İstanbul Belediye Başkanı ekrem İmamoğlu ile birlikte bir de "Casusluk Davası" adı verilen davadan yargılanan iletişimci Necati Özkan, artık karar aşlamasına gelen bu davayla ilgili ayrıntılı bir mektup gönderdi, masumiyetini ve davanın saçmalığını anlattı.
İletişimci Necati Özkan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile birlikte iki davada yargılanıyor. Bu davalardan biri, 400’den fazla sanığı olan yolsuzluk iddialı dava, diğeri ise Necati Özkan’la birlikte ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ ve ‘casus’ Hüseyin Gün’ün yargılandığı casusluk davası.
İşte bu ikinci dava artık karar aşamasında ve Necati Özkan 10Haber’e bir mektup yazarak bu davayla ilgili kendini bir kez daha savundu, davanın saçmalığını ortaya koydu. Bu mektubu aynen yayınlıyoruz:
Bundan tam bir yıl önce, 26 Ekim 2025’te, tarihimizin en hakikat dışı, en hukuk dışı davası olan “Askeri ve Siyasi Casusluk Davası” kapsamında tutuklandım. Daha ilk günden ben dahil tüm kamuoyunun anlamakta zorluk çektiği, her görüşten yurttaşımızın “bu kadar da olmaz” dediği bu davanın içeriğini size bir kez daha özetlemek istiyorum.
Böylelikle, sadece bana değil, yargı sistemimize, devletimizin esaslarına ve milletimize tehlikeli biçimde zarar veren bu keyfi zulüm hakkındaki hakikatlerin ortaya çıkmasına hizmet etmek istiyorum.
İddianamesi çıktığında, bu davada bilinçli bir şekilde hakikatin büküldüğünü, kronolojinin kasıtlı bir şekilde karıştırıldığını, böylelikle gerçeklerin anlaşılmasının taammüden engellendiğini gördük. İsnatlar topu topu 17 İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) çalışanına ait olduğu iddia edilen e-posta ve şifrelere dayanıyordu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na göre bu 17 e-posta ve şifreleri marifetiyle 23 Haziran 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Yenileme Seçimi’ne manipülasyon karıştırılmakla kalınmamış, bu yolla “casusluk” suçu da işlenmişti.
Daha 11 Mayıs 2025’teki ilk duruşma başlamadan dosyaya giren üç rapor; uzman mütalaası, bilirkişi raporu ve Terörle Mücadele Şubesi raporu ortaya koydu ki:
-Söz konusu 17 e-posta İBB veri tabanından elde edilmemiştir.
-Sızıntıların kaynağı asla İBB veri tabanı olmamıştır.
-İddianamedeki isnatların aksine ne devlet sırrı niteliğinde bir veri mevcuttur, ne de gizli kalması gereken bir bilgi, belge, veri söz konusudur.
Daha ilk celsede çöken iddianame, İBB Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı’ndan mahkemeye gönderilen resmi cevabi yazıyla bir kez daha yerle bir oldu. Söz konusu yazı, suçlamaya temel oluşturan 17 e-postanın sadece 2 tanesinin gerçek olduğunu; bunlardan da sadece 1 tanesinin gerçek kişiye ait olduğunu ortaya koydu.
29 Eylül 2026 tarihindeki 3. duruşmada mahkeme heyetine ibraz ettiğim ve İBB ana davasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca dosyaya eklenmiş bir resmi belge İBB ve iştiraklerinde sisteme ve veriye erişim yetkisi olan personelin listesini içermektedir.
19 Mart 2025’ten sonra ülkemizde görülen davardaki ikili hukuk örneklerinin en müstesnası olan “casusluk” davası, bu nedenle, sadece absürt, utanç verici ve gülünç bir dava değildir. Aynı zamanda hukukumuzun turnusol kağıdıdır.
İnsanlar fani, devletimiz bakidir. Bu günler gelip geçecek, millet bugünleri hatırlayacaktır. Sözüm ona “casusluk” davası, hakikatin özünün bizzat yargı mensupları tarafından siyasi ikballer uğruna iğdiş edildiği, kimsenin hatırlamak istemediği bir ayıp olarak hatırlanacak.
Sabrediyorum. Sebat ediyorum. Hakikate inanıyorum ve mahkemede sorduklarımı sormaya devam ediyorum:
“Siz gerçekten İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve benim 2019 yılından beri casus olduğumu mu söylüyorsunuz, ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu? Şaka gibi geliyor ama şaka dediğiniz bizim gerçekliğimiz, bu safsatadan dolayı tutukluyuz biz. Bu iddiaları ileri sürenler böyle diyor çünkü. 2019 yılından beri ‘casusmuşuz’ ve devlet bunu 2025 yılında tesadüfen öğrenmiş, bu mudur devlet ciddiyeti!”