Yaşar Güler’den ‘Türk askeri Suriye’den çekilecek mi’ cevabı: Güvenlik tek başına tesis edilince yeniden değerlendirilir

Milli Savunma Bakanı "Suriye ordusu bulunduğumuz bölgelerde güvenliği tek başına tesis edebilecek imkân ve kabiliyete ulaştığında Suriye’deki askerî varlığımız yeniden değerlendirilebilecektir" dedi.

Dünya 30 Ocak 2026
Bu haber 2 ay önce yayınlandı

Milli Savunma Bakanı Güler, “Suriye ordusu bulunduğumuz bölgelerde güvenliği tek başına tesis edebilecek imkân ve kabiliyete ulaştığı zaman Suriye’deki askerî varlığımız Suriye Yönetimi ile yeniden değerlendirilebilecektir” dedi.

Milli Savunma Bakanı Güler Gazete Oksijen’e verdiği röportajda uluslararası gelişmeler ve Türkiye’nin savunma politikası ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. NATO’nun çözülmesi ihtimalinin Türkiye açısından ne gibi sonuç doğuracağı sorulan Güler NATO’nun 75 yılı aşkın süredir üye ülkelerin güvenliğini müşterek savunma anlayışıyla sağlamaya  devam ettiğini belirtti. ABD’nin, Avrupa’nın savunmasına yönelik yük paylaşımı konusundaki eleştirileri ve bu tartışmaların geçmişte de yaşandığını söyleyen Güler, şunları kaydetti:

“Ancak İttifak, bugüne kadar bu tür krizleri birlik ve dayanışma içinde aşmayı başarmıştır. Bununla birlikte, bu tartışmaların bugün daha görünür hâle gelmiş olması, NATO Antlaşması’nın özellikle beşinci maddesinde güvence altına alınan kolektif savunma ilkesinin sorgulanmasına yol açmaktadır. Bu durum yalnızca transatlantik bağların değil, daha geniş ölçekte küresel güvenlik mimarisinin geleceğine dair belirsizlikleri de artırmaktadır.

Türkiye, 1952 yılından bu yana NATO’nun güçlü ve etkin bir üyesi olarak, ittifakın savunma ve güvenlik yapısına önemli katkılar sunmaktadır. Stratejik coğrafi konumu, askeri kabiliyetleri ve sahip olduğu operasyonel tecrübe, Türkiye’yi NATO açısından vazgeçilmez bir müttefik konumuna taşımaktadır. Bununla birlikte, NATO’nun geleceğine yönelik olası senaryolar ve gelişmeler karşısında Türkiye, milli güvenliğini sadece bir ittifaka bağlı şekilde değil, çok boyutlu, proaktif ve milli çıkarları esas alan bir yaklaşımla planlamakta ve uygulamaktadır.  Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, caydırıcılığını artırmaya, yerli ve milli savunma sanayii temelli kabiliyetlerini güçlendirmeye ve bölgesel ile ikili işbirliklerini çeşitlendirmeye devam etmektedir.”

Güler’e Avrupa Güvenliği için Eylem Programı’na (SAFE) ilişkin, “Türkiye’nin bu programa dahil edilip edilmeyeceğini çok fazla dikkate almıyoruz. Çok ihtiyaç duydukları kritik bir zamanda konuşma sırası bize gelecek” açıklaması hatırlatıldı. Güler “Bu ifadeyle ne demek istediniz? ‘Türkiye’ye çok ihtiyaç duyacakları kritik bir zaman’dan ne anlaşılmalıdır” sorularına şu yanıtı verdi:

“Türkiye, Avrupa’nın savunma sanayii kapasitesinin güçlendirilmesini hedefleyen SAFE gibi girişimlerin, Avrupa’nın gerçek güvenlik ihtiyaçları ve sahadaki kabiliyet gereksinimleri çerçevesinde ele alınması gerektiğini değerlendirmektedir. Bu tür programların başarısının, siyasi saiklerle değil, somut ve hızlı katkı sağlayabilecek aktörlerin sürece dâhil edilmesiyle mümkün olacağına inanıyoruz.

Avrupa’nın kritik kabiliyet açıkları yaşadığı ve hızlı çözümlere ihtiyaç duyduğu bu dönemde, Türkiye’nin hızla gelişen savunma sanayisinin kritik bir rol oynayabileceği herkesin malumudur. Bu bağlamda, ülkemizin sahip olduğu savunma yetenekleriyle Avrupa savunmasına ve güvenliğine önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bu durum, birçok AB üyesi Müttefikimiz tarafından da dile getirilmektedir. Buna rağmen SAFE mekanizması kapsamında Türkiye’nin dışlanmasına yönelik çabalar ve AB’nin aşırı korumacı bir yaklaşımı tercih etmesi, kısa vadeli siyasi hesaplara dayanmaktadır. Bu tutum, Avrupa’nın uzun vadeli stratejik çıkarlarıyla ve kendi güvenlik ihtiyaçlarıyla çelişiyor.

Bununla birlikte Türkiye, Orta Doğu’nun uzun vadede barış, istikrar ve refah üreten bir bölgeye dönüşmesini hedeflemektedir. Kaynakların çatışmalara değil kalkınmaya yönlendirildiği bir Orta Doğu vizyonu, Türkiye’nin temel stratejik beklentilerinden biridir. Bu noktada bölgesel sahiplenme ilkesi kritik önemdedir. Bölge dışı aktörlerin yapıcı katkıları önemlidir; ancak kalıcı çözümler, esas olarak bölge ülkelerinin sorumluluk üstlenmesiyle mümkündür. Ayrıca unutulmamalıdır ki bölgesel gerilimler yalnızca askeri sonuçlar doğurmaz; enerji, ticaret, finans ve toplumsal istikrar üzerinde de doğrudan etkiler yaratır. Bu nedenle Türkiye, güvenliği yalnızca askeri bir mesele olarak değil; askeri kapasite, diplomasi, savunma sanayii ve ekonomik dayanıklılığı birlikte içeren çok katmanlı bir alan olarak ele almaktadır.”

Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile bir savunma ittifakı kurmasının söz konusu olup olmadığı sorulan Güler, Suudi Araistan ve Pakistan gibi dost ve kardeş ülkelerle savunma ve güvenlik alanındaki ilişkilerin karşılıklı çıkarlar ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesi hedefi doğrultusunda uzun süredir sürdürüldüğünü belirtti. Güler, şöyle konuştu:

“Bölgesel güvenlik ve istikrarın korunması amacıyla yürütülen çok taraflı iş birlikleri değerlendirilmeye devam etmektedir. Coğrafi konumu itibarıyla hem doğu hem batı yönlü güvenlik sınamalarıyla karşı karşıya olan ülkemiz için, esnek ve çok boyutlu güvenlik ilişkileri geliştirmek stratejik bir gerekliliktir. Türkiye’nin bu tür girişimlerdeki yaklaşımı, NATO üyeliğiyle çelişen değil, aksine tamamlayıcı niteliktedir. NATO, Türkiye’nin güvenlik politikasının temel sütunlarından biri olmaya devam etmektedir ve bu durum tartışmaya açık değildir.

Günümüz güvenlik ortamı; tehditlerin bölgesel, çok katmanlı ve hızla değişen bir karaktere sahip olduğunu göstermektedir.  Bu nedenle NATO üyeliği, Türkiye’nin başka ülkelerle savunma alanında iş birliği geliştirmesine engel değildir. Aksine bu tür ilişkiler, Türkiye’nin caydırıcılığını artıran ve bölgesel istikrara katkı sunan unsurlar olarak değerlendirilmelidir.”

Esad rejiminin devrilmesi ve yeni bir yönetimin gelmesinin ardından Türkiye’nin Suriye’deki harekat bölgelerinde ve bu bölgelerde konuşlandırdığı birliklerin durumunda, sayılarında bir değişiklik olup olmadığı, Suriye sahasındaki TSK birliklerinin sayısının ne olduğu ve Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının geleceğine nasıl baktığı sorulan Güler şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bölgesel güvenliğin sağlanması ve Suriye Ordusu’nun kapasitesinin artırılmasına yönelik Suriye Yönetimi ile yakın iş birliği içerisindeyiz ve çalışmalarımız giderek artan bir ivme ile devam etmektedir. Halihazırda Suriye’deki harekat bölgelerindeki mevcudiyetimiz Suriye makamları ile koordineli olarak sürmektedir. Terör örgütlerinin varlığının sona erdirilmesi, sınır güvenliğimizin sağlanması sonrasında, Suriye ordusu bulunduğumuz bölgelerde güvenliği tek başına tesis edebilecek imkân ve kabiliyete ulaştığı zaman Suriye’deki askeri varlığımız Suriye Yönetimi ile yeniden değerlendirilebilecektir.”

Suriye’deki mevcut durumun ve Şam yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında 18 Ocak’ta varılan mutabakatın Türkiye’nin güvenlik alanındaki kaygılarını karşılayıp karşılamadığı sorulan Güler şu yanıtı verdi:

“Sahada yaşanan son gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz. Kalıcı istikrarın yolu, terör örgütlerinin değil meşru devlet yapılarının güçlenmesinden geçmektedir. Ülkemiz, ‘Tek Devlet, Tek Ordu’ ilkesi doğrultusunda, Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğü temelinde, terör örgütleriyle mücadelesine ve savunma kapasitesinin artırılmasına destek vermeye devam edecektir.

SDG’nin 10 Mart ve 18 Ocak Mutabakatlarına koşulsuz şekilde uyarak entegrasyonu başlatması, Suriye’de kalıcı istikrarın sağlanması açısından kritik önemdedir. Biz yalnızca beyanlara değil, sahadaki fiili uygulamalara bakıyoruz. Bu kapsamda önümüzdeki dönemde odaklanacağımız başlıklar; terör örgütlerinin tamamen silahsızlandırılması ve tasfiye edilmesi ile Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit edebilecek herhangi bir durumun oluşmasının engellenmesi olacaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, ülkemizin güvenliğini tehdit eden hiçbir gelişmeye müsamaha göstermeyecek; sahadaki caydırıcılığını ve kararlılığını aynı şekilde sürdürecektir.”

Yaşar Güler “2026 yılı başı itibarıyla Türkiye’nin tehdit değerlendirmeleri/öncelikleri içinde İsrail’in konumu nedir? İlk sıralarda yer aldığı söylenebilir mi” soruları üzerine şunları kaydetti:

“İsrail makamlarının son dönemdeki açıklamaları, özellikle Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile savunma alanında geliştirdiği ilişkileri, Suriye ve Afrika’daki faaliyetleri, Türkiye tarafından yakından ve dikkatle takip edilmektedir. Türkiye, bölgede istikrarın korunması ve diyalog ortamının sürdürülmesi yönündeki kararlılığını sürdürmektedir. İsrail’in Türkiye’ye yönelik açıklamalarının ve bölgede gerilimi artırabilecek söylemlerinin, sahadaki gerçekler ve uluslararası hukuk çerçevesinde herhangi bir karşılığı bulunmadığı gibi bizim nezdimizde bir kıymetiharbiyesi de yoktur. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tehdit değerlendirme ve önceliklendirme süreci; sınır güvenliğimizi etkileyen gelişmeler, terör tehdidi, çevre coğrafyalardan kaynaklanan istikrarsızlıklar ve Türkiye’nin caydırıcılığını doğrudan ilgilendiren riskler temelinde yürütülmektedir.”

Güler “İsrail’in Suriye politikasını ve bu çerçevede Suriye’de YPG/SDG ile olan ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz” sorusu üzerine İsrail’in Aralık 2024’te askeri müdahaleler yoluyla Suriye’nin askeri altyapısını hedef aldığını hatırlattı. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler sözlerini şöyle tamamladı:

“İsrail’in bu eylemleri, 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’na aykırıdır ve bu durum Suriye’nin iç düzenini bozmaktadır. Uzun bir iç savaş sonrasında toparlanmaya ve diğer devletlerle ilişkilerini barışçıl bir şekilde yeniden inşa etmeye çalışan bir ülke üzerinde sert güce dayalı bir statüko tesis etme anlayışı, iyi niyetli tüm çabaları baltalayan bir girişimdir.

İsrail’in Suriye’de yürüttüğü faaliyetler ile terör örgütü PKK’nın uzantısı olan YPG/SDG ile temasları, bölgede zaten kırılgan olan dengeleri daha da zedelemekte ve istikrarsızlığı derinleştirmekte, bu durum sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin barış ve güvenliğine zarar vermektedir. YPG/SDG’nin meşrulaştırılmasına yönelik hiçbir girişim veya  farklı isimler ve görünüm altında desteklenmesi asla kabul edilemez.”

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.