Ağrı Dağı buzulu da Nepal gibi çöker mi: ‘Olmaz, ama olmaz olmaz’

Nepal’de yüzlerce ölüme yol açan buzul felaketi Türkiye’deki benzer riskleri de gündeme getirdi. Uzmanlar Himalayalar’daki ölçekte tehlike beklenmediğini belirtse de Ağrı Dağı başta bazı yüksek dağlık bölgelerde buzul kopması ve kaya çığlarına karşı uyarıyor.

Çevre 30 Ağustos 2026

Nepal-Tibet sınırında yüzlerce kişinin ölümüne neden olan sel felaketine büyük bir buzulun çökmesinin neden olduğu düşünülüyor.

Dağ zirvelerinde oluşması bazen binlerce yılı bulan buzullar yüzlerce metre kalınlığa ulaşabiliyor.

Normal koşullarda bu tip arazilerde ilkbaharla birlikte buzullardan yavaş yavaş eriyen sular geçtiği vadide yaşam için önemli bir kaynak işlevi görüyor.

Ancak eriyen buzullar, deprem gibi farklı nedenlerle önündeki seti aşarak büyük bir su kütlesi ve beraberinde sürükledikleriyle ölümcül felaketlere yol açabiliyor.

İklim değişikliği bu riski artıran en önemli faktörlerden biri olarak görülüyor.

Peki dünyanın en hızlı ısınan kuşaklarından Akdeniz’de yer alan Türkiye’de benzer olaylar yaşandı mı? Ağrı Dağı’ndan Cilo’ya risk var mı? 

BBC Türkçe’den Merve Kara-Kaşka’ya konuşan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tolga Görüm, Nepal-Tibet felaketinde kopan buzulun büyüklüğünün İstanbul’un Kadıköy ilçesiyle kıyaslanabilir olduğunu söylüyor.

Uzmanlar bu ölçekte bir riskin Türkiye için söz konusu olmadığını belirtiyor.

Aynı fakültede öğretim üyesi olan Prof. Dr. Mehmet Akif Sarıkaya, Türkiye’deki güncel buzul alanlarının Himalayalar’daki büyük buzul sistemlerinden farklı olarak, küçük ve topoğrafik olarak bağımsız sınırları olduğunu vurguluyor.

Buna göre Türkiye’deki buzullar dağların yüksek kesimlerinde ve izole konumda bulunuyor.

Ülkede buzul gölü patlamasına bağlı büyük ölçekli bir sel (GLOF) beklenmediğini vurgulayan Sarıkaya, Türkiye’deki buzullarda bu denli büyük bir göl oluşumu gözlenmediğini ekliyor.

Bunun yanı sıra buzul kopmalarının risk teşkil edebileceğini vurguluyor.

Bu riskin yaz aylarının sonunda ağustos sonu, eylül başı döneminde arttığına dikkat çekiyor.

Bunun yerleşim yerleri veya bölgede hayvancılık yapan kişiler için tehlike oluşturabileceğini ekliyor.

1840’ta Ağrı Dağı’nda 1.300 kişinin ölümüne yol açtı

Bilimsel kayıtlara göre buzul kopmasına bağlı sellerin Türkiye tarihinde en bilinen örneği 1840 yılında Ağrı Dağı’nın kuzeydoğu eteklerindeki Ahura Vadisi’nde (Cehennem Deresi) meydana geldi.

Felaketin sebebiyle ilgili farklı açıklamalar var.

İtalya’dan ve ABD’den araştırmacıların 2019’da Geomorphology dergisinde yayımlanan çalışması deprem ve olası volkanik faaliyet sonrasında meydana gelen hızlı kar ve buz erimesinin büyük bir çamur-buz-kaya akışına dönüştüğünü savunuyor.

Araştırmacılara göre bu akış aşağıdaki yerleşimleri vurdu ve geniş bir yelpaze şeklinde tortul alan bıraktı. Araştırmacılar olayı bir “lahar” (volkanik çamur akması) olarak yorumluyor.

Prof. Dr. Tolga Görüm bu açıklamaya tam olarak katılmıyor.

Olayda devasa bir kaya ve buz kütlesinin vadiden aşağı indiğini ve tarihi kayıtlara göre yaklaşık bin 300 kişinin öldüğünü söylüyor.

Yirmi bir kilometre öteye erişen doğa olayının Ahura Vadisi’ndeki köy yerleşimi ortadan kaldırdıktan sonra vadideki dereyi tıkadığını anlatıyor.

Buna göre yedi gün sonra bu setin yıkılmasıyla biriken suyun serbest kalması ikinci bir sele neden oldu. Olay sonucunda dağın eteklerindeki bir köyde 400 kişi hayatını kaybetti.

Uzmanların hemfikir olduğu konu ise Ağrı Dağı’nın bugün de buz kopması olasılığı açısından izlenmesi gereken alanlardan biri olduğu.

İklim değişikliğiyle birlikte Türkiye’de buzulların küçüldüğünü gösteren çok sayıda çalışma var.

İTÜ Avrasya Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nde öğretim üyesi Prof. Dr. Sarıkaya’nın uydu görüntülerine dayanan araştırmasına göre Ağrı Dağı’ndaki buz örtüsü 1976 ile 2011 arasında yaklaşık yüzde 29 küçüldü.

Araştırma buzulun alanının yaklaşık sekiz kilometrekareden altı kilometrekareye gerilediği dönemde bölgede belirgin bir sıcaklık artışı yaşandığını ortaya koyuyor.

Sarıkaya “Türkiye buzulları iklim değişikliğine karşı son derece hassas” diyor.

Buzulların geri çekilmesi yüksek dağlık alanlarda yeni küçük göllerin oluşmasına yol açabiliyor. Bununla birlikte suları tutan doğal setlerin kararlılığı, kaya düşmeleri ve buzul-kaya kopmaları gibi süreçlerin yerel ölçekte risk yaratabileceğini belirtiyor.

“Ayrıca ani erime, şiddetli yağış veya kar-buz çığları; özellikle dar vadilerde dere akımlarını ve taşkın dinamiklerini etkileyebilir” diye ekliyor.

Prof. Dr. Görüm de küresel ısınmayla birlikte buzulların erimesinin kaya çığları riskini artırmasına dikkat çekiyor.

“Yük azalıyor ve [kayanın] kayma olasılığı artıyor. Ortamda su da varsa bu tip olayların gerçekleşme ihtimali artıyor.”

Verdiği bilgiye göre, normalde kayaya yapışmış olan buzulun arkasında ve altındaki kayada çok sayıda çatlak sistemi bulunuyor. Bu çatlaklar sıcak ve soğuk döngüsü nedeniyle halihazırda genişleme eğiliminde.

Buzulların çekilmesiyle açığa çıkan kayalar daha fazla ısıya maruz kalıyor. Çatlaklara sızan su halihazırda kararsızlaşan ortamı daha da dengesizleştiriyor.

Yamaçtan dev bir kaya ve buz kütlesi kopması olasılığı artıyor. Hızı saatte 150 ila 300 km’yi bulan kütle daha fazla kaya ve toprakla birlikte önüne çıkan hemen her şeyi sürüklüyor.

Buzul kopması ve kaya çığlarını, aşırı yağış, deprem, madencilik amacıyla yapılan patlatmalar ve yol açma gibi insan faaliyetleri de tetikleyebiliyor.

İklim değişikliğine bağlı aşırı yağış veya aşırı sıcak gibi hava olayları durumu daha da kötüleştiriyor.

Prof. Dr. Görüm’ün verdiği bilgiye göre, Türkiye’de olayın örnekleri arasında 1890 yılında Erzurum civarında Devre Dağı’nda 145 kişinin ölümüne yol açan çığ var.

Bu olayın tetikleyicisinin ise o dönemde Erzincan’da meydana gelen bir depremin olduğunun düşünüldüğünü söylüyor.

Uzman isme göre Erzurum ve Artvin riskler açısından izlenmesi gereken yerler arasında.

Bir diğer riskli bölge olan Kars’ın Kağızman ilçesindeki Deniz Gölü’nü tutan setteki hareketi de uydu verileriyle takip ettiklerini belirtiyor.

Türkiye’nin buzullar açısından en yoğun bölgelerinden biri olan Hakkari’de özellikle küçük yerleşimlerin olduğu birçok alanın kırılgan olduğunu belirtiyor.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.