşta almalıydı. Şimdi bir öğrenci 13 yaşında Crimson Global Academy’ye geliyor; eğitimini burada sürdürüyor, aynı ekosistemin danışmanlarından üniversite hazırlığı konusunda destek alıyor, sınavlara hazırlanıyor ve sonunda yine bu yapı üstünden üniversite başvurusunu yapabiliyor.
Şirket açısından bakıldığında bu müşteri ilişkisinin birkaç aylık danışmanlıktan yıllarca süren bir eğitim ilişkisine dönüşmesi demek.
Türkiye kapısını da çalıyor
Crimson’ın büyüme hikâyesine Türkiye’yi de eklemek istemesi bu açıdan önemli. Şirket 10 Ekim’de İstanbul’da “The Road to the World’s Top US & UK Universities” başlıklı bir tanıtım toplantısı düzenliyor. Programda Türkiye’deki öğrenciler açısından ABD ve İngiltere’de üniversiteye kabul süreçlerinin nasıl işlediği, 8-11. sınıf öğrencilerinin başvurudan yıllar önce neler yapabileceği ve akademik çalışmalarla ders dışı faaliyetlerin nasıl ele alınabileceği anlatılacak. Bir Crimson öğrencisinin başlangıç profilinden üniversite başvurusuna kadar geçen süreç örnek olarak ele alınacak.
Burada şirketin Türkiye açısından hangi pazara baktığını da görmek mümkün. Crimson’ın İstanbul toplantısı doğrudan üniversite sınavına hazırlanan son sınıf öğrencilerinden çok daha erken yaşlardaki öğrencilere ve ailelerine sesleniyor. Etkinlik özellikle 8-11. sınıflar için tasarlanmış. Çünkü şirketin iş modeli öğrenciyi üniversite başvurusundan çok önce sisteme dahil etmeye kurulu.
Milyar dolarlık şirketin yeni yönetimi
Crimson’ın 2026’daki yönetim yapısına bakıldığında şirketin yeni döneminin de başladığı görülüyor. Yeni Zelanda’nın eski başbakanı Sir John Key yönetim kurulu başkanlığına getirildi. Daha önce Crimson’ın danışma kurulunda görev yapıyordu. Teknoloji tarafında da önemli bir hamle var. Uber’in eski ürün yöneticilerinden Sundeep Jain yönetim kuruluna katıldı ve teknoloji ve ürün komitesinin başına geçti.
Bu iki isim bile şirketin artık hangi noktaya geldiğini anlatıyor. Bir tarafta büyük kurum ve yönetim deneyimi, diğer tarafta teknoloji ve ürün geliştirme. Ve ortada 1 milyar dolar değerlemeye ulaşmış, dünyanın farklı ülkelerinde faaliyet gösteren bir eğitim şirketi var.
Bir çocuğun sorusundan küresel şirkete
Crimson Education’ın hikâyesini yalnızca “17 yaşında üniversitelere kabul edildi, şirket kurdu ve milyar dolarlık değerlemeye ulaştı” diye anlatmak eksik kalır.
Jamie Beaton problemi önce kendisi için çözdü. Sonra bu çözümü başka öğrencilere uyguladı. Ardından bunu bir danışmanlık şirketine dönüştürdü. Danışmanlığı veri ve teknolojiyle ölçekledi. Öğrenciyi daha erken yaşta sisteme almak için okul kurdu. Daha sonra eğitim zincirinin farklı parçalarını aynı platformda toplamaya başladı. Şimdi de modeli başka ülkelere taşımaya çalışıyor.
İstanbul’daki toplantı da bu açıdan okunmalı. Bu, Crimson’ın Türkiye’de nasıl bir müşteri kitlesi aradığını gösteren somut bir işaret. Beaton’ın 17 yaşındayken kendisi için sorduğu soru bugün çok daha büyük bir ticari modele dönüşmüş durumda.
O zaman soru şuydu: “Harvard’a nasıl girebilirim?”
Bugün Crimson’ın önündeki soru ise daha büyük: Dünyanın dört bir yanındaki öğrencilerin eğitim yolculuğunu baştan sona yöneten küresel bir şirket nasıl olunur?
Crimson Education’ın bundan sonraki hikâyesi üniversite başvurularından çok bu sorunun cevabıyla yazılacak belki de. Çünkü Jamie Beaton’ın asıl girişimcilik hamlesi Harvard’a girmek için değil, Harvard’a giden yolu ürüne dönüştürmekti.