Yılın En İyisi mi, Dar Çevrenin Yıldızı mı?

6 Ekim 2026

Türkiye’de sürekli öne çıkarılan ve parlatılan isimlere dikkatle bakın.

Siyasette, iş dünyasında, bürokraside, akademide, sanatta, futbolda ve gastronomide çoğu zaman aynı çevrelerin belirlediği kişiler görünür hâle geliyor. Medyayla iyi ilişkiler kuran, televizyonlara kolayca çıkan; hükümete, büyük şirketlere veya etkili bürokratlara erişebilen isimler daha hızlı yükseliyor.

Ardından unvanlar dağıtılıyor:

“Yılın iş insanı”, “yılın bürokratı”, “yılın profesörü”, “yılın sanatçısı”, “yılın şefi”…

Elbette bunları gerçekten hak edenler var. Her ödülü ve görünür kişiyi değersiz saymak haksızlık olur. Yine de sormalıyız: Kim seçiyor? Hangi ölçütlerle? Jüri bağımsız mı, üyeleri işin erbabı mı? Türkiye’nin tamamına mı bakılıyor, yoksa birbirini tanıyan dar bir çevrede mi karar veriliyor?

Çoğu zaman geniş bir yetenek havuzu taranmıyor; dar sahada top koşturuluyor. Aynı kişiler birbirlerini toplantılara çağırıyor, televizyona çıkarıyor, ödüllendiriyor ve haklarında övgü yazıları yayımlıyor. Bir süre sonra görünür olmak değerli olmakla, tanınmak üretmekle karıştırılıyor.

“Yılın iş insanı” ne üretmiş, ne kadar ihracat ve nitelikli istihdam yaratmıştır? Yoksa ucuz kredi, kamu ihalesi ve imar rantıyla mı büyümüştür?

“Yılın profesörü” bilime hangi özgün katkıyı yapmıştır? Araştırmaları ve yetiştirdiği öğrenciler mi, yoksa ekranlardaki görünürlüğü mü değerlendirilmiştir?

“Yılın bürokratı” vatandaşın hayatını kolaylaştırmış, kamu kaynaklarını verimli kullanmış mıdır; yoksa güçlü çevrelerle uyumu sayesinde mi alkışlanmıştır?

Ödül gereklidir, sahtesi zararlıdır

Ödüllere karşı değilim. İnsan, emeğinin görülmesini ve başarısının takdir edilmesini ister. Plaketini duvarına asar, heykelciğini evinin müstesna bir köşesine koyar, özgeçmişinde gururla belirtir.

Bazen içten bir teşekkür, yıllardır sessizce çalışan bir insan için büyük bir maddi ödülden daha değerlidir. İyi tasarlanmış ödül cesaret verir, rol modeller yaratır ve gençlere çalışmanın karşılıksız kalmadığını gösterir.

Sorun ödüllendirmek değil, ödül görüntüsü altında itibar ticareti yapmaktır.

Ödül işi artık bacasız bir sanayiye dönüştü. Başvuru ücreti ödeyenin aday, sponsor olanın kazanan, masa satın alanın “onur konuğu” olduğu törenler var. Bazen önce ödül verilecek kişi belirleniyor, sonra ona uygun kategori bulunuyor:

“Küresel vizyon lideri”, “Avrupa’nın en yenilikçi markası”, “geleceğe yön veren iş insanı”…

Unvan büyüdükçe değerlendirme yöntemi küçülebiliyor.

Bu yalnızca Türkiye’nin sorunu değil. Dünyada otellerden restoranlara, şarap ve zeytinyağından üniversitelere kadar her alanın sayısız madalyası, yıldızı ve “en iyiler” listesi var. Aralarında itibarını yıllar içinde titiz seçimlerle oluşturmuş kurumlar da bulunuyor; para, sponsorluk ve ilişki ağlarıyla çalışanlar da.

Gerçek ödül ile satın alınabilen itibar aynı vitrinde sergilendiğinde en büyük zararı gerçek başarı görüyor.

Sahanın dışında kalanlar

Asıl kayıp, hiç aranmadığı için bulunamayan insanlardır.

Anadolu’daki laboratuvarında önemli araştırmalar yapan akademisyen, küçük fabrikasında üretimi değiştiren mühendis, öğrencilerinin hayatına dokunan öğretmen, sessizce ihracat yapan sanayici, yerel ürünleri koruyan aşçı…

Kendilerini pazarlamayı bilmeyebilir, öne çıkmayı sevmeyebilirler. Fakat değer her zaman kendiliğinden keşfedilmiyor. İnsanlar liyakat yerine ilişkilerin ödüllendirildiğini gördüklerinde küser, geri çekilir veya başka ülkelere giderler. Beyin göçünün sebebi yalnızca para değildir; görülmemek ve hakkının teslim edilmemesi de insanı uzaklaştırır.

Çakma ödülleri yasaklamak veya bütün sistemi mevzuata boğmak çözüm değildir. İsteyen törenini düzenlesin, plaketini dağıtsın. Fakat başvuru ücretini, sponsorlarını, jüri üyelerini, aday havuzunu, çıkar ilişkilerini ve seçim ölçütlerini açıklasın.

Güvenilir ödül, parayı vereni değil değeri üreteni bulur. Dar çevrenin dışına çıkar, sessiz yetenekleri aktif biçimde arar. Mümkünse ilk değerlendirmeyi isimleri ve bağlantıları gizleyerek yapar. Kazanana yalnızca heykelcik değil; üretim, araştırma, eğitim ve uluslararası açılım imkânı sunar.

Çünkü ödülün gerçek amacı, herkesin gördüğünü yeniden parlatmak değil, henüz görülmemiş değeri keşfetmektir.

“Yılın en iyilerini” alkışlamadan önce asıl soruyu soralım:

Sahanın dışında kimleri bıraktık?

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.