Kuçuradi’nin çevirmek istediği şiirin en önemli dizeleri burada! Alın, baş ucunuza asın!

7 Ekim 2026

Bir şair gözüyle bugün Kuçuradi Hoca’nın şu ana dek kimsenin üzerinde durup yazmadığı idealine, yaşam borcum dediği şiire odaklanmak istedim.

Çünkü kimsenin üzerinde durduğu bir konu olmadı bu.

Yunan şair Zoe Karelli’nin (Chryssoula Argiriadou) 1955 yılında yayımlanan 

Kassandra ve Diğer Şiirler kitabında yer alan Kassandra adlı ünlü şiirinden söz edeceğim.

Prof. Dr. Ioanna Kuçuradi şiiri  “çevirmek benim borcum” diyerek ömrünün son döneminde ana odak noktası yapmış. Ama ömrü vefa etmedi. Toprağı bol olsun.

Türkçe’de ırmak şiir diyebileceğimiz kadar uzunca bir şiir. 

Şiiri çevirmek istemesindeki amacı tüm şiiri okuyunca tam da aşağıdaki bölümde gördüm.

Bir bölümünü yazacağım Kassandra adlı şiiri yapay zekaya çevirttirdim. 

Çünkü Türkçe çevirisi yok.

Lütfen sindire sindire ve düşüne düşüne okuyun.

“…Aç kalanları ve aç olanları
hayatın gücüne, güzelliğine,
görüyorum, o doymayacak olanları,
hayatın yolundan geçerlerken,
anlaşılmaz, hüzünlü bir vizyon.
Başkalarını, çaresizce arzulayan
ve o vahşi arzudan damgalananları,
o gerçekleşmemiş yeteneği.
Yaşayanları ve yaşayacak olanları,
yaşamadan, gelenleri ve geçip gidecekleri,
gelip geçenleri, tadını çıkarmadan
hayatın o enfes güzelliğinin.
Onları hissediyorum, tatmayanları
sabahın o güzel rüzgarını,
öğlenin o şanlı sıcağını,
batışın erguvanını görmeyenleri,
göremiyorlar, görmeyi öğrenmediler.
Sürünenleri ve ayağa kalkamayacak olanları,
eğilenleri ve doğrultamayacak olanları
o insani bedenlerini.
Sabah başladığında,
güzel bir gencin adımlarıyla,
görüyorum o çile çekenleri. O korkunç
hıçkırıkları işitiyorum işkenceler içinde
ölenlerden ve ölmekte olanlardan, ve yarın yine
aynı çığlıklar yankılanacak dünküler gibi.
O, insan kaderinin yıkılmaz sırrı!
Sadece burada değil, orada da değil
Akhalar arasında o acı çekenler,
her zaman ve her yerdedir o hakkı yenenler
hayatın ve zalimler de aynıdır,
hep tanınmayan ve bilinen,
işkence ederler insan nesillerine.
Ve geliyor yıkımlar o büyük
ateşten adımlarıyla. Zeus’un şimşekleri
ve insanların lanetli alevleri.
Geliyor o adaletsiz emirler, o hukuksuz
intikamlar, bedelini zayıfların ödediği.
Geliyor o barbarca sesler,
o boğuk seslerin ardından gelen
tutkunun sesleri. Duyuyor musun nasıl ilerliyorlar
o sürekli, anlaşılmaz Erinysler (Öç Tanrıçaları)?
Ölümlerin gölgeleri, tanrıların melekleri
yüzleri örtülü olanlar…”

***

Hoca, bu şiiri neden bu kadar önemsiyordu? Çünkü Kuçuradi’nin felsefesinde insan olmak, sadece biyolojik olarak hayatta kalmak değil; insani değerlerin, potansiyelin ve güzelliğin farkına vararak yaşamayı önceliyor. 

Kassandra şiiri, fiziksel ölümlerden ziyade ruhsal ve felsefi bir ölümü anlatıyor.

Potansiyelini gerçekleştiremeyen, hayatın değerini ve trajedisini idrak edemeyen, kör ve ezbere yaşayan kitleler için adeta yas tutuyor.

Kuçuradi de tüm akademik hayatı boyunca insanın “değer üreten bir varlık” olduğunu ve bu farkındalığa ulaşamayan toplumların barbarlığa (tıpkı şiirdeki Troya’yı yıkan Akhalar gibi) sürükleneceğini savunuyor.

Şiir bu bölümde Troya efsanesinden tamamen sıyrılarak evrensel bir insanlık dramına parmak basıyor. 

Buradaki bağ, tamamen bir insan hakları vurgusu. 

Adaletsiz emirlerin, hukuksuz intikamların bedelini her çağda ve her coğrafyada hep “zayıfların” ödediğini haykırıyor. 

Türkiye’de insan hakları felsefesinin kurucusu olan Kuçuradi için bu dizeler, günümüz dünyasındaki savaşları, sömürüyü ve insan onurunun çiğnenmesini anlatan zamansız bir çığlık.

Şiirin ucu açık, kasvetli ve yüzleri örtülü meleklerle (Erinysler) bitmesi, bilmenin ve uyarmanın trajedisini gösteriyor. 

Şiir, yaklaşan felaketi (hem fiziksel savaşı hem de ahlaki çöküşü) net bir şekilde gösteriyor.

Hocanın, şiiri Türkçeye kazandırma ısrarı, insanlığın bu trajik sonu engellemesi için bir fırsat tanımayı amaçlıyor kanımca.

Zoé Karelli’nin şiirinde ve Ioanna Kuçuradi’nin felsefesinde kitlelerin unutma arzusu, sorumluluktan ve gerçeğin getirdiği ahlaki yükten kaçış mekanizması olarak sunuluyor. 

Savaş ve adaletsizlik gibi kriz anlarında yüzleşmek yerine gündelik hazlara sığınan kitleler, bu unutkanlıkla suç ortaklığı ve kısır bir tarihsel döngü yaratıyor. 

Bir şiir, kitleleri uyandırabilir, gerçekleri sorgulatabilir mi?

Edebiyatın en soylu dalı olan şiir, bunu her çağda yapmıştır.

Şiir kadar tarihi, felsefeyi, insan ruhunu etkileyebilecek, insan haklarını, onurunu, adaleti, vicdanı tetikleyecek, düşünce mekanizmalarını etkileyecek bir başka söz sanatı yoktur.

O nedenle tarih boyunca şairler tutuklanmış, sürgüne gönderilmiş, kitapları yakılmıştır.

71 yıl önce yazılmış bir şiir bile zamana meydan okuyup, bunu yapabiliyorsa gerisini siz düşünün.

Düşünmek, iyidir! 

Yapay zekanın yapmadığı, zırt diye cevapladığı şeydir. 

Hocamızın ideali sayesinde bu şiirle de tanışmış oldunuz.

Unutmayın! Başkalarına da okuyun…

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.