Birleşik Arap Emirlikleri, diğer körfez ülkeleri gibi ABD ve İsrail’in İran’a saldırısına itiraz ediyordu ama savaş başladıktan sonra bu tutumunu değiştirdi. Savaşta İran en çok BAE’yi vurdu. Şimdi anlaşılıyor ki BAE de İran’a karşı savaşta aktif rol alan tek Arap ülkesi olmuş.
A black plume of smoke rises from a warehouse at the industrial area of Sharjah City in the United Arab Emirates following reports of Iranian strikes in Dubai, United Arab Emirates, Sunday, March 1, 2026. (AP Photo/Altaf Qadri) ABD ile İran arasında bir ateşkes var, bölgede Şubat sonunda başlayan savaş günlerine göre genel olarak bir sükunet var ama daha dün Birleşik Arap Emirlikleri bir kez daha İran’dan yollanan dronlar ve füzeler tarafından saldırıya uğradığını duyurdu.
Peki ama İran neden BAE’ye saldırıyor? Bu sorunun cevabı The Wall Street Journal gazetesinin bir özel haberinde var.
Konuyla ilgili bilgi sahibi kişilerin gazeteye belirttiğine göre, Birleşik Arap Emirlikleri savaş sırasında ABD ve İsrail’le birlikte hareket ederek İran’a askeri saldırılar düzenledi. Yani bu Körfez monarşisi, İran’ın en büyük hedefi olduğu bir savaşta savaşa aktif olarak katıldı.
BAE ordusu Batı yapımı jet savaş uçakları ve gözetleme ağlarıyla iyi donanımlı. Saldırılar, ülkenin artık ekonomik gücünü ve Ortadoğu’daki artan etkisini korumak için bunları kullanmaya daha istekli olduğunu gösteriyor.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin kamuoyuna açıklamadığı saldırılar arasında, İran’ın Basra Körfezi’ndeki Lavan Adası’nda bulunan bir rafineriye yapılan saldırı da yer alıyor. Bu saldırı, Başkan Trump’ın beş haftalık bir hava harekatının ardından savaşta ateşkes ilan ettiği sıralarda, Nisan ayı başlarında gerçekleşti ve büyük bir yangına yol açarak rafinerinin kapasitesinin büyük bir kısmını aylarca devre dışı bıraktı.
İran o dönemde rafinerinin düşman saldırısı sonucu vurulduğunu söylemiş ve buna karşılık Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’e füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlemişti.

ABD, ateşkes henüz tam olarak oturmadığı için saldırıdan rahatsız olmadı ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin ve savaşa katılmak isteyen diğer Körfez ülkelerinin katılımını sessizce memnuniyetle karşıladı, diye belirtti kaynaklardan biri.
Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanlığı saldırılar hakkında yorum yapmaktan kaçındı ancak daha önceki açıklamalarında düşmanca eylemlere -askeri olarak da dahil olmak üzere- karşılık verme hakkını savunduğunu belirtti.
Pentagon yorum yapmaktan kaçındı. Beyaz Saray, Birleşik Arap Emirlikleri’nin savaş sırasındaki rolüyle ilgili soruları yanıtlamadı ancak Başkan Trump’ın elinde her türlü seçeneğin bulunduğunu ve ABD’nin İran rejimi üzerinde azami etkiye sahip olduğunu söyledi.
Ortadoğu analisti ve BAE’nin yükselişi üzerine bir kitabın yazarı Dina Esfandiary, “İran’a doğrudan saldıran bir Körfez Arap ülkesinin savaşan taraf olması önemli,” dedi. “Tahran şimdi, savaşı sona erdirmek için arabuluculuk yapmaya çalışan BAE ile diğer Körfez Arapları arasına daha fazla ayrılık sokmayı hedefleyecektir.”
Körfez ülkeleri savaştan önce hava sahalarının veya üslerinin saldırılar için kullanılmasına izin vermeyeceklerini söylemişti. Ancak savaş başladıktan sonra İran, ekonomik ve siyasi maliyetleri artırmak ve ABD ile İsrail’in saldırıyı sürdürmesini zorlaştırmak amacıyla Körfez nüfus merkezlerine, enerji altyapısına ve havaalanlarına füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenleyerek karşılık verdi.
İran, ateşinin büyük bir kısmını BAE’ye yöneltti ve İsrail de dahil olmak üzere diğer tüm ülkelerden çok daha fazla, 2.800’den fazla füze ve insansız hava aracıyla hedef aldı.
Saldırılar, BAE’nin hava trafiğini, turizmini ve emlak piyasasını ağır şekilde etkiledi ve bir dizi ücretsiz izin ve işten çıkarmaya yol açtı. Körfez yetkililerine göre, bu saldırılar aynı zamanda ülkenin stratejik bakış açısında temel bir değişikliğe neden oldu; artık İran, ülkenin yabancı yeteneklere ve güvenlik ve istikrar konusundaki itibarına dayalı ekonomik ve sosyal modelini baltalamaya çalışan haydut bir aktör olarak görülüyor.
Konuya aşina kişilere göre, BAE o zamandan beri Körfez’deki en açık çatışmacı ülke olarak ortaya çıktı ve savaş boyunca ABD ile güçlü askeri işbirliğini sürdürdü.
Londra’daki Kraliyet Birleşik Hizmetler Savunma ve Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı olan H.A. Hellyer, “Emiratiler bu savaşı istemediklerini başından beri açıkça belirttiler, ancak İran’ın BAE’ye ilk saldırılarından bu yana Abu Dabi’nin bölgesel tablonun dramatik bir şekilde değiştiğini oldukça açık bir şekilde gördüğü de açık” dedi. “Abu Dabi henüz neyi hedeflediklerini veya hedef alıp almadıklarını doğrulamadı, ancak savaşın ilk günlerinden itibaren farklı Körfez ülkelerinin savaşa daha fazla kinetik katılımının an meselesi olduğu anlaşılıyordu.”
Birleşik Arap Emirlikleri’nin savaşa katılımına ilişkin spekülasyonlar, Mart ortasından beri, İsrail veya ABD’ye ait olmadığı anlaşılan bir savaş uçağının İran üzerinde görüntülendiği zamandan beri devam ediyor.
Kamuya açık görüntüleri ve diğer bilgileri takip eden araştırmacılar, Birleşik Arap Emirlikleri tarafından kullanılan Fransız Mirage savaş uçakları ve Çin Wing Loong insansız hava araçlarının İran’da faaliyet gösterdiğini iddia eden fotoğraflara işaret ediyor.
Askeri açıdan BAE, ABD’nin yanında oldukça küçük kalıyor. Ancak Mirage uçakları ve gelişmiş F-16 savaş uçaklarından oluşan bir filoya sahip, son derece eğitimli ve yetenekli bir hava kuvvetine sahip; bu filo, yakıt ikmal uçakları, komuta ve kontrol uçakları ve gözetleme dronlarıyla destekleniyor.
Emekli ABD Hava Kuvvetleri Korgenerali Dave Deptula’ya göre, bu yetenekler, bölge için alışılmadık derecede gelişmiş bir hava gücü sağlıyor. Deptula, Çöl Fırtınası’nın hava harekatını planlamıştı.
“Hassas vuruş, hava savunması, havadan gözetleme, yakıt ikmali ve lojistik açısından çok güçlüler,” dedi Deptula. “Böyle bir hava kuvveti yeteneğine sahipseniz, neden İran’dan gelen saldırıları karşılık vermeden durasınız ki?”
Tahran’ın Körfez’i savaşa çekme stratejisi, Arap monarşileri arasındaki siyasi bölünmeleri daha da derinleştirdi ve güvenliklerini garanti altına alabilecek yeni düzenlemeler arayışına itti.
Tüm Körfez ülkeleri artan güvenlik riskleri ve Amerikan koruyucularının güvenilirliğiyle boğuşurken, Birleşik Arap Emirlikleri Başkanı’nın diplomatik danışmanı Enver Gargaş, Nisan ayında bir grup gazeteciye yaptığı açıklamada, Birleşik Arap Emirlikleri’nin ABD ile ilişkisini daha da güçlendirdiğini söyledi.
BAE, İran’ın stratejik Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetini kırmak için gerekirse güç kullanımını yetkilendiren Birleşmiş Milletler’deki bir karar taslağını destekledi.
BAE ayrıca İran’ın mali çıkarlarına karşı da hareket ederek, Tahran’la bağlantılı Dubai’deki okulları ve kulüpleri kapattı ve İran vatandaşlarına vize ve transit geçiş haklarını reddetti. Bu adımlar, Batı’nın ağır yaptırımları altında uzun süredir İran’a sağladığı ekonomik can simidini sekteye uğrattı.
İran ise BAE’yi ABD ve İsrail kampanyasına katılmakla suçlayarak karşılık verdi.