Hem güldüren hem de güldürdüğü şeyden birkaç saniye sonra insanı rahatsız eden, farklı yorumlara açık, çok katmanlı bir oyun. Roma yanıyor, saray dağılıyor, barbarların ayak sesleri duyuluyor…Ama önce şu sorunun cevabını verelim:Tavuklar bugün yumurtladı mı?
Büyük Romulus, İstanbul Devlet Tiyatrosu yorumuyla seyirciyle buluşuyor. Devlet düzenini, yöneticilerin yaşanan çarpıklıklar karşısındaki kayıtsızlığını ve iktidarın kendi varlığını sürdürme arzusunu eleştiren bir metnin devletin tiyatrosunda sahnelenmesi başlı başına ironik. MS yıl 476. İmparatorluk heykelleri yıkılmış, saray tarumar edilmiş; ortalıkta isimlerini Roma sülalesinden alan tavuklar eşeleniyor. 395 yılında I. Theodosius’un ölümünün ardından yönetimi iki oğlu arasında paylaşılan, bir zamanlar dünyanın mimarı kabul edilen Roma İmparatorluğu’nun batıdaki topraklarına “barbar” ve “vahşi” olarak görülen Germenler dayanmış. Ancak adı hâlâ büyük, büyüklüğünün ise artık esamesi okunmayan imparatorluğun başındaki Romulus’un tek bir derdi var: Tavukları ve onların pek kıymetli yumurtaları.
Üstelik Romulus soydan gelen bir hükümdar değil; evlilik bağıyla imparator olmuş biri. Friedrich Dürrenmatt’ın kaleme aldığı Büyük Romulus, ülkesinin işgali karşısında hiçbir şey yapmayan bu “anarşist imparator” üzerinden güçlü lider ve kahraman mitini yerle bir ediyor. Roma artık yozlaşmış bir devlettir ve Romulus, Roma yıkılırken ortaya saçılan riyakârlıkları, rüşveti, iktidar ilişkilerini, absürt durumları ve çarpıklıkları mizahi bir dille gözümüzün önüne seriyor.
Şimdi Büyük Romulus, İstanbul Devlet Tiyatrosu yorumuyla seyirciyle buluşuyor. Devlet düzenini, yöneticilerin yaşanan çarpıklıklar karşısındaki kayıtsızlığını ve iktidarın kendi varlığını sürdürme arzusunu eleştiren bir metnin devletin tiyatrosunda sahnelenmesi başlı başına ironik. Fakat sahnelemenin bir başka cesur tercihi daha var: Bu büyük çöküş hikâyesini danslar ve monologlarla bize tavuklar anlatıyor.
Oyun, II. Dünya Savaşı sonrasında; Avrupa’nın büyük bir yıkımdan çıktığı, inançların ve “güçlü devlet” fikrinin sorgulandığı bir dönemde yazılmış. Demokrasi ve seçim mekanizmaları içinden yükselen diktatörlerin toplumları nasıl felakete sürükleyebildiğinin henüz çok taze olduğu yıllar… Dolayısıyla metnin arkasında faşizm, militarizm, kahramanlık ve iktidar eleştirisini görmek mümkün.
Dürrenmatt’ın ortaya attığı soru aslında basit: Bir düzen ahlaken çürümüşse onu ne pahasına olursa olsun ayakta tutmanın anlamı var mı? Bunun için eyleme geçmeğe değer mi?
Romulus’un cevabı belli: “Yıkılsın Roma’’!
Batı Roma İmparatorluğu borç içinde. Saray, imparatorun başındaki defne yapraklarını ve imparatorluk büstlerini satarak geçinmeye çalışıyor. Ordu darmadağın. Odoaker komutasındaki Germenler Roma’ya doğru adım adım ilerlemekte..
Başta İmparatoriçe olmak üzere herkes Romulus’tan imparatorluğu kurtarmasını bekliyor. Hatta Doğu Roma İmparatoru Zeno bile üşenmeyip saraya geliyor; Germenlere karşı birlikte savaşmak istiyor. Ortalık böyle bir yangın yeriyken düşene bir de ben vurayım diyenler de yok değil. Pantolon üreticisi Caesar Rupf, Romulus’a maddi destek vermeye hazır. Ama bir şartı var: İmparatorun kızı Rea ile evlenecek. Romulus’a göre ise pantolonu yalnızca barbarlar giydiği için böyle bir teklif de ancak bir “barbar”dan gelebilir. Üstelik Rea nişanlıdır ve nişanlısı Aemilian Germenlere karşı savaşmaktadır. Romulus teklife yanaşmaz.
Sonunda kızı Rea, karısı Julia ve Zeno saraydan ayrılır. Saray eşrafı ise bu gamsız ve kılını kıpırdatmayan imparatordan kurtulamayacağını anlayınca onu öldürmeye karar verir. Fakat başaramazlar. Artık Romulus’un kaderi Odoaker ve onun kana susamış yeğeni Theoderik’in ellerindedir. Ya da biz öyle zannederiz.
Gelelim sahnelenmeye…Öncelikle dekor ve kostümlerden başlamak gerekiyor. Sahne kırılmış sütunlarla, parçalanmış imparatorluk heykelleriyle, büstlerle ve eskimiş ahşap mobilyalarla dolu. Tavuk kümesleri, yemek odası, taht odası ve yatak odası aynı mekânda iç içe geçiyor. İmparatorluğun “kutsal ve dokunulmaz” saray algısı, onunla birlikte de protokol yerle bir edilmiş. Saray artık bir yumurtlama merkezi. Bir tavuk çiftliği. Gösteriş ve şaşaa çok eskilerde kalmış. Koskoca Batı Roma İmparatorluğu’nda çöküş yalnızca sınır boylarında ya da siyasette değil; imparatorluğun kalbinde, sarayın içinde başlamış…
Kostümlerde iki farklı grup özellikle dikkat çekiyor. Bir tarafta kayıtsız, umursamaz ve artık imparatorluktan umudunu kesmiş saray eşrafı; diğer tarafta ise bize bu hikâyeyi anlatan Romalı tavuklar… İşin ironik tarafı, sahnedeki en savaşçı figürler belki de onlar. Deri çizmeleri, etekleri ve savaş boyalarını andıran makyajlarıyla karşımıza çıkıyorlar. Saray ahalisine göre çok daha agresifler; ayakları yere daha sağlam basıyor.
İmparator ve saray eşraf ise Mısır firavunlarının gömülürken sarıldığı bezleri anımsatan sarı, uzun şeritlerden oluşan eski ve kirli kostümler giyiyor. Ne değerli taşlarla bezenmiş togalar ne de kıymetli madenlerden yapılmış taçlar var. İktidarın bütün ihtişamı soyulmuş, geriye neredeyse yalnızca bedeni kalmış. Askerlerin hâli daha da beter. Her tarafları yara bere içinde, yırtık pırtık pelerinlerle sahnedeler. Savaşı görmüyoruz ama sonuçlarını bedenlerinde görüyoruz.
Aydınlatma gece ve gündüze göre değişirken savaş ve ölüm anlarında kırmızı tonlar sahneye hâkim oluyor. Müzik ve danslar ise oyuna ritim katmakla kalmıyor, tek perde olarak sahnelenen yapıyı kendi içinde bölümlere ayırıyor.
Erşan Utku Ölmez; sakin, umursamaz, her şeyi ağırdan alan ama aslında sona gelindiğinin gayet farkında olan bir Romulus olarak karşımıza çıkıyor. Görünürde tavuklarının yumurtalarıyla ilgilenen bu adamın, gerçekte bürokratik ve ahlaki bir felakete son vermek istediğini yavaş yavaş anlıyoruz. Romulus bu oyunun hem kahramanı hem de kurbanı.
Kahramanı, çünkü kimsenin cesaret edemediği bir işe kalkışıyor: Büyüklüğünün çoktan mazide kaldığını düşündüğü Roma’yı tarihe gömmek istiyor. Kurbanı, çünkü imparator olarak bütün sorumluluk onun omuzlarında.
Sinem Şahin Budak, doğuştan gelen imparatoriçe unvanının yükünü sonuna kadar taşıyan, Roma’nın kurtarılması için mücadele eden; fakat Romulus’un kayıtsızlığı karşısında en azından bu “yüce mirası” yaşatabilmek için kaçmayı tercih eden İmparatoriçe Julia olarak sahnede. Zeynep Alper Aksoy’un Prenses Rea’sı ise ülkesi için kendini feda etmeye hazır; nişanlısına ve Roma’ya sonuna kadar sadık kalmaya çalışan bir prenses. Ama nafile…
Oyunun asıl ters köşesi ise Odoaker. Can Şıkyıldız’ın canlandırdığı karakter, seyircinin zihninde oyun boyunca kurulan “istilacı ve barbar Germen hükümdarı” imgesini paramparça ediyor. Odoaker’in sahneye girişiyle artık kimin barbar, kimin medeni; kimin zalim, kimin kurban olduğu giderek birbirine karışıyor…
Oyunun sonuna kadar Romulus’un gerçekten pasif mi olduğunu, yoksa koskoca Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasını bilinçli olarak mı istediğini anlamak zor. Dünyanın en güçlü devletlerinden biri gözünün önünde çökerken o neden tavuklarıyla ilgileniyor? Aptal mı, umursamaz mı, korkak mı, yoksa herkesten daha mı farkında?
Düğüm, iki hükümdarın, Odoaker ile Romulus’un karşı karşıya geldiği diyalogda çözülüyor. Ve tam da burada tarihsel kahramanlık anlatısı ters yüz oluyor. Çünkü karşımızda artık “Roma’yı barbarlardan kurtaracak büyük imparator” ile “Roma’yı yok etmeye gelmiş vahşi Germen” yok. İktidarın ne yaptığı kadar, onu elinde tutanların onunla ne yapmak istediği sorusu var akıllarda.
Dürrenmatt, Roma üzerinden modern devletlerin savaşlarını, militarizmi, iktidar tutkusunu ve uğruna insanların feda edildiği o büyük “devlet” anlatısını sorguluyor. Belki de bu yüzden, üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen Romulus’un tavukları arasında dolaşırken önümüze bıraktığı soru hâlâ rahatsız edici:
Bir imparatorluğu kurtarmak için hiçbir şey yapmamak, onu yıkmak için yapılabilecek en büyük şey olabilir mi?
Prens dizisiyle bugünlerde yeniden zirvesini yaşayan tarihsel komediyi, politik taşlamayı, grotesk ve absürt hikâyeleri seviyorsanız Büyük Romulus tam size göre.
Hem güldüren hem de güldürdüğü şeyden birkaç saniye sonra insanı rahatsız eden, farklı yorumlara açık, çok katmanlı bir oyun. Roma yanıyor, saray dağılıyor, barbarların ayak sesleri duyuluyor…
Ama önce şu sorunun cevabını verelim:
Tavuklar bugün yumurtladı mı?
10 Ekim 2026 - Roma Yıkılırken Tavuklar Yumurtladı mı?
26 Eylül 2026 - Kendi Hikâyenize Sahip Çıkabiliyor Musunuz?
13 Eylül 2026 - Gaybubet Şehri: Kadrajda Kalanlar, İstanbul’dan Kaybolanlar
29 Ağustos 2026 - JOB: İnsan Gücü Eline Geçirdiğinde Ne Yapar?
15 Ağustos 2026 - En İyi İkinci: Kaçırılan Fırsatların Ardındaki Hayat