Başkan Trump 28 Şubatta İran2a karşı savaşı başlattığında birkaç hafta içinde zaferden emindi. Şimdi İngiltere'den Ortadoğu'daki üslere kadar her yerden Amerikan askerlerini olası İran saldırılarından korumak için geri çekilmek zorunda kalmış durumda.
Başkan Trump ve kurmaylarına bakılırsa, geçen hafta sonu İngiltere’deki bir hava üssünden 12 adet B-1 bombardıman uçağının aceleyle çekilmesi, niteliğini açıklamayı reddettikleri bir tehdide karşı alınmış “sağduyulu bir tedbirden” ibaretti. Trump bunun abartılacak bir şey olmadığını savundu; Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Pentagon’un “kaynakları sürekli ihtiyaç duyulan bölgelere kaydırdığını” belirterek olayı geçiştirmeye çalıştı.
The New York Times’da yayınlanan bir haber-analize göre, Trump’ın İran’a saldırma kararından bu yana geçen yedi ay boyunca ABD’nin küresel güç gösterisini izleyen herkes için bu durum; Trump ve Savunma Bakanı Pete Hegseth’in caydırıcılık amacıyla Orta Doğu ve İngiltere’ye konuşlandırdığı askeri güçleri nasıl defalarca geri çekmek zorunda kaldığının yeni ve çarpıcı bir örneğiydi.
Çatışmaların uzadığı son birkaç ayda İran savaşı, ABD’nin ciddi zafiyetlerini gözler önüne serdi ve Pentagon’u bir yıl önce aklından bile geçirmediği değişikliklere zorladı. Fakat aynı zamanda Trump’ın kendi tercihi olan bu savaşın öngörülemeyen sonuçlarıyla da acı bir ders verdi.
Trump, İran saldırısını; Haziran 2025’te İran’ın üç nükleer tesisine düzenlenen başarılı hava harekâtı ve Ocak ayında Venezüella Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun Caracas’taki yatağından gözaltına alınmasının ardından, Amerikan ordusunun olağanüstü gücünün yeni bir gösterisi olarak tasarlamıştı.
Ancak savaş, Amerikan gücünü artırmak yerine sınırlandırdı. Orta Doğu’daki üslerin kapatılması ve İngiltere’deki bir üssün kullanımının kısıtlanması, güç intikalinin lojistiğini karmaşık hale getirdi. Amerikan bombardıman uçakları hedeflerine hâlâ ulaşabiliyor; ancak artık yalnızca ABD’den havalanabiliyorlar ki bu da daha fazla zaman ve havada yakıt ikmali gerektiriyor. Amerikan uçak gemisi filoları Basra Körfezi dışında, Umman Denizi’nde devriye gezmeye devam edebiliyor; fakat artık 2.200 mil uzaktaki Hint Okyanusu adası Diego Garcia’dan ikmal yapmak zorundalar. Bu durum haftalar süren gecikmelere ve devasa maliyetlere yol açıyor.
En önemlisi de bu hızlı geri çekilmeler İranlılara —ve potansiyel diğer düşmanlara— bir süper gücü püskürtme kapasitesine sahip olduklarını öğretti. Avrupa’da Trump ve Hegseth, Amerikan birliklerini kendi şartları ve takvimlerine göre azaltmayı planlarken; Orta Doğu ve İngiltere’de geri adım atmak zorunda kaldılar.

ABD’nin Katar’daki ana üssü İran tarafından defalarca vuruldu.
Amerikalı ve İngiliz yetkililer Pazartesi günü yaptıkları açıklamada, İngiltere’deki üste konuşlu uçakların, İran destekli unsurların üs çitlerinin hemen dışından İHA saldırıları düzenleyeceğine dair spesifik ve güvenilir istihbarat alınması üzerine acilen tahliye edildiğini bildirdi.
Şüphelilerin, Ukrayna’nın geçen yıl Rusya’nın iç kesimlerine insansız hava araçları sokup bunları tır dorselerinden fırlatarak düzenlediği cesur saldırıdan ilham almış olabileceği değerlendiriliyor. Ukrayna’nın o saldırılarında en az bir düzine Rus savaş uçağı hasar görmüş veya imha edilmişti.
Bu ve benzeri saldırılar, Pentagon’un askeri zafiyet anlayışını yeniden şekillendirdi. Artık birlikleri füze menzilinin dışında tutmak yeterli olmuyor; İHA’lar ve siber silahlar harp sahasını kökten değiştirdi.
Başkan haklı olarak ilk askeri harekâtta İran deniz kuvvetlerinin tamamen batırıldığını ve eskiyen hava kuvvetlerinin saf dışı kaldığını söylüyor. Ülke, petrol ihracatını durma noktasına getiren deniz ablukası nedeniyle ekonomik çöküşün eşiğinde kıvranıyor.
Ancak bu durum, İranlıların Amerikan uçaklarını ve personelini bir zamanlar güvenli olan üslerinden —İran’dan giderek daha da uzaklara— kaçmaya zorlamasını engellemedi. Amerikalı personel; Bahreyn, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’da bulunan ve tamamı İran füze ile İHA menzilinde yer alan üslerden tahliye edildi. Bu üslerin bazıları o kadar ağır hasar gördü ki, Kongre ödenek verse bile Pentagon içinde bunları yeniden inşa etme isteği oldukça düşük. Birlikler daha uzak noktalara taşınacak.
Deniz yollarında durum daha da karmaşık. ABD, Hürmüz Boğazı veya Kızıldeniz’in belirli bölümlerinde “seyrüsefer özgürlüğünü” garanti edemez hale geldi. Oysa son yarım yüzyıldır ABD’nin Orta Doğu’daki varlığının temel gerekçelerinden biri tam da buydu.

ABD, Oretadoğu’daki üslerindeki askerlerini korumak için önce otellere ve ofis binalarına çekti ama İran buraları da vurunca personel büyük ölçüde boşaltıldı.
Biden yönetiminde Pentagon’un en üst düzey Orta Doğu politika yetkilisi olan ve şu anda Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü’nde görev yapan Dana Stroul, bombardıman uçaklarının ABD’ye ani transferinin iç ve dış yansımaları olacağını belirtti:
“Böylesine aceleyle alınan bir karar, operasyonel planlamayı ve birliklerin moralini ciddi şekilde bozuyor. Daha kaygı verici olanı ise stratejik düzeyde İranlıların tehlikeli bir ders çıkaracak olmasıdır: Orta Doğu’nun çok ötesindeki ABD askeri üslerine bile yaklaşabilme kapasitelerini göstererek Trump’a geri adım attırabileceklerini gördüler.”
Trump ve savunucuları ise olayları çok farklı bir çerçeveden sunuyor. Kongre ara seçim kampanyalarında Trump, İran’ı para birimi çakılmış ve çöküşün eşiğinde bir ülke olarak tanımlıyor. Uygulanan deniz ablukasının ülkeyi boğduğunu ve anlaşmaya zorlayacağını iddia ediyor. İran’ın ilerleme kaydettiğine dair her haberi ise; mühimmat sıkıntısı ve başarısızlıklardan bahseden sadakatsiz medya kuruluşlarının imal ettiği “yalan haberler” olarak niteleyip reddediyor.
İranlı yetkililer ise ilk kez ekonomik sıkıntıları kabul etti. Hazine Bakanı Scott Bessent bu hafta yaptığı açıklamada, İran’ın yeni bir petrol bakanı olduğuna dikkat çekerek sosyal medyada şu soruyu sordu: “İran’ın 25 Ağustos’tan bu yana tek bir varil ham petrolü bile gemilere yüklemediği düşünüldüğünde, yeni petrol bakanı tam olarak neyi yönetiyor?”
Ayrıca yönetim yetkilileri, tahliyeleri kısa vadeli ve ihtiyatlı adımlar olarak nitelendiriyor. Hatta alelacele çekilen B-1 uçaklarının, 1944’teki Normandiya Çıkarması hazırlıklarından bu yana ABD-İngiltere askeri işbirliğinin kalesi olan R.A.F. Fairford hava üssüne geri dönmesi de ihtimaller dahilinde. Hatta tehdit geri dönüşü engellese bile Hava Kuvvetleri yetkilileri, uzun menzilli görevleri ABD’deki üslerinden de yürütebileceklerinde ısrarcı.
Pentagon, İsrail ve Ürdün’de yeni üsler kurmayı değerlendiriyor; ancak bunlar Kongre onayı gerektiriyor ve inşası yıllar alabilir. Savunma Bakanı Hegseth geçen Çarşamba günü askerlere hitap ettiğinde Orta Doğu üslerindeki yıkımdan hiç bahsetmedi. Bunun yerine, ABD içinde kurulacak devasa yeni bir üs için eyaletlerin yarışacağını anlattı.
Trump 28 Şubat’ta İran saldırısını duyurduğunda plan bu değildi. Birkaç gün, en fazla beş altı hafta içinde zafer kazanmayı umuyordu. Trump “koşulsuz teslimiyet” talep etmiş ve çatışmanın üçüncü haftasında İran’ın tamamen yenildiğini ilan etmişti. Geçen Perşembe ise İran’ın “seçimlerden hemen sonra” pes edeceğini öne sürdü.
Bunun yerine İran, misilleme olarak Orta Doğu genelindeki ABD üslerini bombaladı. Bu durum birçok Amerikan askerinin bölgedeki otellere ve ofis binalarına taşınmasına yol açarak Trump yönetiminin savaş hazırlıklarını sorgulatır hale getirdi.
İran, korumasız otellerde kalan askerlerin yerini tespit edip buraları da hedef almaya başladı. Sadece askeri hedefler vurulmadı; Suudi Arabistan’daki CIA istasyonu da hasar gördü —İranlıların burayı kasıtlı mı hedef aldığı yoksa diplomatik bir kompleksi vururken şans eseri mi denk getirdiği hâlâ net değil.
Amerikan birliklerinin kullandığı bölgedeki 13 ana askeri üssün çoğu hızla kullanılmaz hale geldi. İran’ın bitişiğindeki Kuveyt’te bulunan üsler belki de en ağır hasarı alanlar oldu.
Shuaiba Limanı’na düzenlenen ve Kara Kuvvetleri taktik operasyon merkezini imha eden saldırıda 6 ABD askeri hayatını kaybetti. İran İHA ve füzeleri Ali Al Salem Hava Üssü’nü de hedef alarak uçak hangarlarına hasar verdi ve personeli yaraladı; Camp Buehring’de ise bakım ve yakıt tesislerini tahrip etti.
Katar’da İran, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) bölgesel hava karargâhı olan Al Udeid Hava Üssü’nü vurarak erken uyarı radar sistemine hasar verdi. Bahreyn’de, tek yönlü bir İran İHA’sı ABD 5. Filosu karargâhındaki iletişim ekipmanlarını vurdu. Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü’nde ise İran füzeleri ve İHA’ları haberleşme araçlarına ve birkaç tanker uçağına zarar verdi.
Texas A&M Üniversitesi’nden Doç. Dr. Mohammad Ayatollahi Tabaar, bu ayın başlarında Foreign Affairs dergisinde yazdığı makalede İran’ın ABD’ye karşı “gerilimi tırmandırma ve kesintisiz hücum” stratejisi benimsediğini belirtti:
“Bu durum, İran’ın mevcut pozisyonunu korumakla yetinmeyeceği veya Washington ile uzlaşmayacağı anlamına geliyor. Aksine, ABD’nin bölgesel ortaklarının ekonomilerine zarar vermek, küresel enerji piyasalarını sarsmak ve ABD askeri altyapısına yönelik saldırılarını genişletmek için daha fazlasını yapacaktır.”
Tabaar, İran’ın Körfez Arap ülkelerinde büyük ölçüde terk edilmiş olan bazı ABD üslerini ele geçirmeyi dahi deneyebileceğini öngördü; ancak İran şu ana kadar böyle bir kara harekâtından kaçındı.
Dış İlişkiler Komitesi üyesi Demokrat Senatör Christopher S. Murphy, hasarı yerinde incelemek üzere bu hafta Basra Körfezi bölgesini ziyaret etti ancak sosyal medyada Al Udeid üssüne girişine izin verilmediğini açıkladı. Pentagon sözcüsü ise Murphy’nin, Hegseth’in savaşın başında koyduğu kısıtlamalar uyarınca üsse erişim sağlayamayacağı konusunda seyahat öncesinde uyarıldığını söyledi.
Üslerin durumu Pentagon için o kadar hassas bir konu haline geldi ki, tesislerin tamiri veya yeniden inşası için onlarca milyar doları bulabileceği belirtilen maliyet tahminlerini Kongre’ye sunmayı reddediyor. Konunun tartışılmasından kaçınılmasının arkasındaki sebep net olmamakla birlikte, bu derece yüksek bir faturanın savaşa karşı çıkan adaylar için siyasi bir koz haline gelmesinden korkulduğu düşünülüyor.
Öte yandan, Orta Doğu’daki askeri operasyonları yöneten Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nda (CENTCOM) bölgedeki tesisleri yeniden konumlandırmak ve yapılandırmak için ciddi planlamalar yapılıyor.
Silahlı Hizmetler Komitesi’nin kıdemli Demokrat üyesi Senatör Jack Reed geçen ay yaptığı açıklamada durumu şöyle özetledi: “Yönetim, karşı karşıya kaldığımız mühimmat krizini kabul etmeyi ve İran tarafından ağır hasar verilen üslerin yeniden inşa maliyetlerini açıklamayı reddetse de, mali yük her ay milyarlarca dolar artmaya devam ediyor.”